İdare Hukukunda İdari Yargı Yetkisinin Kapsamı ve Görev Rejimi: Hukuka Uygunluk ile Yerindelik Denetimi Ayrımı ve Uyuşmazlık Mahkemesi İçtihatları

Yazar: Avukat Şerafettin Kaya
Yazar: Av. Şerafettin Kaya
Tarih: Temmuz 2026
Kısa Cevap
Adli yargı ile idari yargı arasındaki görev ayrımı kamu düzenindendir; taraflar anlaşarak veya mahkeme takdiriyle değiştirilemez, yargılamanın her aşamasında re’sen gözetilir. Mülkiyet kısıtlamalarında ayrım müdahalenin niteliğine göre yapılır: idarenin taşınmaza fiilen girmesi (fiili el atma) adli yargıda kamulaştırmasız el atma davasına, imar planıyla taşınmazın kullanımının kısıtlanması (hukuki el atma) ise idari yargıda tam yargı davasına konu olur. İdari yargı yalnızca hukuka uygunluk denetimi yapar; Anayasa m. 125 uyarınca yerindelik denetimi yapamaz ve idarenin yerine geçerek işlem tesis edemez.
Kısa Özet
Hukuk devleti ilkesinin en temel göstergesi, idarenin her türlü eylem ve işleminin yargısal denetime tabi olmasıdır. Türkiye’de idari yargı ile adli yargı olmak üzere iki ayrı yargı düzeninin bulunması, idarenin taraf olduğu uyuşmazlıklarda hangi yargı kolunun görevli olacağı sorusunu beraberinde getirmektedir. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olup taraflar için müktesep hak doğurmaz. İdari yargının görev alanının belirlenmesinde “kamu gücü”, “kamu hizmeti” ve “karma ölçüt” teorileri esas alınır. Adli ve idari yargı mercileri arasında ortaya çıkan olumlu ve olumsuz görev uyuşmazlıkları ise Anayasa gereğince Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından kesin olarak çözümlenir. Öte yandan Anayasa’nın 125. maddesinin dördüncü fıkrası ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesi, idari yargı yetkisini “hukuka uygunluk denetimi” ile sınırlandırmış ve idari mahkemelere “yerindelik denetimi (opportunité)” yapma yasağı getirmiştir. Mahkemeler, idarenin takdir yetkisini kaldıracak veya idari işlem ile eylem niteliği taşıyacak biçimde kararlar veremez. Bu çalışmada; adli ve idari yargı ayrımının teorik esasları ile Uyuşmazlık Mahkemesinin işlevi incelenmekte, uygulamada en çok görev ihtilafı çıkaran kamulaştırmasız el atma davalarında “fiili el atma” ile “hukuki el atma” ayrımı Danıştay 6. Dairesinin ve Uyuşmazlık Mahkemesinin kararlarıyla, yerindelik denetimi yasağının anayasal sınırları ise Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun emsal kararı ışığında tahlil edilmektedir.
1. Giriş
İdare hukukunun temel varlık sebebi, devlet otoritesi ve kamu gücü karşısında bireyin hak ve özgürlüklerini güvence altına almaktır. Bu güvencenin anayasal mekanizması, Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’sının 125. maddesinin ilk fıkrasında ifadesini bulan “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır” kuralıdır.
Türkiye, hukuk sistematiği bakımından Kara Avrupası (Fransız) modelini benimseyerek ikili yargı düzenini (adli yargı – idari yargı ayrımını) kabul etmiştir. Genel hükümlere göre kişiler arasındaki özel hukuk uyuşmazlıklarını çözen Adli Yargı (Yargıtay ve alt mahkemeleri) ile idarenin kamu gücüne dayanarak yürüttüğü faaliyetlerden doğan uyuşmazlıkları çözen İdari Yargı (Danıştay, Bölge İdare Mahkemeleri, İdare ve Vergi Mahkemeleri) arasında kesin bir görev ve alan ayrımı mevcuttur.
Bu ikili yapı, uygulamada sıklıkla bir davanın hangi yargı kolunda açılacağı yönünde tereddütler yaratmakta; adli ve idari mahkemeler arasında görev uyuşmazlıkları doğmasına neden olmaktadır. Görev kuralları kamu düzeninden olduğu için, mahkemelerce davanın her aşamasında re’sen gözetilmek zorundadır.
