İdare Hukukunda İdarenin Sözleşmeleri ve Kamu İhale Rejimi: İdari Sözleşme Ölçütleri, Ayrılabilir İşlem Kuramı

İdare Hukukunda İdarenin Sözleşmeleri ve Kamu İhale Rejimi: İdari Sözleşme Ölçütleri, Ayrılabilir İşlem Kuramı ve Yargı Yolu (Yargısal İçtihatlar Işığında)

Yazar: Avukat Şerafettin Kaya

Yazar: Av. Şerafettin Kaya
Tarih: Temmuz 2026


Kısa Cevap

Bir sözleşmenin idari sözleşme sayılması için idarenin taraf olması yetmez; sözleşmenin doğrudan bir kamu hizmetinin yürütülmesine ilişkin olması ve idareye özel hukukta bulunmayan üstün yetkiler tanıyan kamusal şartlar içermesi gerekir. Uygulamada üç ölçüt birlikte aranır: organik ölçüt (taraflardan biri idare), maddi ölçüt (konunun kamu hizmeti olması) ve biçimsel ölçüt (kamu gücüne dayalı hükümler). Bu nitelendirme doğrudan yargı yolunu belirler: idari sözleşmeden doğan uyuşmazlık idari yargıda, idarenin özel hukuk sözleşmesinden doğan uyuşmazlık adli yargıda görülür. Kamu ihalelerinde sözleşme imzalanmadan önceki işlemler ise ayrılabilir işlem kuramı uyarınca ayrıca iptal davasına konu edilebilir.

Kısa Özet

İdare, kamu hizmetlerini yürütürken tek yanlı, icrai idari işlemler tesis etmenin yanı sıra çift yanlı hukuki işlemler olan sözleşmeler de akdeder. İdarenin taraf olduğu sözleşmeler hukuki rejim bakımından “idari sözleşmeler” ve “idarenin özel hukuk sözleşmeleri” olarak iki temel kategoriye ayrılır. Bir sözleşmenin idari sözleşme sayılabilmesi için taraflardan birinin mutlaka kamu tüzel kişisi olması, sözleşmenin doğrudan doğruya bir kamu hizmetinin yürütülmesine ilişkin bulunması ve sözleşmede özel hukukta rastlanmayan kamu gücü ayrıcalıkları ile üstün yetkilerin (kamusal şartlar / clauses exorbitantes) yer alması gerekir. İdari sözleşmelerde idare, kamu yararını ve hizmetin sürekliliğini sağlamak gayesiyle tek taraflı değişiklik yapma (mutabilite ilkesi), yaptırım uygulama ve sözleşmeyi tek taraflı feshetme gibi olağanüstü yetkilere sahiptir. Bu çalışmada; idarenin sözleşmelerinin dogmatik temelleri ve idari sözleşme ölçütleri incelenmekte, kamu ihale hukukunda sözleşme öncesi ve sözleşme sonrası aşamalar arasındaki yargı yolu ayrımı ile bu ayrımı esneten “ayrılabilir işlem kuramı” Danıştay 13. Dairesinin 2018 tarihli kararı ışığında tahlil edilmektedir. Ayrıca, idarenin özel hukuk sözleşmelerinde dahi kamu gücüne ve kamu otoritesine dayanarak tek taraflı fesih işlemi tesis etmesinin hukuki niteliği ile adli yargı yerlerince verilen ihtiyati tedbir kararlarının idari kararlara etkisi, Danıştay 1. Dairesinin emsal içtihadı ekseninde analiz edilmektedir.


1. Giriş

İdare hukukunun klasik teorisinde idarenin irade açıklamaları kural olarak “tek yanlı” ve “icrai” nitelikteki idari işlemlerden (kararlardan) oluşur. Ancak idarenin, mal veya hizmet alımı, bayındırlık işleri, kamu hizmeti imtiyazı, borçlanma ya da taşınmaz kiralaması gibi çok çeşitli alanlarda özel kişilerle veya diğer kamu tüzel kişilerle karşılıklı irade uyuşmasına dayanarak sözleşmeler yaptığı da bir gerçektir.

