Ses veya Görüntü Kaydı Sahteyse Nasıl İtiraz Edilir?

Duruşmada aleyhinize bir ses kaydı sunulur. Sesin tonu sizindir, konuşma biçiminiz, vurgularınız yerindedir — ama o cümleleri hiç kurmadınız. Birkaç yıl öncesine kadar böyle bir iddia mahkemede kolayca inandırıcı bulunmazdı; ses taklidi zordu, montaj belli olurdu. Bugün birkaç saniyelik bir örnekten kişinin sesiyle herhangi bir cümle üretilebiliyor.
Bu, hukuk için yeni bir suç tipinden daha derin bir sorun doğuruyor: bir delil türü kolayca üretilebilir hâle geldiğinde, o delilin ispat gücüne ne olur? Bu yazı, mahkemeye sunulan ses ve görüntü kayıtlarının gerçekliğine itiraz etmenin usulünü, Türk usul hukukunun elindeki araçlarla ve bu araçların sınırlarıyla birlikte ele alıyor.
Kısa Cevap
Ses ve görüntü kayıtları Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na göre “belge”dir (HMK m. 199); ancak sahteliğe ilişkin özel usul hükümleri “yazı veya imza” üzerine kurulduğundan (HMK m. 208), üretilmiş bir kayda karşı o usul doğrudan işlemez. Bu tür bir kayıt, hâkimin serbestçe değerlendirdiği delillerdendir (HMK m. 198). Dolayısıyla itiraz, kalıp bir “kabul etmiyoruz” beyanıyla değil, somut ve teknik incelemeye yönlendiren bir itirazla ileri sürülmelidir. Yargıtay, montaj iddiası ileri sürülen bir olayda kaydın bilirkişiye inceletilmesini, konuşmanın kim tarafından, nerede ve ne zaman yapıldığının denetime olanak verecek biçimde raporlanmasını ve gerektiğinde uzman bir kriminal ses laboratuvarından rapor alınmasını zorunlu görmüş, bunu yapmayan hükmü bozmuştur. İtiraz edildiği hâlde bu inceleme yapılmazsa ortaya ayrıca bir gerekçeli karar hakkı sorunu çıkar.
Ses ve Görüntü Kaydı Hukuken Nedir?
Başlangıç noktası açıktır. HMK m. 199 belgeyi geniş tanımlar:
“Uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları bu Kanuna göre belgedir.”
Yani bir ses kaydı ya da video, hukuken belgedir. Ancak “belge olmak” ile “kesin delil olmak” aynı şey değildir. Senet, kanunun kesin delil değeri tanıdığı özel bir belgedir; ses kaydı senet değildir. Bu kayıtlar, HMK m. 198 uyarınca hâkimin serbestçe değerlendirdiği delil grubuna girer:
“Kanuni istisnalar dışında hâkim delilleri serbestçe değerlendirir.”
Bu iki hüküm birlikte okunduğunda ortaya şu çıkar: bir ses kaydı dosyaya girebilir, ama hükme esas alınıp alınmayacağı ve ne ölçüde alınacağı hâkimin değerlendirmesine bağlıdır. Kaydın gerçekliği tartışmalıysa, bu değerlendirmenin bir dayanağı olması gerekir.

Usuldeki Boşluk: Sahtelik Hükümleri Yazı ve İmza İçin Yazılmıştır
Türk usul hukukunda bir belgenin sahteliğine karşı ayrıntılı bir mekanizma vardır. HMK m. 208 şöyle başlar:
“Taraflardan biri, kendisi tarafından düzenlendiği iddia edilen bir belgedeki yazı veya imzayı inkâr etmek isterse, sahtelik iddiasında bulunmalıdır; aksi hâlde belge, aleyhine delil olarak kullanılır.”
Hükmün devamı da aynı çerçevededir: sahtelik iddia edildiğinde belgenin mahkemeye verildiği tarih yazılıp mühürlenir ve saklanması için tedbir alınır; iddia ön sorun olarak ileri sürülebileceği gibi ayrı dava konusu da yapılabilir; resmî senetteki yazı veya imzanın inkârı ise ayrı bir davayı gerektirir.
