Yapay Zekânın Hukuki Statüsü ve Normatif Çerçeve

Bu yazı, Yapay Zekâ ve Hukuk başlıklı beş bölümlük akademik serinin birinci bölümüdür. Seri, yapay zekâ teknolojilerinin Türk hukuk düzeni içindeki yerini; hukuki statü, sorumluluk, kişisel veri, fikrî mülkiyet ve yargı hizmetleri eksenlerinde inceler.
Kısa Cevap
Bu çalışma, yapay zekânın Türk Medeni Kanunu bakımından bir hukuk süjesi (elektronik kişilik) sayılamayacağını, ancak klasik anlamda bir “araç” olarak da nitelendirilemeyeceğini savunarak “özerk araç” kategorisini önerir. Çalışmanın temel tezi, Türk hukukunun yapay zekâ karşısındaki asıl sorununun bir düzenleme eksikliği değil, mevcut hukuki kurumların bu teknolojinin özerklik, opaklık ve öngörülemezlik özellikleri karşısında işlevini yitirmesi olduğudur.
Yapay Zekâ ve Hukuk — beş bölümlük seri
- I. Hukuki Statü ve Normatif Çerçeve (bu yazı)
- II. Sorumluluk Rejimi
- III. Kişisel Veriler ve Algoritmik Ayrımcılık
- IV. Fikrî Mülkiyet
- V. Yargı Hizmetleri ve Avukatlık Mesleği
Serinin giriş yazısı: Yapay Zekâ ve Hukuk — Kapsamlı Bir Değerlendirme
Öz
Bu çalışma, yapay zekânın Türk hukukundaki konumunu belirlemeyi ve serinin izleyen bölümlerinin dayanacağı kavramsal çerçeveyi kurmayı amaçlamaktadır. Çalışmada, yapay zekânın Türk Medeni Kanunu bakımından hukuk süjesi olamayacağı; elektronik kişilik önerisinin ise çözmeyi amaçladığı sorumluluk sorununu ağırlaştıracağı savunulmaktadır. Buna karşılık yapay zekânın klasik anlamda bir araç sayılmasının da yetersiz olduğu ileri sürülmekte ve özerk araç kategorisi önerilmektedir. Çalışmanın ikinci tezi, Türk hukukunun yapay zekâ karşısındaki sorununun bir düzenleme eksikliği değil, mevcut kurumların bu teknolojinin özerklik, opaklık ve öngörülemezlik özellikleri karşısında işlevini yitirmesi olduğudur.
Anahtar kelimeler: yapay zekâ, hukuki statü, elektronik kişilik, hak ehliyeti, özerk araç, yapay zekâ tüzüğü.
Yöntem notu. Mevzuat metinleri resmî kaynaktan tam metin olarak alınmıştır. Mevzuat taraması, resmî mevzuat veri tabanında “yapay zekâ” ibaresi üzerinden Temmuz 2026 itibarıyla yapılmıştır. Metindeki olumsuz tespitler bu tarama kapsamıyla sınırlıdır. Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi belgelerine ilişkin bilgiler ikincil kaynaklara dayanmakta olup madde düzeyinde atıf yapılmamıştır.
1. Giriş: Yanlış Kurulmuş Bir Soru
Yapay zekâ ve hukuk ilişkisi üzerine yazılan metinlerin büyük çoğunluğu, tartışmayı bir düzenleme boşluğu anlatısı üzerine kurar: teknoloji hızla ilerlemekte, hukuk geride kalmakta, dolayısıyla düzenlenmemiş bir alan doğmaktadır. Bu anlatı yaygındır; ancak Türk hukuku bakımından büyük ölçüde yanıltıcıdır.
Türk hukukunda yapay zekâ kaynaklı bir zarar hukuken değerlendirilemez değildir. Aksine, uygulanabilecek çok sayıda hüküm mevcuttur: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun haksız fiil (m.49), adam çalıştıranın sorumluluğu (m.66), hayvan bulunduranın sorumluluğu (m.67), tehlike sorumluluğu (m.71) ve ifa yardımcısının fiilinden sorumluluk (m.116) hükümleri; 7223 sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu’nun ürün sorumluluğu rejimi; 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun; 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu; 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu. Normatif malzeme yoktur denemez.