İdarenin taraf olduğu her sözleşme idare hukuku alanında doğmaz ve idari yargının denetimine tabi olmaz. Hukuk sistemimizde idarenin sözleşmeleri, “İdari Sözleşmeler” ve “İdarenin Özel Hukuk Sözleşmeleri” olmak üzere kesin bir ikili ayrıma tabi tutulmuştur. İdari sözleşmeler, doğrudan idari yargının görev alanına giren, kamu gücü ayrıcalıklarıyla donatılmış sözleşmelerdir (Örneğin kamu hizmeti imtiyaz sözleşmeleri, yeraltı veya yerüstü kaynaklarının işletilmesine dair imtiyazlar). Buna karşılık, idarenin 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu veya 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu kapsamında mal alımı, hizmet alımı veya yapım işi için yaptığı satım, kira veya istisna (eser) sözleşmeleri kural olarak özel hukuk hükümlerine ve adli yargının denetimine tabidir.

Ancak kamu ihale rejimi ile idarenin sözleşmelerinde yargı yolunun tespiti uygulamada son derece girift uyuşmazlıklara yol açmaktadır. Özellikle ihale sürecinin nerede bittiği, sözleşme imzalandıktan sonra idarenin tek yanlı ve kamu gücüne dayanarak tesis ettiği işlemlerin (örneğin teminatın gelir kaydedilmesi, yasaklama kararı veya fesih) adli yargıda mı yoksa idari yargıda mı görüleceği hususu “Ayrılabilir İşlem Kuramı (Théorie de l’acte détachable)” ile açıklığa kavuşturulmaktadır.

Bu makalede; idari sözleşmelerin organik, maddi ve biçimsel ölçütleri incelenmekte, idari sözleşmelerde idarenin üstün yetkileri ve mutabilite ilkesi ortaya konulmakta, ihale sözleşmelerinin feshi ve yargı yolu ayrımı Danıştay 13. Dairesinin 2018 tarihli kararıyla, idarenin kamu gücünden kaynaklanan fesih yetkisi ve mahkemelerin ihtiyati tedbir kararlarının idari işlemlere etkisi ise Danıştay 1. Dairesinin emsal kararıyla tahlil edilmektedir.


2. İdarenin Sözleşmelerinde İkili Ayrım: İdari Sözleşmeler ile İdarenin Özel Hukuk Sözleşmeleri

İdarenin taraf olduğu sözleşmelerin tabi olduğu hukuki rejimi belirlemek, hangi yargı kolunun (idari yargı mı, adli yargı mı) görevli olacağını tespit etmek bakımından hayati önem taşır.

  • a) İdarenin Özel Hukuk Sözleşmeleri: İdarenin, tıpkı bir özel hukuk kişisi gibi eşitlik ilkesi çerçevesinde, özel hukuk hükümlerine (Borçlar Kanunu, Ticaret Kanunu) tabi olarak yaptığı sözleşmelerdir. İdarenin mal alımı, hizmet alımı, yapım işleri, taşınmaz kiralaması veya satışı için yaptığı sözleşmeler kural olarak böyledir. Bu sözleşmelerde taraflar hukuken eşittir; idare sözleşmenin şartlarını tek taraflı olarak değiştiremez veya karşı tarafa ceza uygulayamaz. Bu sözleşmelerden doğan alacak, tazminat ve fesih davaları Adli Yargı (Asliye Hukuk / Asliye Ticaret Mahkemeleri) yerlerinde görülür.
  • b) İdari Sözleşmeler: İdarenin, kamu hizmetinin yürütülmesi veya bir kamusal faydanın sağlanması amacıyla, özel hukuk kurallarını aşan ve idareye üstün yetkiler tanıyan kamusal şartlar dairesinde akdettiği sözleşmelerdir. Bu sözleşmeler tamamen idare hukuku rejimine tabidir ve bunlardan doğan tüm uyuşmazlıklar İdari Yargı (Danıştay veya İdare Mahkemeleri) yerlerinde çözümlenir.