Bu mekanizma, kâğıt üzerindeki bir belgenin fiziksel olarak incelenebileceği varsayımı üzerine kurulmuştur: bir imza vardır, bir el yazısı vardır, uzman bunları karşılaştırır. Üretilmiş bir ses kaydında ise ne yazı ne imza bulunur. Kayıt, “taraflardan biri tarafından düzenlendiği iddia edilen” bir belge de değildir; aksine, kişinin hiç katılmadığı bir olayın kaydı gibi sunulmaktadır.
Sonuç şudur: HMK m. 199 ses ve görüntüyü belge sayarken, sahtelikle ilgili ayrıntılı usul bu belge türüne göre yazılmamıştır. Bu bir kanun boşluğu değildir — ilgili kayıt takdiri delil olarak değerlendirilir — ama pratikte önemli bir sonuç doğurur: itiraz eden tarafı koruyan hazır bir usul kalıbı yoktur. Nasıl itiraz edildiği, itirazın akıbetini doğrudan belirler.
Yargıtay Ne Diyor? Montaj İddiası Karşısında Mahkemenin Ödevi
Bu noktada Yargıtay’ın bir kararı yol göstericidir.
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, E. 2022/2295, K. 2022/4956, T. 23.06.2022 (oybirliği, bozma). Olayda, kişiler arasındaki konuşmaların kayda alınması suçundan mahkûmiyet hükmü kurulmuştur. Katılan, kayıtların montajlandığını ileri sürmüş; sanık ise görüşmeyi olduğu gibi kaydettiğini savunmuştur. Mahkeme, bu çelişkiyi teknik olarak çözmeden hüküm kurmuştur.
Daire, hükmü bozarken yapılması gerekenleri sıralamıştır: kayıt sanıktan temin edilecek, bilirkişiye inceletilecek, konuşmaların hangi tarihte, nerede ve kimler arasında geçtiğini ve içeriğini “denetime olanak verecek şekilde” açıklayan bir rapor düzenlettirilecek, kayıtta montaj bulunup bulunmadığı taraflara sorulacak ve gerektiğinde uzman bir kriminal ses laboratuvarından rapor alınacaktır. Bunlar yapılmadan verilen mahkûmiyet, “eksik incelemeye dayalı” sayılmıştır.
Kararın bugünkü değeri, deepfake teknolojisiyle ilgili olmasından gelmiyor — dava 2010’lu yılların başındaki bir olaya ilişkin. Değeri, ortaya koyduğu yöntemde: bir kaydın gerçekliği ciddi biçimde tartışmalı hâle geldiğinde, mahkeme bunu kanaatle geçiştiremez; teknik incelemeye başvurmak zorundadır. Sentetik içerik yaygınlaştıkça bu ödevin kapsamı genişler, niteliği değişmez.
Kararda geçen “denetime olanak verecek şekilde” ifadesi de rastlantı değildir. Hukuk yargılamasında bilirkişi raporunun taşıması gereken nitelik de aynıdır: rapor, gerekçesiyle birlikte denetlenebilir olmalıdır (HMK m. 279/2). Bu ölçütün ayrıntısı ve Anayasa Mahkemesi’nin teknik rapora itiraz konusundaki içtihadı için algoritmik karara itiraz ve savunma hakkı yazımıza bakılabilir.

İtiraz Nasıl İleri Sürülmelidir?
Uygulamadaki en yaygın hata, itirazın soyut kalmasıdır. “Bu kaydı kabul etmiyoruz, montajdır” biçimindeki bir beyan, hâkimin serbest değerlendirmesi içinde kolayca eriyip gider. İtirazı ayakta tutan şey, incelemeye yönlendiren somutluktur.
