İdari Yargılamada İspat Yükü, Deliller ve Re’sen Araştırma

İdari Yargılama Usulü Hukukunda İspat Yükü, Deliller ve Keşif-Bilirkişi İncelemesi: Re’sen Araştırma İlkesinin

Yazar: Avukat Şerafettin Kaya

Yazar: Av. Şerafettin Kaya
Tarih: Temmuz 2026


Kısa Cevap

İdari yargılamada ispat, özel hukuktaki gibi tarafların getirdiği delillerle sınırlı değildir; İYUK m. 20 uyarınca hâkim re’sen araştırma yetkisine sahiptir ve dosyayı kendiliğinden aydınlatmakla yükümlüdür. Bunun pratik sonucu şudur: idare, dava konusu işlemin dayanağı bilgi ve belgeleri mahkemeye göndermezse bu durum idarenin aleyhine değerlendirilir. Teknik inceleme gerektiren uyuşmazlıklarda keşif ve bilirkişi başvurulan temel araçlardır; ancak bilirkişi yalnızca teknik konuda görüş bildirebilir, hukuki nitelendirme yapamaz. Raporlar arasında çelişki varsa mahkeme çelişkiyi gidermeden hüküm kuramaz.

Kısa Özet

İdari yargılama usulü, medeni usul hukukuna (HMK) hâkim olan “taraflarca hazırlama (itiraf ve tasarruf) ilkesinden” yapısal olarak ayrılır. İdari davalarda kural olarak “re’sen araştırma ilkesi” geçerlidir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun (İYUK) 20. maddesinde düzenlenen bu ilke uyarınca, Danıştay, idare ve vergi mahkemeleri bakmakta oldukları davalara ait her çeşit incelemeyi, tarafların talep ve delillerle bağlı olmaksızın kendiliklerinden (re’sen) yapmaya, uyuşmazlığın çözümüne yarayacak her türlü bilgi ve belgeyi ilgili idarelerden ve üçüncü kişilerden istemeye yetkili ve yükümlüdürler. Bu ilke, idari işlemlerin “hukuka uygunluk karinesinden” yararlanması nedeniyle idare karşısında daha zayıf konumda bulunan davacıyı koruduğu gibi, maddi gerçeğin kamu yararı adına ortaya çıkarılmasını da sağlar. Re’sen araştırma ilkesinin en önemli tezahürlerinden biri, idari işlemin dayandığı yasal madde yahut sebepte idarece yanılınmış olması durumunda mahkemenin doğru hukuk kuralını veya maddi sebebi re’sen tespit edebilmesini sağlayan “yasal temel ikamesi” ve “sebep ikamesi” yetkisidir. Diğer taraftan, imar, çevre, vergi veya kamu ihaleleri gibi özel ve teknik bilgi gerektiren uyuşmazlıklarda mahkemenin İYUK 31. madde atfıyla HMK ve Bilirkişilik Kanunu hükümlerine göre keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırması yasal bir zorunluluktur. Bilirkişi raporlarının hükme esas alınabilmesi için çelişki ve belirsizlikten uzak olması şart olup, aksi halde mahkemenin ek rapor alması veya yeni bir heyetle ikinci kez inceleme yaptırması normatif bir amirdir. Bu çalışmada; idari yargılamada ispat yükü, re’sen araştırma ilkesinin kapsamı ve bilirkişi incelemesinde uyulması gereken usul kuralları, Danıştay 12. ve 6. Dairelerinin güncel emsal kararları ışığında tahlil edilmektedir.


1. Giriş

İdare ile birey arasındaki uyuşmazlıkların çözümünü üstlenen idari yargı düzeni, özel hukuk uyuşmazlıklarından köklü biçimde ayrılan kendine özgü bir usul hukukuna (2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu – İYUK) sahiptir. Özel hukukta taraflar kural olarak eşit hak ve yükümlülüklere sahipken, idari uyuşmazlıklarda taraflardan biri kamu gücü ayrıcalıklarına sahip olan ve işlemleri “hukuka uygunluk karinesinden” (presumption of validity) yararlanan İdaredir.