3. Bir Sözleşmenin İdari Sözleşme Sayılmasının Ölçütleri

Fransız Danıştay’ı (Conseil d’État) ve Türk Danıştay’ının asırlık içtihatlarıyla olgunlaşan öğretiye göre, bir sözleşmenin “idari sözleşme” sayılabilmesi için şu üç temel ölçütün birlikte gerçekleşmesi zorunludur:

A. Organik Ölçüt (Taraflardan Birinin Kamu Tüzel Kişisi Olması)

Bir sözleşmenin idari sözleşme olabilmesi için, sözleşmeyi imzalayan taraflardan en az birinin (Devlet, Belediye, İl Özel İdaresi, KİT vb.) kamu tüzel kişisi olması zorunludur. İki özel hukuk kişisi (örneğin iki anonim şirket veya gerçek kişi) arasında yapılan bir sözleşme, konusu ne olursa olsun idari sözleşme olamaz.

B. Maddi Ölçüt (Sözleşmenin Konusunun Bir Kamu Hizmetinin Yürütülmesine İlişkin Olması)

Sözleşmenin konusunun, doğrudan doğruya bir kamu hizmetinin kurulması, işletilmesi veya yürütülmesine özgülenmiş olması gerekir. (Örneğin otoyol, köprü, liman, baraj veya havalimanı inşası ve işletilmesi gibi). Sözleşme sadece idarenin günlük ihtiyaçlarını (kırtasiye alımı, temizlik veya araç bakım hizmeti) karşılamaya yönelikse, ortada bir kamu hizmetinin yürütülmesi değil, kamu hizmetine yardım söz konusudur ve bu sözleşmeler özel hukuk sözleşmesi sayılır.

C. Biçimsel Ölçüt (Sözleşmede Kamu Gücü Ayrıcalıklarının / Üstün Yetkilerin Bulunması)

Sözleşmede, özel hukuk sözleşmelerinde raslanması mümkün olmayan, idareye taraflar arası eşitliği bozan üstün yetkiler ve ayrıcalıklar (kamusal şartlar / clauses exorbitantes du droit commun) tanıyan hükümlerin yer alması veya sözleşmenin doğrudan doğruya bir kamu hukuku rejimine tabi kılınması gerekir. (Örneğin idareye tek taraflı denetim yapma, tek taraflı değişiklik yapma veya mali cezalar uygulama yetkisi tanıyan maddeler).


4. İdari Sözleşmelerde İdarenin Üstün Yetkileri ve Mali Denge Kuramı

İdari sözleşmelerde taraflar arası irade muhtariyeti ve eşitlik değil, kamu yararı ile kamu hizmetinin sürekliliği ilkesi üstündür. Bu sebeple idare, sözleşmenin icrası sırasında şu olağanüstü yetkileri kullanır:

  1. Denetim ve Yönlendirme Yetkisi: İdare, sözleşmenin kamu hizmeti gayesine uygun yürütülüp yürütülmediğini her zaman yerinde denetleyebilir, yükleniciye bağlayıcı talimatlar verebilir.
  2. Tek Taraflı Değişiklik Yapma Yetkisi (Mutabilite İlkesi / Değişkenlik): Kamu hizmetinin değişen toplumsal ihtiyaçlara ve teknolojik gelişmelere uyarlanması zorunluluğu karşısında idare, sözleşmede hüküm bulunmasa dahi, kamu hizmetinin sunum şartlarında ve hacminde tek taraflı olarak değişiklik yapabilir.
  3. Mali Yaptırım Uygulama Yetkisi: Yüklenicinin yükümlülüklerini aksatması halinde idare, mahkemeye başvurmaya gerek kalmaksızın tek taraflı olarak gecikme cezası tahakkuk ettirebilir, teminatı gelir kaydedebilir veya yüklenicinin nam ve hesabına işi başkasına yaptırabilir.
  4. Tek Taraflı Fesih Yetkisi (Résiliation unilatérale): Yüklenicinin ağır kusuru halinde idare yaptırım feshi uygulayabileceği gibi; hiçbir kusur olmasa dahi kamu yararı gerektirdiği takdirde idari sözleşmeyi tek taraflı olarak feshetme hakkına sahiptir.