İşe yarayan itiraz şu unsurları taşır:
- Kaydın aslı istenir. İncelenmesi gereken şey, karşı tarafın sunduğu dökümü veya sıkıştırılmış bir kopya değil, kaydın kaynak dosyasıdır. Aslı sunulamıyorsa bu, başlı başına bir eksikliktir.
- Üstveri talep edilir. Dosyanın oluşturulma tarihi, cihaz bilgisi, format ve değişiklik izleri, kaydın anlatılan hikâyeyle uyuşup uyuşmadığını gösterir.
- Kaydın zinciri sorulur. Kayıt kim tarafından, hangi cihazla alınmış; hangi eller arasında dolaşmış; dosyaya hangi ortamda sunulmuştur? Zinciri açıklanamayan bir kayıt, içeriği ne olursa olsun zayıftır.
- Somut çelişkiler gösterilir. Kaydın geçtiği iddia edilen tarihte başka yerde bulunduğunuzu gösteren belgeler, konuşmada geçen bir olgunun o tarihte henüz gerçekleşmemiş olması, arka plan seslerinin anlatılan ortama uymaması gibi doğrulanabilir olgular.
- Teknik inceleme açıkça talep edilir. Talep, sadece “bilirkişi istiyoruz” değil, neyin incelenmesini istediğinizi söyleyecek biçimde kurulmalıdır: kayıtta kesme, ekleme veya birleştirme izi bulunup bulunmadığı; kaydın tek seferde mi oluşturulduğu; sesin sentetik üretim izleri taşıyıp taşımadığı.
Bu unsurlar aynı zamanda ispat yükü bakımından da anlam taşır. HMK m. 190 uyarınca ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran taraftadır. Kaydı delil olarak sunan taraf, o kaydın anlattığı vakıayı ispat etmeye çalışmaktadır; kaydın gerçekliği ciddi biçimde sarsıldığında yük, sunan tarafın üzerinde ağırlaşır.
Ceza ve Hukuk Yargılaması Arasındaki Fark
İki yargılama türünde tablo aynı değildir.
Ceza yargılamasında şüpheden sanık yararlanır. Kaydın gerçekliği konusunda giderilemeyen bir şüphe varsa, bu şüphe sanık lehine sonuç doğurur; mahkeme ayrıca maddi gerçeği araştırmakla yükümlüdür. Yukarıdaki 12. Ceza Dairesi kararı da bu yükümlülüğün bir görünümüdür.
Hukuk yargılamasında ise hâkim, tarafların getirdiği delillerle bağlıdır ve kendiliğinden araştırma yapmaz (kural olarak). Burada itirazın kalitesi çok daha belirleyicidir: teknik inceleme talebini usulüne uygun biçimde ve süresinde ileri sürmeyen taraf, kaydın serbestçe değerlendirilmesi riskiyle karşılaşır.
Bir de her iki alanda ortak olan boyut vardır: kaydın hukuka uygun biçimde elde edilmiş olması. Hukuka aykırı yolla elde edilen delil hukuk yargılamasında da hükme esas alınamaz (HMK m. 189/2). Kendisine karşı işlenmekte olan bir suça ilişkin, başka türlü delil elde etme imkânı bulunmayan ani gelişen durumlarda yapılan kayıtlar bakımından yerleşik içtihatta kabul edilen istisnalar vardır; ancak bu istisnalar dar yorumlanır ve planlı biçimde tuzak kurarak yapılan kayıtları kapsamaz.
İtiraz Edildiği Hâlde İncelenmezse Ne Olur?
Somut bir itiraz ileri sürüldüğü hâlde mahkemenin bunu değerlendirmeden hüküm kurması, yalnızca bir eksik inceleme sorunu değildir; anayasal bir boyutu vardır.
Anayasa’nın 36. maddesindeki adil yargılanma hakkının unsurlarından olan gerekçeli karar hakkı, mahkeme kararlarının, tarafların ileri sürdüğü ve davanın sonucunu etkileyen iddia ve itirazlar hakkında delillerle bağ kurularak gerekçelendirilmesini gerektirir. Anayasa Mahkemesi bu ölçütü teknik rapora dayanan yargılamalarda açıkça uygulamaktadır.