Buna karşılık bu seride savunulacak tez şudur: Türk hukukunun yapay zekâ karşısındaki asıl sorunu maddi hukuk düzeyinde bir eksiklik değil, mevcut kurumların işletilebilirliğindeki daralmadır. Hükümler sorumluluğun kime yükleneceğini soyut olarak söyleyebilmektedir; ancak bu hükümlerin işleyebilmesi için gereken unsurlar — kusurun veya uygunsuzluğun ispatı, illiyet bağının kurulması ve kararın gerekçelendirilmesi — yapay zekânın üç yapısal özelliği karşısında fiilen elde edilemez hâle gelmektedir:
- Özerklik (autonomy): Sistem, çıktı üretirken her adımda insan iradesine bağlı değildir; girdiden çıktıya giden yolu kendisi belirler.
- Opaklık (opacity): Sistemin belirli bir çıktıya neden ulaştığı, geliştiricileri bakımından dahi tam olarak açıklanabilir değildir. Literatürde “kara kutu” sorunu olarak anılan olgu budur.
- Öngörülemezlik (emergence): Sistem, eğitim sırasında kendisine öğretilmemiş davranışlar sergileyebilir; çıktı kümesi, geliştiricinin tasarım iradesiyle sınırlı değildir.
Bu üçlü, klasik sorumluluk hukukunun varsaydığı insan davranışı → kusur → zarar zincirini kırar. Serinin izleyen bölümleri bu tezi sorumluluk hukuku, kişisel verilerin korunması, fikrî mülkiyet ve yargılama hukuku alanlarında sınayacak; her alanda işlevsizleşmenin hangi düzeyde gerçekleştiğini gösterecektir. Bu ilk bölümde ise daha temel bir soru ele alınmaktadır: yapay zekâ, hukuk düzeni içinde nedir?
2. Kavramsal Çerçeve
2.1. Teknik taksonomi ve hukuki sonuçları
“Yapay zekâ” ifadesi tek bir teknolojiye değil, birbirinden hukuken farklı sonuçlar doğuran bir teknoloji ailesine işaret eder:
- Kural tabanlı (sembolik) sistemler: Davranışı, insan tarafından önceden yazılmış açık kurallarla belirlenir. Hukuken klasik yazılımdan farklı değildir; çıktı tasarımcının iradesine geri götürülebilir. Opaklık sorunu yoktur.
- Makine öğrenmesi sistemleri: Davranışı, eğitim verisinden istatistiksel örüntü çıkararak öğrenir. Tasarımcı kuralı değil, öğrenme yöntemini belirler. Kusur değerlendirmesi, çıktının kendisinden veri seçimi ve model tasarımına kayar.
- Derin öğrenme ve temel modeller (foundation models): Çok katmanlı yapay sinir ağlarıyla çalışan, çok amaçlı ve üretken çıktı verebilen sistemler. Opaklık ve öngörülemezlik en yüksek düzeydedir.
Bu ayrım hukuken önemsiz değildir. Kural tabanlı bir karar destek sisteminin hatalı çıktısında kusur ispatı mümkündür; büyük bir dil modelinin hatalı çıktısında çoğu zaman değildir. Dolayısıyla yapay zekâyı tek bir hukuki rejime tâbi tutmak baştan kusurludur; düzenleme, risk ve özerklik derecesi ölçütlerine göre kademelendirilmelidir.
2.2. Tanım yapmanın hukuki riski
Tanım fazla dar tutulursa, düzenleme yürürlüğe girdiği anda teknolojik olarak aşılmış olur ve kapsam dışı kalan sistemler denetimsizleşir. Tanım fazla geniş tutulursa, sıradan istatistiksel yazılımlar dahi ağır yükümlülüklere tâbi tutularak ölçülülük ilkesi zedelenir. Bu nedenle çağdaş düzenleme tekniği, teknoloji-nötr tanım ile risk temelli kademelendirme formülüne yönelmiştir: sistem, hangi teknikle çalıştığına göre değil, ne yaptığına ve hangi menfaati ne ölçüde tehdit ettiğine göre sınıflandırılır.