Mali Dengenin Korunması Kuramı (Équilibre financier): İdarenin üstün yetkileri karşısında yükleniciyi koruyan en temel güvencedir. İdarenin tek taraflı değişiklik yapması (Fait du prince / İdarenin fiili) veya tarafların öngöremeyeceği olağanüstü ekonomik/doğal sarsıntıların meydana gelmesi (Théorie de l’imprévision / Beklenmeyen hal kuramı) neticesinde sözleşmenin mali dengesi yüklenici aleyhine bozulursa; idare, yüklenicinin uğradığı ekstra maliyetleri tazmin etmek ve sözleşmenin mali dengesini yeniden kurmakla yükümlüdür.


5. Kamu İhale Hukukunda Sözleşme Öncesi ve Sonrası Ayrımı ile “Ayrılabilir İşlem Kuramı” (Danıştay 13. Daire E.2018/2550 Kararı Tahlili)

4734 sayılı Kamu İhale Kanunu ve 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu rejiminde Türk idare hukuku, ihale sürecini iki kesin evreye ayırmaktadır:
* Sözleşme Öncesi Evre (İhale Süreci): İhalenin duyurulmasından, tekliflerin değerlendirilmesine ve ihalenin kesinleşip sözleşmenin imzalanmasına kadar geçen süredir. Bu aşamada tesis edilen tüm idari işlemler (ihalenin iptali, ihale üzerinde kalan isteklinin belirlenmesi, yasaklama vb.) saf birer idari işlem niteliğindedir; bu işlemlere karşı açılacak davalar İdari Yargıda görülür.
* Sözleşme Sonrası Evre (Sözleşmenin Uygulanması Süreci): Sözleşme imzalandıktan sonra taraflar arasındaki borç ve alacak ilişkisi ile sözleşme hükümlerinin ifası evresidir. Kural olarak bu aşamadaki fesih, hakediş alacağı veya kira bedeli gibi sözleşmenin uygulanmasından doğan davalar Adli Yargıda görülür.

Ancak sözleşme imzalandıktan sonra dahi, idarenin sözleşme hükümlerine değil de doğrudan doğruya kamu gücüne ve kanunların kendisine tanıdığı üstün otoriteye dayanarak tek yanlı aldığı kararların hukuki denetimi nerede yapılacaktır? Bu noktada “Ayrılabilir İşlem Kuramı (Théorie de l’acte détachable)” devreye girer. Bir işlem sözleşme ilişkisi sırasında doğmuş olsa dahi, sözleşmenin özel hukuk dokusundan ayrılabilen, idarenin kamu gücüne dayalı tek yanlı bir tasarrufu ise, bu işlemin iptali idari yargıda istenmelidir.

Bu hayati yargı yolu ayrımı ve ayrılabilir işlem kuramı, Danıştay 13. Dairesinin 24.09.2018 tarihli ve E.2018/2550, K.2018/2586 sayılı kararıyla ilkesel bir çerçeveye oturtulmuştur:

“İdari yargının görev alanının tespitinde belli başlı üç ölçüt kabul edilmektedir. Bunlardan ‘kamu gücü’ ölçütüne göre, idare, tek yanlı, egemenliğin bir parçası olarak emretme gücü kullanmaktadır(…) ‘Kamu hizmeti’ ölçütüne göre ise idarenin görev alanı kamu hizmeti kavramıyla açıklanmaktadır(…) ‘Karma ölçüt’e göre ise(…) günümüzde idari yargının görev alanının tespitinde yürütülen faaliyetin niteliğinden daha ziyade, faaliyeti yürüten ya da işlemi tesis eden ve uygulayan kuruluşun özel hukuku aşan, özel hukukta rastlanmayacak yetkiler kullanıp kullanmadığı önem taşımaktadır. İdarenin özel hukuku aşan, özel hukukta rastlanmayacak yetkiler kullanarak yaptığı işlem ve eylemlerinin denetiminin idari yargının görev alanına girdiği kabul edilmektedir. 4734 sayılı Kanun uyarınca sözleşme aşamasına kadar kanuna dayanılarak idarece alınan karar ve yapılan işlemlerin iptali istemiyle açılan davaların idarî yargı yerinde, sözleşme yapıldıktan sonra sözleşme hükümlerinin uygulanması nedeniyle ortaya çıkan uyuşmazlıkların ise sözleşme ve özel hukuk hükümlerine göre adlî yargı yerinde görülmesi gerekmekte ise de; sözleşme yapıldıktan sonra tesis edilse bile sözleşmenin uygulanmasından kaynaklanmayan, sözleşmeden doğan bir hak veya alacağın takibi niteliğini taşımayan, idarenin kamu gücüne dayanarak ve tek yanlı olarak tesis ettiği idarî işlemlerin iptali istemiyle açılan veya bu nitelikteki idarî işlemler nedeniyle doğan tazminat istemleri nedeniyle açılan davaların da idarî yargı yerinde görülüp çözümlenmesi gerekmektedir. Taraflar arasında 11.01.2017 tarihinde imzalanan sözleşmenin 4734 sayılı Kanun’un 11. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca tek yanlı iradeyle ve kamu gücü kullanılarak feshedildiği, fesih işleminin sözleşmeden doğan bir hakkın kullanılması veya borcun ifasıyla ilgili olmadığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla, uyuşmazlığın görüm ve çözümü idari yargının görev alanında kaldığından, davanın görev yönünden reddi yolundaki temyize konu İdare Mahkemesi kararında usul hükümlerine uygunluk bulunmamaktadır.” (Danıştay 13. Daire, E.2018/2550, K.2018/2586, T. 24.09.2018).

Danıştay 13. Dairesi bu emsal içtihadıyla; sözleşme imzalanmış olsa dahi idarenin bir sözleşme hükmüne (örneğin ayıplı ifa veya gecikme) dayanarak değil de doğrudan doğruya kanunun emredici bir hükmüne (4734 m. 11/g, terör örgütü iltisakı, güvenlik soruşturması veya yasaklılık durumu) dayanarak kamu gücüyle tek yanlı tesis ettiği fesih ve teminatın gelir kaydı işlemlerinin özel hukuk ilişkisi sayılamayacağını; bu tasarrufların tipik birer “ayrılabilir idari işlem” olduğunu ve bu nedenle uyuşmazlığın çözüm yerinin mutlak surette İdari Yargı olduğunu hükme bağlamıştır.


6. İdarenin Taraf Olduğu Sözleşmelerde Tek Taraflı Fesih İşleminin Niteliği ve İhtiyati Tedbire Etkisi (Danıştay 1. Daire E.2003/19 Kararı Tahlili)

İdarenin özel hukuk sözleşmelerinde dahi bazen sözleşmedeki bir feseh maddesine değil, doğrudan doğruya elindeki kamu gücüne ve yasal düzenlemelere dayanarak fesih işlemi tesis ettiği görülmektedir. Yüklenicilerin, idarenin bu tek yanlı fesih işlemlerine karşı asliye hukuk mahkemelerine başvurarak “ihtiyati tedbir (yürütmenin durdurulması benzeri)” kararları alıp sözleşmeyi ayakta tutmaya çalıştıkları ve bu tedbir kararlarıyla idari makamlara başvurular yaptıkları bilinmektedir.