Bu asimetrik gücü dengelemek ve uyuşmazlığın temelindeki maddi gerçeği tam ve eksiksiz olarak ortaya çıkarmak amacıyla idari yargılama usulünde “re’sen araştırma ilkesi” (inquisitorial system / ex officio investigation) esas alınmıştır. İYUK’un 20. maddesi uyarınca hakimliğin taraflarca getirilen delillerle yetinmeyip, olayın maddi yönünü aydınlatacak her türlü delili kendiliğinden toplaması yükümlülüğü, idari davaların kamu düzenini ilgilendiren doğasının bir sonucudur.

Re’sen araştırma ilkesinin uygulamada karşılaşılan iki devasa boyutu vardır:
1. İspat Yükü ile Sebep/Yasal Temel İkamesi: İdarenin dayandığı norm veya sebep hatalı olsa bile, hakim re’sen araştırma ilkesi kapsamında dosyadaki bilgi ve belgelere göre doğru kuralı (yasal temel ikamesi) veya doğru sebebi (sebep ikamesi) tespit ederek denetim yapabilir mi?
2. Keşif ve Bilirkişi İncelemesi (İYUK m. 31): İmar, ÇED, vergi veya mali hesaplama gibi hakimlik mesleğinin genel hukuki bilgisiyle çözümlenemeyecek teknik konularda bilirkişiye başvurulması bir yükümlülük müdür? Bilirkişi heyetinin kendi içinde çelişkiye düşmesi veya raporun taraf itirazlarını karşılamaması halinde mahkemenin izlemesi gereken zorunlu usul nedir?

Bu makalede; idari yargılama usulünde re’sen araştırma ilkesinin kapsamı ve sebep ikamesi yetkisi ile İYUK 31. madde atfı çerçevesinde bilirkişi raporlarının yargısal denetimi, ek rapor ve yeni bilirkişi heyeti atanması usullerine ilişkin kural ve istisnalar, Danıştay 12. ve 6. Dairelerinin güncel emsal kararları ışığında tahlil edilecektir.


2. İdari Yargılamada Re’sen Araştırma İlkesi (İYUK m. 20), İspat Yükü ve Yasal Temel/Sebep İkamesi (Danıştay 12. Daire E.2020/871 Kararı Tahlili)

2577 sayılı İYUK’un 20. maddesinin 1. fıkrasında; “Danıştay ile idare ve vergi mahkemeleri, bakmakta oldukları davalara ait her çeşit incelemeleri kendiliklerinden yaparlar. Mahkemeler belirlenen süre içinde uyuşmazlığın çözümü için gerekli gördükleri belgeleri, taraflardan ve ilgili diğer yerlerden isteyebilirler.” hükmü yer alır.

Medeni usul hukukunda (HMK m. 190) kural, iddia edilen vakıayı ispat yükünün o vakıadan kendi lehine hak çıkaran tarafa ait olmasıdır (taraflarca hazırlama ilkesi). Oysa idari yargıda ispat yükü tek bir tarafa yüklenmemiştir. İdari işlemin hukuka uygunluk karinesi gereğince idari işlemi iptal ettirmek isteyen davacı, iddiasının dayandığı maddi vakıaları ve delilleri mahkemeye sunmakla yükümlüdür. Ancak İYUK 20. madde uyarınca mahkeme, davacının sunduğu delillerle veya idarenin savunma dilekçesine eklediği belgelerle bağlı değildir; idareyi soruşturma dosyasını, ihale tutanaklarını, teknik raporları veya imar haritalarını sunmaya zorlamak, hatta tarafların hiç değinmediği maddi hususları araştırmak zorundadır.

Re’sen araştırma ilkesinin yargılama pratiklerinde ortaya çıkardığı en önemli müessese, “yasal temel ikamesi” ve “sebep ikamesi” yetkisidir:
* Yasal Temel İkamesi: İdarenin işlem tesis ederken dayandığı kanun maddesinde veya fıkrasında yanılgıya düşmüş olması durumunda, mahkemenin re’sen araştırma ilkesi kapsamında dosyadaki maddi vakıalara uyan doğru hukuk kuralını bularak işlemin hukuka uygun olduğunu tespit etmesidir.
* Sebep İkamesi: İdarenin işlemde belirttiği sebebin hukuka aykırı veya yetersiz olması durumunda, mahkemenin dosyadaki diğer meşru ve geçerli hukuki sebepleri re’sen tespit ederek işlemin ayakta tutulmasını sağlamasıdır.