Diğer taraftan, bir davanın idari yargı makamları önünde açılmış olması, hakimin o idari tasarrufu sınırsızca denetleyebileceği anlamına gelmez. Anayasa’nın kuvvetler ayrılığı ilkesi gereğince, idari yargı hakiminin denetim yetkisi “hukuka uygunluk denetimi” ile sınırlanmış; mahkemelerin idare yerine geçerek “yerindelik denetimi” yapması yasaklanmıştır.
Bu makalede; idari yargının görev alanının tespitinde kullanılan teorik kriterler, Uyuşmazlık Mahkemesinin anayasal rolü, uygulamada en girift ihtilafları doğuran kamulaştırmasız el atma (fiili – hukuki el atma) davalarındaki yargı yolu ayrımı ve idari yargı yetkisinin en büyük kırmızı çizgisi olan yerindelik denetimi yasağı, Danıştay 6. Dairesi, Uyuşmazlık Mahkemesi ve Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun emsal içtihatları tahlil edilerek incelenecektir.
2. İdari Yargı ile Adli Yargı Arasındaki Görev Ayrımının Temel Ölçütleri
Bir uyuşmazlığın idari yargının mı yoksa adli yargının mı görev alanına girdiğini tespit etmek için idare hukuku öğretisinde ve yargı kararlarında üç temel ölçüt geliştirilmiştir:
- Kamu Gücü Ölçütü: İdarenin, özel hukuk kişilerinde bulunmayan emretme, tek yanlı irade açıklamasıyla hukuk aleminde değişiklik yaratma ve re’sen icra gibi üstün ve ayrıcalıklı yetkiler (kamu gücü) kullanarak tesis ettiği işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıklar idari yargıya tabidir. İdarenin kamu gücü kullanmadan, özel hukuk kişilerisi gibi eşitlik esasına göre yaptığı tasarruflar ise adli yargıda görülür.
- Kamu Hizmet Ölçütü: İdarenin doğrudan doğruya bir kamu hizmetinin kurulması, düzenlenmesi veya işletilmesine ilişkin olarak gerçekleştirdiği faaliyetlerden doğan ihtilaflar idari yargının görevindedir.
- Karma Ölçüt (Güncel Yönelim): Günümüz modern idare hukukunda tek bir ölçüt yetersiz kalmaktadır. Danıştay ve Uyuşmazlık Mahkemesi içtihatlarında benimsenen karma ölçüte göre; yürütülen faaliyetin kamu hizmeti niteliğinde olması ve bu faaliyet yürütülürken idarenin özel hukuku aşan, kamu gücüne dayalı ayrıcalıklı yetkiler kullanıp kullanmadığı birlikte değerlendirilir. Bu iki unsurun gerçekleştiği her durum kural olarak idari yargının görev alanına girer.
3. Yargı Yolları Arasında Görev Uyuşmazlığı Çözüm Mekanizması: Uyuşmazlık Mahkemesi
İkili yargı düzeninin doğal bir sonucu olarak, adli, idari ve askeri yargı kolları arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemek amacıyla Anayasa’nın 158. maddesi uyarınca bağımsız bir yüksek mahkeme olan Uyuşmazlık Mahkemesi kurulmuştur. 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun uyarınca mahkeme üç temel ihtilafı çözer:
- Olumlu Görev Uyuşmazlığı: Bir davanın adli veya idari yargı yerlerinden birinde açılması üzerine, karşı yargı kolunun (örneğin Danıştay Başsavcısının veya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının) o davanın kendi yargı düzeninin görevine girdiğini ileri sürerek görev itirazında bulunması ve uyuşmazlığın Uyuşmazlık Mahkemesine taşınmasıdır.
- Olumsuz Görev Uyuşmazlığı: Aynı taraflar arasında, aynı konuya ve sebebe dayanılarak açılan bir davada hem adli yargı (örneğin Asliye Hukuk Mahkemesi) hem de idari yargı (örneğin İdare Mahkemesi) yerlerinin kesinleşmiş görevsizlik kararı vermeleri neticesinde davanın ortada kalması durumudur. Uyuşmazlık Mahkemesi bu durumda hangi yargı kolunun görevli olduğunu kesin olarak belirler.