3. Yapay Zekâ Hukuk Süjesi Olabilir mi?
Tartışmanın en çok ilgi çeken başlığı budur ve Türk doktrininde geniş biçimde işlenmiştir (bk. KARA KILIÇARSLAN; BAK; KÜÇÜK; DOĞAN; ÇAĞLAYAN AYGÜN; SÖĞÜTLÜ).
3.1. Türk hukukunda kişiliğin kazanılması
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu bakımından hukuk süjesi olmanın iki yolu vardır.
Gerçek kişilik TMK m.28 uyarınca “çocuğun sağ olarak tamamıyla doğduğu anda başlar ve ölümle sona erer”; biyolojik bir olguya bağlanmıştır. Bir yazılımın bu tanıma girmesi mümkün değildir.
Tüzel kişilik bakımından TMK m.47 şu hükmü içerir: “Başlıbaşına bir varlığı olmak üzere örgütlenmiş kişi toplulukları ve belli bir amaca özgülenmiş olan bağımsız mal toplulukları, kendileri ile ilgili özel hükümler uyarınca tüzel kişilik kazanırlar.”
Madde metninin dikkatle okunması gerekir. Hüküm, tüzel kişiliğin doğrudan “kanunun öngördüğü hâllerde” kazanılacağını söylemez; kişiliğin, o kişilik türüne ilişkin özel hükümler uyarınca doğacağını belirtir. Kişilik türlerinin sınırlı sayıda olduğu (numerus clausus) yönündeki sonuç, madde lafzından doğrudan değil, Türk doktrininin baskın görüşünden çıkar. Kazanma usulü de türe göre değişir: dernekler TMK m.59 uyarınca kuruluş bildirimini mülkî idare amirine verdikleri anda, herhangi bir tescil şartı olmaksızın tüzel kişilik kazanır; vakıflar ise tescille.
Bu tablo karşısında varılan sonuç şudur: yapay zekâ, ne gerçek kişilik ne de mevcut tüzel kişilik türlerinden birine girer. Ona kişilik tanınabilmesi, kanun koyucunun bu yönde özel bir düzenleme yapmasına bağlıdır. Böyle bir düzenleme mevcut değildir; dolayısıyla de lege lata yapay zekâ, hak ehliyetine sahip olmayan bir hukuki nesnedir.
3.2. “Elektronik kişilik” önerisi ve eleştirisi
Avrupa Parlamentosu’nun 16 Şubat 2017 tarihli, Robotik Alanında Medeni Hukuk Kurallarına İlişkin Komisyona Tavsiyeler kararında (2015/2103(INL)), en gelişmiş otonom robotlar bakımından uzun vadede bir “elektronik kişilik” statüsü tanınması olasılığının incelenmesi önerilmişti. Öneri geniş yankı uyandırmış; ancak ne doktrinde ne de sonraki AB düzenleme pratiğinde benimsenmiştir. 2024/1689 sayılı Yapay Zekâ Tüzüğü, yapay zekâ sistemlerine kişilik tanımaz. Türk doktrininde de öneri ağırlıklı olarak eleştirilmektedir (bk. ÖZKAN ŞAHİN / ŞAHİN; ERMEYDAN / ETLİOĞLU ERÇETİNGÖZ).