Bu ilkenin ve ikame yetkisinin sınırları, Danıştay 12. Dairesinin 30.10.2023 tarihli ve E.2020/871, K.2023/5382 sayılı emsal kararında yer alan dogmatik karşı oy gerekçesinde (Daire çoğunluğu kararı onamış, ancak karşı oy doktrinel olarak bu ilkeyi harika bir şekilde sistematize etmiştir) ve Danıştay içtihatlarında şu şekilde formüle edilmektedir:

“İdari yargı merciilerinde görülmekte olan bir davada, idarece işleme gerekçe olarak gösterilen mevzuat hükmünün olayda uygulanabilir nitelikte olmadığının belirlenmesi halinde yargı yerinin doğru hukuk kuralını belirleyerek işlemi denetlemesine ‘yasal temel ikamesi‘, idari yargı yerince dosyanın incelenmesi sonucu; idari işlemin sebebinin hukuka aykırı olması durumunda resen tespit edilen sebebe dayanarak saptanan sebebe göre uyuşmazlığın çözümlemesi de ‘sebep ikamesi‘ olarak adlandırılmaktadır(…) Her ne kadar doktrinde sebep ikamesi ile yasal temel ikamesi kavramları birbirlerinin yerine kullanılsa da, bu iki kavram yöntem olarak birbirinden farklıdır. Yasal temel ikamesi genel olarak idarenin dayandığı hukuk kuralı yanlış olsa bile yargı yeri tarafından tespit edilen doğru hukuk kuralına göre işlemin hukuka uygun bulunabilmesi olup; sebep ikamesi usulünde ise işlemin yasal temelinden ziyade işlemin sebebi değerlendirilmektedir. Yasal temel ikamesi ise idarenin işlem yaparken dayandığı hukuk kuralında yanılgıya düşülmüş olması durumunda yargı yerinin işlemin dayandığı doğru hukuk kuralını bularak işlemin hukuka uygun bulunması ve iptal talebini reddetmesini sağlayan bir yöntemdir(…) İdari yargılama hukukumuzda kural olarak resen araştırma ilkesi geçerlidir. Resen araştırma ilkesi İdari Yargılama Usulü Kanununun 20. Maddesinde belirtilen durumlar dışında dava konusu olayın maddi yönünü belirlemek amacıyla her türlü inceleme ve araştırmayı yargı yeri olarak yapabilmeyi iddia ve savunmalarda ortaya konan maddi durumun gerçeğe uygun olup olmadığını araştırabilmeyi ve tarafların hiç değinmedikleri olayları ve maddi unsurları araştırmayı da kapsamaktadır. Bu nedenle de yasal temel ikamesi ve sebep ikamesi yöntemlerini resen araştırma ilkesi kapsamında değerlendirerek dava konusu uyuşmazlığın hukuki denetiminin yapılması gerekmektedir.*” (Danıştay 12. Daire, E.2020/871, K.2023/5382, T. 30.10.2023).

Danıştay içtihatlarında vurgulandığı üzere, re’sen araştırma ilkesi idari yargıçlara, idarenin yaptığı basit normatif hataları düzeltme ve maddi gerçeğe ulaşarak kamu düzenini koruma imkânı verir. Ancak Anayasa Mahkemesinin içtihatlarında da vurgulandığı üzere, mahkemece sebep veya yasal temel ikamesi yapılırken “çelişmeli yargılama ve adil yargılanma hakkı” gereğince yeni durum taraflara bildirilmeli, görüş ve itirazlarını sunmalarına olanak tanınmalıdır.


3. İdari Yargılamada Keşif ve Bilirkişi Müessesesi: İYUK m. 31 Atfı ve HMK m. 281 Rejimi

Özel hukukta taraflarca getirilme ilkesi geçerliyken idari yargılamada İYUK m. 20 uyarınca hâkim re'sen araştırma yetkisine sahiptir.
İdare dayanak belgeleri göndermezse bu durum kendi aleyhine değerlendirilir.

İYUK’un 31. maddesi; bu Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda hakim, hakimin reddi, ehliyet, üçüncü şahısların davaya katılması, feragat, kararın düzeltilmesi, bilirkişi, keşif ve delillerin tespiti gibi usuli konularda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) hükümlerinin uygulanacağını amir kılmaştır.