Aytekin Bingöl, B. No: 2021/34078, T. 18.07.2024 (oybirliği, ihlal). İdari para cezasına karşı yapılan başvuruda hükme esas alınan bilirkişi raporu başvurucuya tebliğ edilmemiş; başvurucu ancak itiraz aşamasında raporun içeriğinden haberdar olabilmiştir. İtiraz mercii talebi kalıp bir gerekçeyle reddetmiştir. Anayasa Mahkemesi, hükme esas alınan raporu inceleme ve ona itirazda bulunma imkânına sahip olmayan başvurucunun iddialarının karşılanmamasını gerekçeli karar hakkının ihlali saymıştır.
Osman Sunan, B. No: 2021/56343, T. 25.06.2025 (oybirliği, ihlal). Hükme esas alınan bilirkişi raporuna karşı, aynı yapıya ilişkin başka bir dosyada farklı tespitler yapıldığı yönünde somut itirazlar ileri sürülmüş; mahkeme bu itirazları, itirazların raporu kusurlandıracak nitelikte olmadığı değerlendirmesiyle geçmiştir. Anayasa Mahkemesi bunu da ihlal saymıştır.
Bu kararlar bilirkişi raporlarına ilişkindir; ancak taşıdıkları ölçüt, bir ses kaydının gerçekliğine yönelik itiraz bakımından da aynen geçerlidir. Kaydın sahte olduğu yolunda somut ve sonuca etkili bir itiraz ileri sürülmüş, buna karşın kararda bu itiraz hiç değerlendirilmemişse, ortaya bağımsız bir hukuka aykırılık sebebi çıkar. Bu sebep, istinaf ve temyiz aşamalarında esasa ilişkin itirazlarla birlikte ileri sürülmelidir.
Buradan itiraz eden taraf bakımından pratik bir sonuç doğar: itirazın dosyada görünür olması gerekir. Duruşmada sözlü olarak dile getirilip tutanağa yansımayan bir itiraz, sonraki aşamada “ileri sürülmemiş” sayılma riski taşır. İtirazın yazılı biçimde, gerekçesiyle ve talep edilen inceleme kapsamıyla birlikte dosyaya girmesi, hem teknik incelemeye ulaşmanın hem de karşılanmadığında bunu bir hukuka aykırılık sebebi olarak ileri sürebilmenin ön şartıdır.

Bu Yolun Sınırları
Bu tartışmayı olduğundan güçlü göstermek, itiraz eden tarafa zarar verir.
Birincisi, teknik inceleme her zaman belirleyici olmaz. Bir kaydın sentetik olduğunu göstermek, sıkıştırılmış, yeniden kodlanmış veya sosyal medya üzerinden geçmiş dosyalarda güçleşir; inceleme çoğu zaman “montaj izine rastlanmamıştır” gibi olumsuz bir ifadeyle sonuçlanır. Bu, kaydın gerçek olduğunun kanıtı değildir — ama pratikte öyle okunma eğilimi vardır.
İkincisi, sentetik içerik bakımından yerleşik içtihat henüz oluşmamıştır. Yukarıda aktarılan karar klasik montaj iddiasına ilişkindir. Yapay zekâ ile üretilmiş ses ve görüntüye özgü bir Yargıtay içtihadı bu satırların yazıldığı tarihte bulunmamaktadır; mevcut ilkeler kıyas yoluyla uygulanmaktadır.
Üçüncüsü, her itiraz teknik incelemeyle sonuçlanmaz. Mahkeme, çözümü özel veya teknik bilgiyi gerektirmeyen konularda bilirkişiye başvurmayabilir (HMK m. 266). Soyut bir montaj iddiası, bu eşiği aşmaya çoğu zaman yetmez.
Dördüncüsü, sürecin bir bedeli vardır. Bilirkişi ve laboratuvar incelemesi zaman ve gider demektir; talebin, dosyanın esasını gerçekten etkileyecek bir noktada ileri sürülmesi gerekir.