Öneriye yöneltilebilecek başlıca itirazlar şunlardır.
a) Kişilik, tazmin kaynağı gerektirir. Hukuki kişiliğin işlevi, hak sahibi olmak kadar borç altına girebilmektir. Borç altına girmek teorik olarak malvarlığı gerektirmez — malvarlığı bulunmayan gerçek kişi de borçludur. Ancak sorumluluğun işlevsel olabilmesi, borcun karşılanabileceği bir kaynağın bulunmasına bağlıdır. Tüzel kişilerde bu ihtiyaç sermaye ve malvarlığı rejimiyle karşılanır. Yapay zekâ sistemine kişilik tanınsa dahi, arkasında ayrılmış bir malvarlığı bulunmadıkça zarar gören tahsil imkânından yoksun kalacaktır. Böyle bir kişilik, zarar görenin durumunu iyileştirmez; arkasındaki gerçek sorumluları perdeleyerek kötüleştirir.
b) Ehliyet, irade unsurunu gerektirir. Türk hukukunda fiil ehliyeti TMK m.9’da düzenlenmiş; koşulları m.10’da “ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kişi” biçiminde sayılmıştır. Unsurlardan biri olan ayırt etme gücü ise m.13’te akla uygun biçimde davranma yeteneği olarak tanımlanır. İstatistiksel örüntü üretimi bu tanımı karşılamaz. Bir dil modelinin çıktısı, dilbilgisel olarak tutarlı olması nedeniyle irade beyanı sayılmaz; irade beyanı, bir iradenin beyanıdır.
c) Öneri, çözmeyi amaçladığı sorunu üretir. Elektronik kişilik önerisinin gerekçesi, sorumluluk zincirinin belirsizleşmesidir. Ancak sisteme kişilik tanımak, sorumluluğu üretici, işleten ve kullanıcıdan alıp malvarlığı bulunmayan bir kurguya aktarmak anlamına gelir. Bu, sorumluluğun tespiti değil, ilgası olur.
3.3. “Özerk araç” kategorisi ve hukuki sonuçları
Yapay zekânın hukuk süjesi olmadığı sonucu, onun klasik anlamda bir araç olduğu sonucunu vermez. Çekiç ile büyük bir dil modeli arasında yalnızca karmaşıklık farkı değil, niteliksel bir fark vardır. Çekicin verdiği zararda araç ile kullanıcının iradesi arasında kesintisiz bir bağ bulunur; özerk bir sistemde bu bağ, sistemin kendi karar süreci tarafından zayıflar.
Bu nedenle daha isabetli olan, yapay zekâyı özerk araç olarak nitelendirmektir: hukuken nesne, işlevsel olarak karar verici. Bu nitelendirme yalnızca betimleyici değildir; dört hukuki sonuç doğurur.
i) Sorumluluk, araca değil aracı kullanana bağlanır. Nesne olan bir varlık sorumluluk süjesi olamayacağından, sorumluluk zorunlu olarak insan aktörlere dağıtılır. Bu, “kimse sorumlu değil” sonucunu baştan dışlar.
ii) Belirleyici olan mülkiyet değil, hâkimiyettir. Aracın kimin mülkiyetinde olduğu değil, kimin yararına ve kimin denetiminde çalıştığı önem taşır. Bu ölçüt, TBK m.67’deki “bakımını ve yönetimini üstlenen kişi” ifadesinde ve Avrupa Birliği düzenlemesindeki deployer kavramında karşılığını bulur.
iii) Özen borcu, araç seçimini de kapsar. Aracı kullanmayı seçmek bir davranıştır. Kullanıcı, seçtiği aracın öngörülebilir risklerinden sorumludur; “araç öyle davrandı” savunması, aracın nesne niteliği karşısında dinlenemez.
iv) Mevcut kalıplar arasında bir boşluk kalır. Hukukumuz, yapı eseri ve işletme faaliyetinden doğan zararlar için kusursuz sorumluluk kalıpları (TBK m.69, m.71), hayvanlar için ara bir rejim (m.67) ve insan davranışı için kusur sorumluluğu geliştirmiştir. Karar veren nesne kategorisi için özel olarak tasarlanmış bir kalıp bulunmamaktadır. Bu eksikliğin mevcut hükümlerin yorumuyla nasıl karşılanabileceği, serinin ikinci bölümünün konusudur.