HMK’nın 266. maddesi ve 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu’nun 3. maddesi uyarınca mahkeme; çözümü hukuk dışında “özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren” hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden (re’sen) bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. İdari yargılama usulünde bu kuralın iki kesin sınırı vardır:
1. Hukuki Konularda Bilirkişiye Başvurulamaz: Hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda (örneğin bir idari işlemin yetki unsurunun sakat olup olmadığı, kanuni sürede açılıp açılmadığı veya kanun maddesinin nasıl yorumlanacağı) kesinlikle bilirkişiye başvurulamaz.
2. Teknik Konularda Bilirkişi Zorunluluğu: Buna karşılık, bir ÇED olumlu kararının çevreye olası emisyon etkisi, imar parselasyonunda DOP hesabının teknik doğruluğu veya bir kamu sözleşmesinde hakediş hesaplamaları gibi konularda hakim re’sen bilirkişi incelemesi yaptırmakla yükümlüdür; sadece idarenin raporlarıyla yetinerek davayı reddedemez.


4. Bilirkişi Raporlarında Çelişki Bulunması Halinde Ek Rapor ve Yeni Bilirkişi Heyeti Görevlendirilmesi Zorunluluğu (Danıştay 6. Daire E.2023/732 Kararı Tahlili)

Bilirkişi yalnızca teknik konularda görüş bildirir, hukuki nitelendirme yapamaz; raporlar arasında çelişki varsa mahkeme çelişkiyi gidermeden hüküm kuramaz.
Hukuki nitelendirme hâkime aittir; bilirkişi teknik alanla sınırlıdır.

Bilirkişi raporları mahkemeyi mutlak olarak bağlayıcı bir delil değil, hakimin serbestçe takdir edeceği bir “takdirî delil” niteliğindedir. Ancak teknik davalarda mahkemenin bilirkişi raporuna dayanarak hüküm kurabilmesi için, söz konusu raporun hem denetime elverişli olması hem de kendi içinde çelişki ve belirsizlik barındırmaması gerekir.

HMK’nın 281. maddesinin 2. ve 3. fıkraları ile 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu’nun 3/7. maddesi; bilirkişi raporundaki eksiklik veya belirsizliğin giderilmesi için mahkemenin “ek rapor” isteyebileceğini, çelişkinin ve şüphenin varlığı halinde ise “yeni bir bilirkişi heyeti görevlendirerek tekrar inceleme” yaptırabileceğini düzenlemiştir. İdari yargılamada bilirkişi raporundaki çelişkilerin giderilmeden karar verilmesinin bozma sebebi olduğu ve izlenmesi gereken zorunlu usul, Danıştay 6. Dairesinin 06.06.2023 tarihli ve E.2023/732, K.2023/5606 sayılı emsal kararında emredici bir şablona bağlanmıştır:

“2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun(…) 31. maddesinde; ‘Bu Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda; .. bilirkişi, keşif, delillerin tespiti, … Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümleri uygulanır(…) Bilirkişiler, bilirkişilik bölge kurulları tarafından hazırlanan listelerden seçilir ve bilirkişiler hakkında Bilirkişilik Kanunu ve 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun ilgili hükümleri uygulanır.’ hükmüne yer verilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 281. maddesinin 2. fıkrasında; mahkemenin, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor isteyebileceği gibi; tayin edeceği duruşmada, sözlü olarak açıklamalarda bulunmasını da kendiliğinden isteyebileceği, 3. fıkrasında; mahkemenin, gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme de yaptırabileceği düzenlenmiştir. 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunun 3. maddesinin 7. fıkrasında da; ‘Aynı konuda bir kez rapor alınması esastır; ancak rapordaki eksiklik veya belirsizliğin giderilmesi için ek rapor istenebilir.’ hükmü yer almıştır. Yukarıda belirtilen mevzuat hükümleri incelendiğinde; bilirkişi raporunda aynı konuda bilirkişi görüşleri arasında çelişki var ise bu çelişkinin giderilmeden karar verilemeyeceği, Mahkemece rapordaki bu çelişkinin yeni bir bilirkişi raporu almak suretiyle giderilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Dosyanın incelenmesinden(…) Mahkemece, uyuşmazlığın çözümü amacıyla yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen bilirkişi raporunda; örneğin tesisin, zeytinlerin büyümesine ve gelişmesine engel kimyevi atık bırakan, toz ve duman çıkaran bir faaliyet olup olmadığı hususunda bilirkişi raporunda iki ayrı görüş bulunduğu görülmüştür. Bu itibarla, Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda aynı konuda iki farklı bilirkişi görüşünün bulunduğu dikkate alındığında, uyuşmazlığın şüpheden uzak bir şekilde açıklığa kavuşturulabilmesi amacıyla(…) yeni bir bilirkişi heyetiyle, keşif ve bilirkişi incelemesinin yaptırılması ve sonucuna göre karar verilmesi gerektiği sonucuna varıldığından, Mahkeme kararının bozulması gerektiği(…)*” (Danıştay 6. Daire, E.2023/732, K.2023/5606, T. 06.06.2023).