- Hüküm Uyuşmazlığı: Aynı konuya ve sebebe ilişkin bir uyuşmazlıkta adli ve idari yargı yerlerince işin esasına girilerek birbirisiyle çelişen kesin kararlar verilmesi halinde, hakkın yerine getirilmesini imkansız kılan bu çelişkiyi Uyuşmazlık Mahkemesi işin esasına girerek çözer.
4. Mülkiyet Kısıtlamalarında Görev Rejimi: “Fiili El Atma” ile “Hukuki El Atma” Ayrımı (Danıştay 6. Daire E.2021/7461 Kararı ve Uyuşmazlık Mahkemesi İçtihatları)
Uygulamada adli ve idari yargı mercileri arasında en yoğun görev ihtilafına sebep olan alanların başında, idarenin özel mülkiyete konu taşınmazlara kamulaştırma yapmaksızın müdahale etmesi, yani “kamulaştırmasız el atma” davaları gelmektedir.
Türk yargı sistemi ve Uyuşmazlık Mahkemesi içtihatları, kamulaştırmasız el atmayı müdahalenin niteliğine göre ikili bir rejime ayırmıştır:
A. Fiili El Atma (Adli Yargının Görevi)
İdarenin, herhangi bir kamulaştırma işlemi yapmaksızın ve yasal bir dayanağı bulunmaksızın, bir kişinin özel mülkiyetindeki taşınmaza fiilen (iş makinesi sokarak, yol veya bina yaparak) el koymasıdır. Yargıtay ile Danıştay’ın yerleşik içtihatlarına göre fiili el atma, idarenin bir idari işlemi veya hukuki tasarrufu değil, tam anlamıyla bir “haksız fiil (hukuka aykırı eylem)” niteliğindedir. Bu nedenle, idarenin fiili el atmasından doğan el atmanın önlenmesi (men’i müdahale), eski hale getirme veya taşınmaz bedelinin tahsili davaları Türk Medeni Kanunu’nun mülkiyet hükümlerine göre Adli Yargıda (Asliye Hukuk Mahkemeleri) görülür.
B. Hukuki El Atma (İdari Yargının Görevi)
İdarenin taşınmaza fiilen bir müdahalesi yoktur; zilyetlik ve kullanım halen maliktedir. Ancak idare, tesis ettiği bir “uygulama imar planı” ile taşınmazı umumi hizmetlere (okul, yol, park, hastane, hizmet binası vb.) ayırmış ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun Ek 1. maddesinde öngörülen 5 yıllık süre geçmesine rağmen taşınmazı kamulaştırmayarak malikin mülkiyet hakkının özüne dokunacak şekilde tasarruf yetkisini belirsiz bir süre için sınırlamıştır.