4. Karşılaştırmalı Normatif Manzara
4.1. Avrupa Birliği: risk temelli piramit
2024/1689 sayılı Yapay Zekâ Tüzüğü, yapay zekâya ilişkin ilk kapsamlı yatay düzenleme niteliğindedir. 1 Ağustos 2024’te yürürlüğe girmiş; yükümlülükleri kademeli bir takvimle uygulanmaya başlamıştır. Sistemler yarattıkları riske göre dört kademeye ayrılır:
- Kabul edilemez risk: Bilinçaltı manipülasyon teknikleri, kişilerin zafiyetlerinin istismarı, sosyal puanlama, salt profillemeye dayalı suç riski tahmini, yüz görüntülerinin hedefsiz toplanmasıyla veri tabanı oluşturma, işyeri ve eğitim kurumlarında duygu çıkarımı ve belirli biyometrik kategorilendirme uygulamaları yasaklanmıştır. Sosyal puanlama yasağının yalnızca kamu otoritelerini kapsadığı yönündeki yaygın bilgi, Tüzüğün 2021 tarihli taslak metnine aittir; kabul edilen metinde bu sınırlama bulunmamakta, yasak özel aktörleri de kapsamaktadır.
- Yüksek risk: İstihdam ve işe alım, eğitim, kredi değerlendirmesi, kritik altyapı, adalet hizmetleri ve kolluk gibi alanlarda kullanılan sistemler. Yasak değildir; ancak risk yönetim sistemi, veri yönetişimi, teknik dokümantasyon, kayıt tutma, şeffaflık, insan gözetimi ve uygunluk değerlendirmesi yükümlülüklerine tâbidir.
- Sınırlı risk: Esas olarak şeffaflık yükümlülüğü; kullanıcının bir yapay zekâ ile etkileşimde olduğunu bilmesi ve sentetik içeriğin işaretlenmesi gerekir.
- Asgari risk: Serbest kullanım; gönüllü davranış kuralları teşvik edilir.
Tüzük ayrıca, bu dört kademeli yapıdan bağımsız olarak genel amaçlı yapay zekâ modelleri (GPAI) için ayrı bir rejim öngörür. Belirli bir kullanım alanına özgülenmemiş, çok amaçlı kullanılabilen temel modeller bakımından sağlayıcılara teknik dokümantasyon, telif hukukuna uyum politikası oluşturma ve eğitim verisi hakkında özet yayımlama yükümlülükleri getirilmiş; sistemik risk taşıyan modeller için ek yükümlülükler öngörülmüştür. Bu rejim, serinin dördüncü bölümünde ele alınacak eğitim verisi tartışması bakımından doğrudan önem taşır.
Düzenlemenin hukuk tekniği bakımından en dikkat çekici yönü, yapay zekâyı bir ürün güvenliği meselesi olarak kurgulamasıdır. Tüzük, sisteme kişilik tanımak yerine, tedarik zincirindeki sağlayıcı ve kullanıcı-işleten rollerine ayrı yükümlülükler bağlayarak sorumluluğu insanlara geri döndürür. Bu yaklaşım, yukarıda savunulan “özerk araç” nitelendirmesiyle uyumludur.
4.2. Avrupa Konseyi Çerçeve Sözleşmesi
Avrupa Konseyi bünyesinde hazırlanan Yapay Zekâ ve İnsan Hakları, Demokrasi ve Hukukun Üstünlüğü Hakkında Çerçeve Sözleşme, 5 Eylül 2024’te imzaya açılmıştır. Sözleşme, AB Tüzüğü’nden farklı olarak ayrıntılı teknik yükümlülükler getirmez; yapay zekâ yaşam döngüsünün insan hakları, demokrasi ve hukuk devleti ilkeleriyle uyumlu yürütülmesine ilişkin çerçeve ilkeler öngörür.
4.3. Yaklaşım farklılıkları
Karşılaştırmalı hukukta üç model gözlenmektedir. Avrupa Birliği, temel hak eksenli ve önleyici (ex ante) kapsamlı düzenlemeyi tercih etmiştir; düzenleyici maliyeti yüksek, öngörülebilirliği fazladır. Amerika Birleşik Devletleri’nde federal düzeyde kapsamlı bir yasa bulunmamakta; düzenleme sektörel mevzuat, eyalet kanunları ve yargı içtihadı yoluyla sonradan (ex post) gelişmektedir; bu model yenilik önündeki engelleri azaltmakla birlikte hak sahibi bakımından belirsizlik üretir. Çin ise algoritmik öneri sistemleri ve üretken yapay zekâ bakımından hızlı ve doğrudan düzenleme yapmakta; ancak düzenlemenin ekseninde bireysel haklar kadar içerik denetimi ve kamu düzeni yer almaktadır.