Danıştay 6. Dairesinin bu içtihadı, idari yargılama usulünde delillerin değerlendirilmesi bakımından hayati bir kuralı tescil etmiştir:
1. Çelişkili Rapora Dayanılarak Hüküm Kurulamaz: Aynı heyet içinde yer alan uzmanların, tesisin çevreye etkisi veya projenin mevzuata uygunluğu gibi temel bir teknik vakıada birbirine zıt iki ayrı görüş beyan etmesi (çelişki) durumunda mahkeme, bu görüşlerden birini keyfi olarak seçip hüküm kuramaz.
2. Çelişkinin Giderilmesi Usulü: Rapordaki eksiklik veya belirsizlikler için aynı heyetten ek rapor (HMK m. 281/2) alınır. Ancak heyet üyeleri arasında giderilemeyen bir çelişki, şüphe veya bilimsel uyuşmazlık varsa, mahkeme yeni bir bilirkişi heyeti (HMK m. 281/3) oluşturarak ikinci kez keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırmak zorundadır. Re’sen araştırma ilkesi, uyuşmazlık şüpheden tamamen arındırılana kadar bu tahkikatın yapılmasını emreder.


5. Sonuç ve Değerlendirme

İdari yargılama usulü hukuku, idarenin tek taraflı kamu gücü tasarrufları karşısında hak arama özgürlüğünün ve hukuk devleti ilkesinin en etkili güvencesidir. Bu güvencenin işletilmesi, davaların sadece tarafların iddia ve delilleriyle değil, hakimlik makamının aktif tahkikatıyla yürütülmesine bağlıdır.

Yapılan dogmatik ve içtihadi inceleme neticesinde şu temel sonuçlara ulaşılmaktadır:

  • Birincisi: İdari yargılama usulünde kural olarak “re’sen araştırma ilkesi” (İYUK m. 20) geçerlidir. Mahkeme, uyuşmazlığın maddi gerçeğini ortaya çıkarmak için tarafların hiç değinmediği hususları dahi inceleyebilir. Danıştay 12. Dairesi (E.2020/871, K.2023/5382) kararıyla sabit olduğu üzere; idare işleminde yanlış kanun maddesine veya sebebe dayanmış olsa dahi, mahkeme re’sen “yasal temel ikamesi” veya “sebep ikamesi” yaparak doğru kurala ve sebebe göre hukuki denetimi gerçekleştirebilir.
  • İkincisi: İYUK’un 31. maddesinin atfıyla HMK ve Bilirkişilik Kanunu hükümlerine tabi olan keşif ve bilirkişi incelemesi, özel ve teknik bilgi gerektiren idari davalarda vazgeçilmez bir delil elde etme yöntemidir. Hakim hukuki konularda asla bilirkişiye başvuramaz, ancak teknik konularda da sadece idari raporlarla yetinmeyip bilirkişi görüşü almakla yükümlüdür.
  • Üçüncüsü: Danıştay 6. Dairesinin (E.2023/732, K.2023/5606) emsal kararında vurgulandığı üzere; bilirkişi raporlarında heyet üyeleri arasında çelişki bulunması halinde bu çelişki giderilmeden hüküm kurulamaz. Mahkemenin, uyuşmazlığı şüpheden uzak şekilde aydınlatmak amacıyla ek rapor istemesi veya HMK 281/3 uyarınca yeni bir bilirkişi heyetiyle yeniden keşif ve inceleme yaptırması normatif bir zorunluluktur.