Adli yargı yerlerince verilen ihtiyati tedbir kararlarının, idarenin kamu gücüne dayalı tek taraflı fesih işlemlerine ve idari kararlara etkisi hususu, Danıştay 1. Dairesinin 27.02.2003 tarihli ve E.2003/19, K.2003/26 sayılı istişari kararıyla derin hukuki esaslara bağlanmıştır:

“Olayda söz konusu sözleşmenin bir özel hukuk sözleşmesi olduğu konusunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır. Fakat ‘Ayrılabilir işlem teorisi’ yönünden ele alındığında, söz konusu fesih işleminin bağımsız ve ayrı bir işlem ve nitelik olarak da idarenin asıl sözleşmeden farklı olarak kamu gücüne dayanarak kullandığı tek yanlı bir irade açıklamasını içerdiğinden ‘idari işlem’ olduğu; zira, Bakanlığın tek taraflı fesih yetkisini, sözleşmede bulunan ve buna izin veren bir hükümden dayanak alarak değil, kullandığı kamu otoritesinden ve kamu gücünden dayanak alarak kullandığı(…) tipik bir idari karar niteliğinde kabul edilmesi gerektiği; İdari yargıda verilen iptal ve yürütmeyi durdurma kararlarının doğuracağı etki ve sonucun İdari Yargılama Usulü Kanununda özel olarak düzenlendiği ve bu konuların hem geçmişe hem de geleceğe yönelik etki ve sonuç doğurduğu; oysa adli yargıdaki ihtiyati tedbir kararlarının iptal ve yürütmeyi durdurma kararı niteliğinde olmayıp sadece mevcut bir zararın geçici bir süre için önlenmesi amaçlı olduğu(…) hakkında ihtiyati tedbir kararı verilen fesih işleminin adı geçen sözleşmenin kendiliğinden geçerli hale gelmesi gibi bir etki ve sonuç doğuramayacağı, bu sözleşmenin hukuken geçerli bir sözleşme addedilebilmesi için sözleşmenin tarafı olan ve fesih işlemini yapan idarenin, bu sözleşmenin geçerli olduğuna dair yeni bir işlem tesis etmesi, diğer bir deyişle yeni bir irade beyanında bulunması gerektiği(…) bir sözleşmenin idarece feshedilmesi işlemi hakkında mahkemece verilen ihtiyati tedbir kararı, feshedilen sözleşmeye yürürlük kazandırmayacağından, konu hakkında açılan dava sonuçlanıncaya kadar, bu sözleşmenin 4628 sayılı Kanun ve Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliğinde tanımlanan mevcut sözleşme olarak kabulünün mümkün olmadığı sonucuna ulaşılarak…” (Danıştay 1. Daire, E.2003/19, K.2003/26, T. 27.02.2003).

Danıştay 1. Dairesinin ortaya koyduğu bu hukuki ilkeye göre; idarenin sözleşme hükümlerine değil de kamu gücüne ve otoritesine dayanarak aldığı tek yanlı fesih kararları, sözleşme bir özel hukuk sözleşmesi olsa dahi tipik bir idari işlemdir (ayrılabilir işlemdir). Adli yargı mahkemelerinin bu idari tasarruf hakkında verdiği “ihtiyati tedbir” kararları, idari yargıdaki “yürütmenin durdurulması” veya “iptal” kararları gibi geçmişe etkili hukuki sonuç doğurup feshedilen bir sözleşmeye kendiliğinden yürürlük kazandıramaz. İdarenin tek yanlı iradesiyle ortadan kalkan bir sözleşme ilişkisinin tekrar canlanması ancak idarenin bu yönde yeni bir idari işlem tesis etmesi veya idari yargı yerlerince o fesih işleminin iptal edilmesiyle mümkündür.


7. Sonuç ve Değerlendirme

İdarenin taraf olduğu sözleşmeler, özel hukuk kişilerinin irade muhtariyetinden farklı olarak, kamusal kaynakların kullanımı, kamu hizmetinin kesintisizliği ve kamu yararının üstünlüğü temelleri üzerine kuruludur.