Üç modelin ortak noktası, hiçbirinin yapay zekâya hukuki kişilik tanımamasıdır. Tartışma, sistemin kişi olup olmadığı ekseninden çıkmış; sistemin arkasındaki hangi insana, hangi ölçüde sorumluluk yükleneceği eksenine yerleşmiştir.
5. Türkiye: Sessizlik Değil, Dolaylılık
Türk mevzuatında yapay zekâya özgü bir çerçeve kanun bulunmamaktadır. Mevzuat veri tabanında “yapay zekâ” ibaresi taranarak ulaşılan düzenlemelerin tamamına yakını, üniversiteler bünyesinde yapay zekâ uygulama ve araştırma merkezi kurulmasına ilişkin yönetmeliklerdir. Bu düzenlemeler teknolojinin kullanımına ilişkin hiçbir maddi hukuk kuralı içermez; yalnızca akademik birim teşkilatlanmasını düzenler.
Bu tablo iki biçimde okunabilir: alanın düzenlenmemiş olduğu veya alanın genel hükümlerle düzenlenmiş olduğu okuması. İkincisi daha isabetlidir. Türk hukukunda yapay zekâ kaynaklı bir uyuşmazlık dayanaksız kalmaz; TBK, 7223, KVKK, TKHK ve FSEK hükümleri uygulanır. Kanun koyucu, teknolojiye özgü kanun çıkarmak yerine genel hükümlerin yorumuna güvenmeyi tercih etmiş görünmektedir. İdare hukuku bakımından bu tercihin sonuçları Türk doktrininde ayrıca incelenmiştir (bk. KAĞITCIOĞLU).
Bu tercihin bedeli öngörülebilirliğin kaybıdır. Yapılan içtihat taramasında, yapay zekâ kaynaklı zarardan doğan hukuki sorumluluğa ilişkin bir Yargıtay veya Danıştay kararına rastlanmamıştır. “Yapay zekâ” ibaresinin geçtiği kararlar; kamu ihalesi uyuşmazlıkları, yükseköğretim işlemleri, marka hukuku ve bir ses kaydının yapay zekâ ile üretilmiş olabileceğine dair ceza yargılamasındaki savunmayla sınırlıdır. Uygulayıcı, elinde hüküm bulunan; fakat o hükmün nasıl işletileceğini gösteren yargısal birikimin henüz oluşmadığı bir alanda çalışmaktadır.
5.1. Politika belgeleri ve yumuşak hukuk
Türkiye’de alana ilişkin yönlendirme, bağlayıcı olmayan politika belgeleri üzerinden yürümektedir. Ulusal Yapay Zekâ Stratejisi, kurumsal kapasite ve ekosistem geliştirmeye odaklanan bir yol haritası niteliğindedir; hak ve yükümlülük doğuran bir düzenleme değildir. Kişisel Verileri Koruma Kurumu’nun yayımladığı rehberler de idari yorum değeri taşır.
Yumuşak hukuk araçlarının işlevi yadsınamaz. Ancak temel hakları doğrudan etkileyen bir teknolojinin, Anayasa m.13 anlamında kanunla düzenlenmesi gereken yönleri bulunduğu açıktır. Özellikle biyometrik tanıma, kamusal alanda gözetim ve idari kararların otomatikleştirilmesi bakımından yumuşak hukukun yeterli olmadığı savunulabilir.
6. Değerlendirme ve Serinin Yol Haritası
- Yapay zekâ, Türk hukukunda hukuk süjesi değildir ve olması için hukuki bir gerekçe de bulunmamaktadır. Elektronik kişilik önerisi, çözmeyi amaçladığı sorumluluk sorununu ağırlaştırır.