Hukuki el atmadan doğan uyuşmazlıklarda hangi yargı kolunun görevli olduğu hususu, Danıştay 6. Dairesinin 30.11.2022 tarihli ve E.2021/7461, K.2022/10466 sayılı emsal kararı ve kararda atıf yapılan Uyuşmazlık Mahkemesi kararlarıyla ilkesel esaslara bağlanmıştır:
“Yukarıda açıklandığı üzere taşınmaza, kamu hizmetine tahsis edilmek amacıyla kanunda öngörülen usul ve esaslara uygun bir kamulaştırma işlemi tesis edilmeksizin ve herhangi bir yasal dayanak bulunmaksızın idarece fiilen el konulması durumu fiili el atma olarak nitelendirilmekte olup, idarenin hukuk dışı eyleminden kaynaklanan fiili el atmanın, kişilerin haksız fiil teşkil eden eylemlerinden hiçbir farkının bulunmadığı, dolayısıyla fiili el atma durumunda 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 683. maddesi uyarınca malikin adli yargıda(…) dava açma hakkı bulunmaktadır. Hukuki el atma durumunda ise, idarece fiilen el atma söz konusu olmayıp, zilyetlik malikte kalmaya devam etmekle birlikte imar planı vs. gibi yasal dayanağı olan bir işlemle mülkiyet hakkının malike tanıdığı hak ve yetkiler belirsiz bir zaman dilimi için sınırlanmış durumdadır(…) Uyuşmazlık Mahkemesinin 08/07/2019 tarih ve E:2019/213, K:2019/416 sayılı kararında da(…) ‘davacıların taşınmazları üzerinde tasarruf etme hakkının kısıtlanmasının, idarenin bir eyleminden değil, idari bir işlem niteliğindeki imar planından kaynaklanması; davacıların bu işlem sebebiyle doğduğunu iddia ettikleri zararın ancak idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilebileceğinin tartışmasız olmasının yanında(…) yargı yolunun değişmesini gerektirecek bir durum bulunmadığı’ sonucuna varılarak idari yargının görevli olduğuna karar verilmiştir. Aynı şekilde, Uyuşmazlık Mahkemesi 03.05.2021 günlü, E:2021/136, K:2021/265 sayılı kararında da, taşınmaza hukuki el atma nedeniyle uğranıldığı öne sürülen zararın tazmini istemiyle açılan davanın, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik imar planından kaynaklanan tazminat davaları kapsamında idari yargı yerinde görülmesi gerektiğine karar verilmiştir.*” (Danıştay 6. Daire, E.2021/7461, K.2022/10466, T. 30.11.2022).
Danıştay 6. Dairesi ve Uyuşmazlık Mahkemesinin bu kararları; idarenin imar planıyla getirdiği kısıtlamaların (hukuki el atmanın) tipik bir idari işlemden ve idarenin hareketsiz kalma eyleminden doğduğunu teyit etmiştir. Bu nedenle; imar planından kaynaklanan kısıtlılığın giderilmesi ve mülkiyet hakkının ihlalinden doğan zararların tazmini istemiyle açılacak davalar kural olarak İdari Yargının (İdare Mahkemelerinin) görev alanına girmektedir.
5. İdari Yargı Yetkisinin Anayasal Sınırı: Hukuka Uygunluk Denetimi ve Yerindelik Denetimi Yasağı (Danıştay İDDK E.2020/1293 Kararı Tahlili)
Bir uyuşmazlığın idari yargının görev alanında bulunması, idari mahkemeye sınırsız bir müdahale yetkisi vermez. Anayasa’nın 125. maddesinin dördüncü fıkrası ile 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin ikinci fıkrası, idari yargı yetkisinin sınırını muazzam bir katiyetle çizmiştir:
“İdarî yargı yetkisi, idarî eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. İdarî mahkemeler; yerindelik denetimi yapamazlar, yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı veremezler.”
Hukuka Uygunluk Denetimi ile Yerindelik Denetimi Ayrımı
- Hukuka Uygunluk Denetimi (Contrôle de légalité): İdari işlemin yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurları bakımından anayasaya, kanunlara, genel hukuk ilkelerine ve kamu yararına uygun olup olmadığının incelenmesidir. Hakim bu denetimde işlemin hukuka aykırı olduğunu tespit ederse işlemi iptal eder; ancak idarenin yerine geçip yeni bir işlem yapamaz.
- Yerindelik Denetimi (Contrôle d’opportunité / Merits Review): İdarenin kanunlar çerçevesinde sahip olduğu alternatifler arasında yaptığı tercihin, aldığı kararın ne derece isabetli, faydalı, uygun, pratik veya ekonomik olduğunun incelenmesidir. Hakim, idarenin yaptığı tercihi hukuka uygun bulmasına rağmen “bu karar yerine şu kararın alınması daha faydalı olurdu” diyerek işlemi iptal edemez veya idareyi belirli bir yönde işlem tesisine zorlayamaz.