6. Kaynakça

  • Akyılmaz, B., Sezginer, M., & Kaya, C. (2023). Türk İdari Yargılama Hukuku. Seçkin Yayıncılık.
  • Cangir, A. (2021). İdari Yargılama Usulünde Bilirkişi İncelemesi. Yetkin Yayınları.
  • Çağlayan, R. (2016). İdari Yargılama Hukukunda Yargı Yerinin Sebep İkame Yetkisi. Danıştay Dergisi, Sayı: 141.
  • Gözübüyük, A. Ş., & Tan, T. (2018). İdare Hukuku Cilt 2: İdari Yargılama Hukuku. Turhan Kitabevi.
  • Günday, M. (2020). İdare Hukuku ve İdari Yargı. İmaj Yayınevi.
  • Hasoğlu, A. (2019). Danıştay Kararları Işığında İdare Hukukunda Sebep İkamesi Kavramı. Adalet Yayınevi.
  • Kalabalık, H. (2022). İdari Yargılama Usulü Hukuku. Seçkin Yayıncılık.
  • Özay, İ. (2002). Günışığında Yönetim. Filiz Kitabevi.
  • Yıldırım, T., Yasin, M., Kaman, N., Özdemir, H. E., Üstün, G., & Okay Tekinsoy, O. (2022). İdari Yargılama Hukuku. On İki Levha Yayıncılık.

Yargı Kararları

  • Danıştay 6. Daire Kararı: E.2023/732, K.2023/5606, Karar Tarihi: 06.06.2023.
  • Danıştay 12. Daire Kararı: E.2020/871, K.2023/5382, Karar Tarihi: 30.10.2023.
  • Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu Kararı: E.2021/2589, K.2022/3097, Karar Tarihi: 03.11.2022.
  • Danıştay 10. Daire Kararı: E.2020/4254, K.2021/3615, Karar Tarihi: 23.06.2021.
  • Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu Kararı: E.2023/1310, K.2024/112, Karar Tarihi: 06.03.2024.
  • Danıştay 8. Daire Kararı: E.2022/129, K.2023/5270, Karar Tarihi: 31.10.2023.
  • Danıştay 2. Daire Kararı: E.2021/739, K.2021/1362, Karar Tarihi: 20.04.2021.
  • Anayasa Mahkemesi Kararı (Koray Erdoğan Başvurusu): Başvuru No: 2013/1898, Karar Tarihi: 10.03.2016.

Yazar: Avukat Şerafettin Kaya

Bu makale, Avukat Şerafettin Kaya tarafından kaleme alınmış olup, 20 Makalelik Türk İdare Hukuku Külliyatı serisinin bir parçasıdır.

Sık Sorulan Sorular (SSS)

İdari yargıda ispat, taraf delilleriyle sınırlı mıdır?

Hayır. Özel hukuktan farklı olarak idari yargıda re'sen araştırma ilkesi geçerlidir; mahkeme kendiliğinden araştırma yapabilir.

Keşif ve bilirkişi incelemesi mahkemenin takdirinde midir?

Uyuşmazlık teknik inceleme gerektiriyorsa keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırmak yasal bir zorunluluktur.

Bilirkişi raporu itirazları karşılamıyorsa ne olur?

Rapor kendi içinde çelişkiliyse veya taraf itirazlarını karşılamıyorsa mahkemenin ek rapor ya da yeni heyet yoluna gitmesi gerekir.

Yararlanılan Mevzuat ve İçtihat

  • 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.20
  • 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.31
  • 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.190
  • 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.266
  • 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.281
  • 6754 sayılı Kanun m.3
  • Danıştay 12. D., E.2020/871, K.2023/5382, T. 30.10.2023
  • Danıştay 6. D., E.2023/732, K.2023/5606, T. 06.06.2023
  • Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, E.2021/2589, K.2022/3097, T. 03.11.2022
  • Danıştay 10. D., E.2020/4254, K.2021/3615, T. 23.06.2021
  • Danıştay 8. D., E.2022/129, K.2023/5270, T. 31.10.2023
  • Danıştay 2. D., E.2021/739, K.2021/1362, T. 20.04.2021

Yayın tarihi: 11.08.2026 · Son güncelleme: 16.08.2026

Hazırlayan: Av. Şerafettin Kaya · Gebze / Kocaeli · +90 534 545 23 32 · www.serafettinkaya.av.tr

Bu yazıyı paylaş

WhatsApp LinkedIn X

Aynı kategoriden diğer yazılar

WhatsApp Randevu Ara