- Yapay zekâ, klasik anlamda basit bir araç da değildir. “Özerk araç” nitelendirmesi, hukuki nesne olma ile fiilî karar vericilik arasındaki gerilimi yansıtır ve sorumluluğun hâkimiyet ölçütüne göre dağıtılmasını gerektirir.
- Türkiye’de yapay zekâya özgü çerçeve kanun yoktur; alan genel hükümlerle idare edilmektedir. Bu bir sessizlik değil, dolaylılık hâlidir.
- Asıl sorun, uygulanacak hükmün bulunmaması değil; bu hükümlerin gerektirdiği kusur, uygunsuzluk, illiyet ve gerekçe unsurlarının opak ve özerk sistemler karşısında ispat edilememesidir.
İkinci bölüm, yapay zekâ kaynaklı zararlarda sorumluluk rejimini; TBK m.66/3, m.67, m.71 ve m.116 ile 7223 sayılı Kanun’un ürün sorumluluğu hükümleri çerçevesinde, güncel Yargıtay içtihadı ışığında ele alacaktır. Üçüncü bölüm, KVKK m.11/1-(g)’nin otomatik kararlar karşısındaki yetersizliğini ve algoritmik ayrımcılığın İş Kanunu m.5 ile anayasal çerçevedeki görünümünü inceleyecektir. Dördüncü bölüm, FSEK’in “hususiyet” ölçütü karşısında üretken yapay zekâ çıktısının eser sayılıp sayılamayacağını ve eğitim verisinin telif hukuku karşısındaki durumunu tartışacaktır. Beşinci bölüm, yapay zekânın yargı hizmetlerinde ve avukatlık mesleğinde kullanımını değerlendirerek seriyi tamamlayacaktır.
Sık Sorulan Sorular (SSS)
Türkiye’de yapay zekâyı düzenleyen bir kanun var mı?
Yapay zekâya özgü bir çerçeve kanun bulunmamaktadır. Mevzuatta “yapay zekâ” ibaresinin geçtiği düzenlemelerin neredeyse tamamı, üniversitelerde araştırma merkezi kurulmasına ilişkin yönetmeliklerdir. Uyuşmazlıklarda Türk Borçlar Kanunu, 7223 sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ve Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun genel hükümleri uygulanır.
Yapay zekâ hukuken kişi sayılabilir mi?
Hayır. Türk Medeni Kanunu’nda gerçek kişilik doğumla başlar; tüzel kişilik ise ancak o kişilik türüne ilişkin özel hükümler uyarınca kazanılır. Kanunda öngörülmeyen bir kişilik türü yorum yoluyla yaratılamaz. Ayrıca yapay zekânın ayrılmış bir malvarlığı bulunmadığından, kendisine kişilik tanınması zarar görenin durumunu iyileştirmez.
Yapay zekânın verdiği zarardan kim sorumlu olur?
Somut olaya göre sistemi geliştiren, piyasaya süren, işleten veya kullanan kişiler sorumlu tutulabilir. Sistem bir ürün niteliğindeyse 7223 sayılı Kanun’un ürün sorumluluğu rejimi öne çıkar. Bu konu serinin ikinci bölümünde ayrıntılı olarak ele alınmaktadır.
Avrupa Birliği’nin Yapay Zekâ Tüzüğü Türkiye’de uygulanır mı?
Tüzük doğrudan Türk hukukunun parçası değildir. Ancak Birlik pazarına ürün veya hizmet sunan Türkiye merkezli şirketler bakımından fiilî olarak bağlayıcı sonuçlar doğurabilir. Ayrıca Tüzük’ün benimsediği risk temelli yaklaşımın, olası bir ulusal düzenlemeye model oluşturması beklenmektedir.
Sonuç
Yapay zekâ tartışmasında hukukçunun ilk görevi, soruyu doğru kurmaktır. Sorun, yapay zekânın hukuk tanımaz bir alan yaratması değildir; sorun, tanıdığımız hukukun gerektirdiği ispat araçlarının bu teknoloji karşısında körelmesidir. Bu tespit çözümün yönünü de gösterir: yeni bir kişilik kategorisi icat etmek yerine, mevcut sorumluluk kalıplarının ispat yükü ve karine yönünden yeniden düzenlenmesi gerekmektedir.