Tersine Bakış: Sahtelik İddiasının Kötüye Kullanılması
Madalyonun bir de öteki yüzü var ve bu, alanın en rahatsız edici sorusu.
Sentetik içerik üretmek kolaylaştıkça, gerçek bir kaydın “bu üretilmiş” denilerek inkâr edilmesi de kolaylaşır. Bir delilin sahte olabileceği herkesçe bilinir hâle geldiğinde, gerçek deliller de şüphe altında kalır. Hukuk literatüründe bu, yalancının kazandığı pay olarak tartışılmaktadır: sahtecilik imkânının varlığı, hiçbir şey yapmadan, gerçeği söyleyen tarafın işini zorlaştırır.
Türk usul hukukunun buna karşı doğrudan bir hükmü yoktur; ancak sistemin cevabı yine aynı yerdedir. İtirazın somut olması gereği, tam da bu kötüye kullanımı sınırlar. Kaydın zincirini ve üstverisini ortaya koyabilen taraf, “bu sahtedir” diyen tarafa karşı güçlü durur. Bu yüzden kayıt alan tarafın da ödevi vardır: kaydı özgün hâliyle saklamak, dönüştürmemek, elden ele dolaştırmamak. Sentetik çağda delilin değeri, giderek içeriğinden çok kaynağının izlenebilirliğinden doğmaktadır.
Bu ikilemin mahkeme önündeki çözümü de iki uçtan birinde aranmamalıdır. Her ses kaydını sırf üretilebilir olduğu için baştan değersiz saymak, kötü niyetli tarafa elindeki en güçlü savunmayı hediye eder; her kaydı gerçek varsaymak ise üretilmiş bir delille hüküm kurulması riskini doğurur. Usul hukukunun sunduğu orta yol, kaydın gerçekliğini peşinen kabul veya ret yerine tartışmaya açmaktır: somut bir itiraz varsa teknik inceleme yapılır, inceleme sonucu gerekçesiyle birlikte değerlendirilir ve varılan kanaat kararda görünür hâle getirilir. Delilin gerçekliği konusundaki belirsizlik böylece hâkimin sezgisine değil, denetlenebilir bir sürece bağlanmış olur.
Uygulamada Ne Yapmalı?
Kayıt aleyhinize sunulduysa:
- Kaydın aslını ve üstverisini talep edin. Bunu ilk cevap veya beyan dilekçenizde yapın; sonraki aşamalarda usul engelleriyle karşılaşabilirsiniz.
- İtirazınızı somutlaştırın. Hangi bölümün, neden gerçek olmadığını; hangi doğrulanabilir olgunun kayıtla çeliştiğini yazın.
- Teknik incelemeyi kapsamıyla birlikte isteyin. Kesme ve ekleme izleri, kaydın tek seferde oluşup oluşmadığı, sentetik üretim izleri.
- Kaydın zincirini sorgulayın. Kim, hangi cihazla, ne zaman kaydetti; dosyaya nasıl ulaştı?
- Raporun denetlenebilirliğini takip edin. Gelen rapor gerekçesiz veya sonuçtan ibaretse, bunu gerekçeli olarak raporun kendisine karşı ileri sürün.
- Süreleri kaçırmayın. İtiraz ve talepler, usulüne uygun aşamada ileri sürülmediğinde pratik değerini yitirir.
Kayıt sizin lehinize bir delilse: dosyanın özgün hâlini saklayın, formatını dönüştürmeyin, cihazı mümkün olduğunca koruyun ve kaydı nasıl elde ettiğinizi baştan açıklayın.
Sık Sorulan Sorular
Ses kaydının sahte olduğunu ben mi ispatlamak zorundayım?
Kaydı sunan taraf, o kaydın anlattığı vakıayı ispat etmeye çalışan taraftır (HMK m. 190). Ancak uygulamada, kaydın gerçekliğine yönelik ciddi bir şüphe doğurmak itiraz edene düşer. Somut çelişkiler göstermek, bu şüpheyi doğurmanın yoludur.