Bu anayasal yasağın dogmatik temelleri ve uygulamadaki tezahürü, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 28.09.2020 tarihli ve E.2020/1293, K.2020/1654 sayılı kararına yansıyan ve idare hukukunun sarsılmaz sütunları haline gelen ilkelerle açıklanmıştır:
“Anayasa’nın 125. maddesinin 4. fıkrasının ilk cümlesinde yer aldığı ve 2577 sayılı Kanun’un 2. maddesinde de açıkça ifade edildiği gibi idari işlemler üzerindeki yargısal denetim bu işlemlerin hukuka uygunluğunun saptanmasıyla sınırlıdır. İdarenin takdir yetkisinin denetimine yargı organları yönünden getirilen ve idari işlemlerin yalnızca hukuka uygunluk açısından denetlenebilecekleri biçiminde ifade edilen kural aynı zamanda idarenin takdir yetkisinin kullanılmasında uyması gereken sınırları da koymuş olmaktadır. Başka bir anlatımla, idarelerin belirli bir kamu hizmetinin etkili ve verimli bir biçimde yürütülmesi, kamu yararının daha somut bir biçimde ortaya konulması için birden çok seçenekten birisini tercihte takdir yetkisiyle donatıldıkları durumda idari yargı organlerinin bu yetkisini hukuka uygun olarak kullandığının saptanması koşuluyla idareyi bu seçeneklerden birisini tercihe zorlayacak ya da belli bir yönde işlem veya eylem tesisine zorunlu kılacak biçimde yargı kararı vermeleri Anayasa ve Kanun’un yukarıda belirtilen ilkeleriyle bağdaştırılamaz.*” (Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, E.2020/1293, K.2020/1654, T. 28.09.2020).
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun altını çizdiği üzere; idari yargı hakimi bir iptal veya tam yargı davasında idarenin yöneticisi gibi davranamaz. İdare, kanunun kendisine tanıdığı takdir yetkisi dairesinde kamu hizmetinin gereklerine göre bir tercihte bulunmuşsa (örneğin bir memurun atandığı yer, otoyolun geçirileceği güzergah veya bir kamu ihalesinde idarenin takdir ettiği teknik kriterler); hakim sadece bu tercihin kamu yararı ve hizmet gereklerine aykırı olup olmadığını denetleyebilir. Tercih hukuka uygunsa, hakimin “idare için en iyi seçenek bu değildi” diyerek yerindelik denetimi yapması anayasal yetki gaspı niteliği taşır.
6. Sonuç ve Değerlendirme
İdari yargının görev alanı ve denetim sınırları, hukuk devletinde kuvvetler ayrılığı ilkesinin en hassas terazisidir.
Sık Sorulan Sorular (SSS)
Adli yargı ile idari yargı arasındaki görev ayrımı değiştirilebilir mi?
Hayır. Görev kuralları kamu düzenindendir; taraflar anlaşarak veya mahkeme takdiriyle değiştirilemez ve yargılamanın her aşamasında resen gözetilir.
Mülkiyet kısıtlamalarında hangi yargı yolu izlenir?
Ayrım müdahalenin niteliğine göre yapılır: idarenin taşınmaza fiilen girmesi (fiilî el atma) adli yargıda kamulaştırmasız el atma davasına; imar planıyla taşınmazın kullanımının kısıtlanması (hukuki el atma) ise idari yargıda tam yargı davasına konu olur.
İdari yargı idarenin yerine geçerek karar verebilir mi?
Veremez. İdari yargı yalnızca hukuka uygunluk denetimi yapar; Anayasa m.125 uyarınca yerindelik denetimi yapamaz ve idarenin yerine geçerek işlem tesis edemez.
Yapılan dogmatik ve içtihadi inceleme neticesinde şu temel sonuçlara ulaşılmaktadır:
- Birincisi: Adli ve idari yargı düzenleri arasındaki görev ayrımı kamu düzenindendir. Uyuşmazlık Mahkemesinin anayasal varlığı, yargı yolları arasındaki görev ve hüküm çelişkilerini bertaraf ederek hukuk güvenliğini sağlamaktadır.
- İkincisi: Kamulaştırmasız el atma davalarında müdahalenin niteliği yargı yolunu tayin eder. Danıştay 6. Dairesinin (E.2021/7461, K.2022/10466) ve Uyuşmazlık Mahkemesinin (E.2019/213, K.2019/416) kararlarıyla sabittir ki; fiili bir el atma yokken, sadece imar planındaki umumi tahsisler nedeniyle mülkiyetin kısıtlandığı “hukuki el atma” durumlarında uyuşmazlığın temeli idari işleme dayandığı için görevli yargı yeri idare mahkemeleridir.