Serinin ikinci bölümünde, bu yeniden düzenlemenin Türk sorumluluk hukuku içinde hangi hükümler üzerinden yapılabileceği incelenecektir.
Kaynakça
Doktrin
- BAK, Başak: “Medeni Hukuk Açısından Yapay Zekânın Hukuki Statüsü ve Yapay Zekâ Kullanımından Doğan Hukuki Sorumluluk”, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, 2018, s. 211-232.
- ÇAĞLAYAN AYGÜN, Gözde: “Yapay Zekânın Hukuki Statüsüne İlişkin Bir Değerlendirme”, Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi, 2023, s. 1149-1179.
- DOĞAN, Erdem: “Dijital Çağda Yeni Bir Hukukî Kişilik Arayışı: Yapay Zekâ”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, 2022, s. 213-256.
- ERMEYDAN, Damla / ETLİOĞLU ERÇETİNGÖZ, Seçil: “Avrupa Birliği Yapay Zekâ Tüzüğü Uyarınca Kişilik Kapsamında Yapay Zekâ”, Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2024, s. 1415-1452.
- KAĞITCIOĞLU, Mutlu: “Yapay Zekâ ve İdare Hukuku (Bugünden Geleceğe Yönelik Bir Değerlendirme)”, Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi, 2021, s. 118-168. DOI: 10.32957/hacettepehdf.874993
- KARA KILIÇARSLAN, Seda: “Yapay Zekanın Hukuki Statüsü ve Hukuki Kişiliği Üzerine Tartışmalar”, Yıldırım Beyazıt Hukuk Dergisi, 2019, s. 363-389.
- KÜÇÜK, Emin Seyyid: “Yapay Zekâ Varlıklarının Hukuki Statüsü Üzerine Disiplinler Arası Bir Muhakeme”, Bilişim Hukuku Dergisi, 2024, s. 198-269. DOI: 10.55009/bilisimhukukudergisi.1384191
- ÖZKAN ŞAHİN, Gizem / ŞAHİN, Çağatay: “Yapay Zekalı Varlıklara Elektronik Kişilik Modeli Tanınmasına İlişkin EuRobotics Raporu ve Fikri Mülkiyet Sorunu Bağlamında Meseleye Yaklaşım”, İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2022, s. 110-128. DOI: 10.21492/inuhfd.981080
- SÖĞÜTLÜ, Özlem: “Yapay Zekâ Özelinde Yapay Durumdan Hukukî Duruma Geçiş Mümkün mü?”, İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2025, s. 421-435. DOI: 10.21492/inuhfd.1666397
Mevzuat: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu · 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu · 7223 sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu · 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası.
Uluslararası belgeler: Avrupa Parlamentosu’nun 16.02.2017 tarihli Robotik Alanında Medeni Hukuk Kurallarına İlişkin Kararı (2015/2103(INL)) · (AB) 2024/1689 sayılı Yapay Zekâ Tüzüğü · Avrupa Konseyi Yapay Zekâ ve İnsan Hakları, Demokrasi ve Hukukun Üstünlüğü Hakkında Çerçeve Sözleşme (05.09.2024).
Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır ve hukuki görüş niteliği taşımaz. Her uyuşmazlığın kendine özgü koşulları vardır; somut olayınız için mutlaka bir avukata danışınız.
Yararlanılan Mevzuat
- Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.13
- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.9
- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.10
- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.28
- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.47
- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.59
- 4857 sayılı İş Kanunu m.5
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.49
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.66
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.67
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.69
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.71
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.116
- 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu m.11
Yayın tarihi: 30.07.2026 · Son güncelleme: 30.07.2026
Hazırlayan: Av. Şerafettin Kaya · Gebze / Kocaeli · +90 534 545 23 32 · www.serafettinkaya.av.tr