Yapılan dogmatik ve içtihadi inceleme neticesinde şu temel sentezlere varılmaktadır:

  • Birincisi: Bir sözleşmenin idari sözleşme sayılabilmesi için idarenin taraf olması yetmez; sözleşmenin doğrudan bir kamu hizmetinin yürütülmesine ilişkin olması ve idareye üstün yetkiler tanıyan kamusal şartlar (clauses exorbitantes) içermesi şarttır. İdari sözleşmelerde idarenin tek taraflı değişiklik (mutabilite) ve yaptırım feshi yetkileri, mali denge kuramı (imprévision ve fait du prince) ile dengelenmiştir.
  • İkincisi: Kamu ihale hukukunda sözleşme imzalanmasıyla birlikte uyuşmazlıkların kural olarak adli yargıya geçmesi kuralı mutlak değildir. Danıştay 13. Dairesinin (E.2018/2550, K.2018/2586) ilkesel kararıyla sabit olduğu üzere; sözleşme imzalandıktan sonra dahi idare, sözleşme hükümlerinin icrasından değil de kamu gücünden ve kanunun emredici hükümlerinden (4734 m. 11/g gibi) kaynaklanan tek yanlı bir işlemle (fesih veya teminat gelir kaydı) hareket etmişse, ortada tipik bir “ayrılabilir işlem” vardır ve uyuşmazlık mutlaka idari yargı yerlerinde çözümlenmelidir.
  • Üçüncüsü: İdarenin kamu otoritesine dayanarak kullandığı tek yanlı irade beyanları karşısında adli yargının sınırlı müdahale imkânı vardır. Danıştay 1. Dairesinin (E.2003/19, K.2003/26) içtihat ettiği üzere; adli yargı yerlerinin ihtiyati tedbir kararları, idari yargıya özgü yürütmenin durdurulması ve iptal kararlarının anayasal etki ve sonucuna sahip değildir. İdarenin kamu gücüyle feshettiği bir sözleşme, adli bir ihtiyati tedbir kararıyla kendiliğinden geçerli hale gelemez. İdare hukuku rejiminde kamu gücü işlemlerinin denetimi ve haksız tasarrufların iptali, sadece ve ancak idari yargı düzeninin ihtisaslaşmış mahkemelerince gerçekleştirilebilir.

8. Kaynakça

  • Akyılmaz, B., Sezginer, M., & Kaya, C. (2023). Türk İdare Hukuku. Seçkin Yayıncılık.
  • Atay, E. E. (2021). İdare Hukuku. Turhan Kitabevi.
  • Gözler, K. (2019). İdare Hukuku: Genel Esaslar. Ekin Yayınevi.
  • Günday, M. (2020). İdare Hukuku. İmaj Yayınevi.
  • Kalabalık, H. (2022). İdare Hukuku Dersleri. Seçkin Yayıncılık.
  • Onar, S. S. (1966). İdare Hukukunun Umumi Esasları. Hak Kitabevi.
  • Özay, İ. H. (2018). Günışığında Yönetim. Filiz Kitabevi.
  • Tan, T. (2022). İdare Hukuku. Turhan Kitabevi.
  • Yayla, Y. (2009). İdare Hukuku. Beta Basım Yayım.

Yargı Kararları

  • Danıştay 13. Daire Kararı: E.2018/2550, K.2018/2586, Karar Tarihi: 24.09.2018.
  • Danıştay 1. Daire Kararı: E.2003/19, K.2003/26, Karar Tarihi: 27.02.2003.
  • Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu Kararı: E.2019/2199, K.2021/694, Karar Tarihi: 05.04.2021.
  • Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu Kararı: E.2021/1457, K.2021/3317, Karar Tarihi: 23.12.2021.
  • Danıştay 13. Daire Kararı: E.2016/151, K.2022/2281, Karar Tarihi: 25.05.2022.
  • Danıştay 8. Daire Kararı: E.1984/495, K.1985/46, Karar Tarihi: 16.01.1985.
  • Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü Kararı: E.2021/105, K.2021/245, Karar Tarihi: 28.06.2021.

Yazar: Avukat Şerafettin Kaya

Bu makale, Avukat Şerafettin Kaya tarafından kaleme alınmış olup, 20 Makalelik Türk İdare Hukuku Külliyatı serisinin bir parçasıdır.

İlgili hesaplama araçları: Hukuki Hesaplama Araçları

Benzer Makaleler