- Üçüncüsü: İdari yargı denetimi hukuka uygunluk ile kaimdir. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun (E.2020/1293, K.2020/1654) vurguladığı üzere; idari mahkemeler yerindelik denetimi yapamaz; idarenin takdir yetkisini ortadan kaldıracak, idareyi belli bir seçeneği tercih etmeye zorlayacak veya idari işlem niteliği taşıyacak biçimde hüküm kuramaz. İdari yargı, idarenin yerine geçip yöneten değil, idarenin hukuka bağlılığını denetleyerek hukuk devletini koruyan bir güvence mekanizmasıdır.
7. Kaynakça
- Akyılmaz, B., Sezginer, M., & Kaya, C. (2023). Türk İdare Hukuku. Seçkin Yayıncılık.
- Atay, E. E. (2021). İdare Hukuku. Turhan Kitabevi.
- Gözler, K. (2019). İdare Hukuku: Genel Esaslar. Ekin Yayınevi.
- Günday, M. (2020). İdare Hukuku. İmaj Yayınevi.
- Kalabalık, H. (2022). İdare Hukuku Dersleri. Seçkin Yayıncılık.
- Onar, S. S. (1966). İdare Hukukunun Umumi Esasları. Hak Kitabevi.
- Özay, İ. H. (2018). Günışığında Yönetim. Filiz Kitabevi.
- Tan, T. (2022). İdare Hukuku. Turhan Kitabevi.
- Yayla, Y. (2009). İdare Hukuku. Beta Basım Yayım.
Yargı Kararları
- Danıştay 6. Daire Kararı: E.2021/7461, K.2022/10466, Karar Tarihi: 30.11.2022.
- Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu Kararı: E.2020/1293, K.2020/1654, Karar Tarihi: 28.09.2020.
- Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü Kararı: E.2019/213, K.2019/416, Karar Tarihi: 08.07.2019.
- Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü Kararı: E.2021/136, K.2021/265, Karar Tarihi: 03.05.2021.
- Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu Kararı: E.2019/2808, K.2020/1530, Karar Tarihi: 23.09.2020.
- Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu Kararı: E.2019/2139, K.2021/33, Karar Tarihi: 14.01.2021.
- Danıştay 6. Daire Kararı: E.2022/1896, K.2023/1770, Karar Tarihi: 22.02.2023.
- Danıştay 10. Daire Kararı: E.2017/3063, K.2022/1319, Karar Tarihi: 14.03.2022.
- Anayasa Mahkemesi Kararı: E.2016/181, K.2018/111, Karar Tarihi: 20.12.2018.
Yazar: Avukat Şerafettin Kaya
Bu makale, Avukat Şerafettin Kaya tarafından kaleme alınmış olup, 20 Makalelik Türk İdare Hukuku Külliyatı serisinin bir parçasıdır.
Serideki temel başlıklar: iptal davasının şartları, idarenin mali sorumluluğu ve tam yargı davaları, yürütmenin durdurulması, idari yargıda kanun yolları, kararların uygulanması ve rücu (İYUK m. 28), idari işlemin unsurları ve hukuka aykırılık.
Yararlanılan Mevzuat ve İçtihat
- Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.125
- Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.158
- 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.2
- 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.28
- 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu m.1
- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.683
- Danıştay 6. D., E.2021/7461, K.2022/10466, T. 30.11.2022
- Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, E.2020/1293, K.2020/1654, T. 28.09.2020
- Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, E.2019/2808, K.2020/1530, T. 23.09.2020
- Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, E.2019/2139, K.2021/33, T. 14.01.2021
- Danıştay 6. D., E.2022/1896, K.2023/1770, T. 22.02.2023
- Danıştay 10. D., E.2017/3063, K.2022/1319, T. 14.03.2022
- Anayasa Mahkemesi, E.2016/181, K.2018/111, T. 20.12.2018
Yayın tarihi: 05.08.2026 · Son güncelleme: 16.08.2026
Hazırlayan: Av. Şerafettin Kaya · Gebze / Kocaeli · +90 534 545 23 32 · www.serafettinkaya.av.tr