Mahkeme her montaj iddiasında bilirkişiye gider mi?
Hayır. Çözümü teknik bilgi gerektirmeyen konularda bilirkişiye başvurulmaz (HMK m. 266). Soyut bir iddia bu eşiği aşmaz; incelemeye yönlendiren somut bir itiraz gerekir.
Karşı taraf kaydın aslını vermiyorsa ne olur?
Aslı sunulmayan bir kaydın incelenmesi teknik olarak sınırlıdır ve bu durum kaydın değerlendirilmesinde aleyhe sonuç doğurabilir. Aslın sunulmadığını ayrıca tutanağa geçirtmek gerekir.
Bilirkişi “montaj izine rastlanmadı” derse kayıt gerçek mi sayılır?
Bu ifade, kaydın gerçekliğinin kanıtı değildir; yalnızca kullanılan yöntemle iz bulunamadığını gösterir. Raporun hangi yöntemle ve hangi dosya üzerinde çalıştığı sorgulanmalıdır.
Sahte kaydı üreten kişiye karşı ne yapabilirim?
Üretilmiş içerik kişilik hakkına saldırı ve çeşitli suçlar bakımından ayrıca değerlendirilir. Bu boyut için deepfake mağdurunun suç duyurusu ve tazminat yolu ile klonlanmış ses bir menfaat elde etmek için kullanıldığında izlenecek yol bakımından yapay zekâ ile ses klonlama dolandırıcılığı yazılarımıza bakılabilir.
Sonuç
Sentetik içerik, ispat hukukuna yeni bir ilke getirmiyor; mevcut ilkelerin ağırlık merkezini kaydırıyor. Eskiden bir ses kaydı, içeriği itibarıyla neredeyse kendiliğinden inandırıcıydı. Bugün inandırıcılığı, içeriğinden çok kaynağının izlenebilirliğine bağlı hâle geliyor. Delilin kendisi kadar, nereden geldiği ve hangi eller arasında dolaştığı önem kazanıyor.
Bu kayma, itiraz eden taraf için de bir ödev doğuruyor. Hazır bir usul kalıbı bulunmadığından, korumayı sağlayan şey itirazın somutluğu oluyor. Kaydın hangi bölümünün neden gerçek olmadığını ortaya koyan, doğrulanabilir bir olguya dayanan ve incelemenin kapsamını gösteren bir itiraz, aynı sonucu hedefleyen genel bir ret beyanından çok daha güçlü durmaktadır. Bu alanda yerleşik içtihat henüz oluşmamıştır ve her uyuşmazlık kendi somut koşullarında değerlendirilmelidir.
Dayanak Mevzuat ve Kararlar
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 190 — ispat yükü
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 198 — delillerin serbestçe değerlendirilmesi
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 199 — belge
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 208 — yazı veya imza inkârı ve sahtelik iddiası
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 266 — bilirkişiye başvurulması
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 279/2 — bilirkişi raporunun gerekçesi
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 189/2 — hukuka aykırı deliller
- Yargıtay 12. Ceza Dairesi, E. 2022/2295, K. 2022/4956, T. 23.06.2022
- Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2016/2237, K. 2017/13890, T. 12.10.2017 — denetime elverişli olmayan rapora dayanılamayacağı
- Anayasa Mahkemesi, Aytekin Bingöl, B. No: 2021/34078, T. 18.07.2024
- Anayasa Mahkemesi, Osman Sunan, B. No: 2021/56343, T. 25.06.2025
- Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 36 — adil yargılanma hakkı ve gerekçeli karar hakkı
Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya vekâlet ilişkisi doğurmaz. Her uyuşmazlık kendi somut koşullarında değerlendirilmelidir.
Yayın tarihi: 11.09.2026 · Son güncelleme: 11.09.2026
Hazırlayan: Av. Şerafettin Kaya · Gebze / Kocaeli · 0534 545 23 32 · www.serafettinkaya.av.tr