İdari Yargılama Usulü Hukukunda Yürütmenin Durdurulması Rejimi: Anayasal Temelleri, Şartları (Açık Hukuka Aykırılık ve Telafisi Güç Zarar) ile Uygulama Mecburiyeti

İdari Yargılama Usulü Hukukunda Yürütmenin Durdurulması Rejimi: Anayasal Temelleri, Şartları (Açık Hukuka Aykı

Yazar: Avukat Şerafettin Kaya

Yazar: Av. Şerafettin Kaya
Tarih: Temmuz 2026


Kısa Cevap

Yürütmenin durdurulmasına karar verilebilmesi için İYUK m. 27/2’deki iki şartın birlikte gerçekleşmesi zorunludur: idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması ve uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması. Şartlardan birinin bulunmaması talebin reddini gerektirir ve karar gerekçeli olmak zorundadır. Kural olarak idarenin savunması alınmadan karar verilemez; ancak uygulanmakla etkisi tükenecek işlemlerde savunma alınmadan da karar verilebilir. Verilen karar Anayasa m. 138/4 uyarınca idareyi bağlar: idare kararı gecikmeksizin uygulamak zorundadır, uygulamaması hizmet kusuru oluşturur ve ilgili kamu görevlisinin şahsi sorumluluğunu doğurabilir.

Kısa Özet

Türk idari yargılama hukukunda, iptal davası açılması kural olarak dava konusu idari işlemin yürütülmesini durdurmaz. Bu durum, idari işlemlerin “hukuka uygunluk karinesi”nden yararlanmasının ve kamu hizmetlerinin kesintisizliği ilkesinin bir sonucudur. Ancak hukuka aykırı bir idari işlemin yargılama süresince uygulanmaya devam etmesi, bireylerin mal varlığı, özgürlükleri veya hukuki durumlarında telafisi imkansız zararlara yol açabilecektir. Bu nedenle, Anayasa’nın 125. maddesinin beşinci fıkrası ile 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun (İYUK) 27. maddesinde, bireylerin hak arama hürriyetini ve etkin yargısal koruma hakkını teminat altına alan “yürütmenin durdurulması (sursis à exécution)” müessesesi düzenlenmiştir. Yürütmenin durdurulması kararı verilebilmesi için; idari işlemin uygulanması halinde “telafisi güç veya imkansız zararların doğması” ile işlemin “açıkça hukuka aykırı olması” şartlarının birlikte (kümülatif olarak) gerçekleşmesi zorunludur. Mahkemelerin yürütmenin durdurulması kararlarında bu iki şartın nasıl gerçekleştiğini somut bilgi ve belgelerle gerekçelendirmeleri yasal bir amir hükümdür. Kural olarak davalı idarenin savunması alınmadan yürütmenin durdurulmasına karar verilemez; ancak uygulanmakla etkisi tükenen idari işlemlerde savunma alınmaksızın da geçici durdurma kararı verilebilir. İYUK’un 28. maddesi uyarınca idareler, yürütmenin durdurulması kararlarının icaplarına göre gecikmeksizin ve en geç otuz gün içinde işlem tesis etmek veya eylemde bulunmak mecburiyetindedir. Bu çalışmada; yürütmenin durdurulması müessesesinin anayasal temelleri, İYUK m. 27 uyarınca aranan kümülatif şartlar, itiraz kanun yolu ve İYUK m. 28 uyarınca kararların idareyi bağlayıcı etkisi, Danıştay 8. Dairesi ve Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun güncel emsal kararları ışığında tahlil edilmektedir.


1. Giriş

İdare hukuku teorisinde idarenin işlemlerine tanınan en büyük ayrıcalık, “hukuka uygunluk karinesi (présomption de légalité)” ve buna bağlı olarak ortaya çıkan “re’sen icra (privilège du préalable)” yetkisidir. İdare, tesis ettiği bir işlemi kamu gücüne dayanarak muhatabının rızasını aramaksızın derhal ve doğrudan doğruya hukuk aleminde ve maddi dünyada uygulayabilir.

Bu teorik ayrıcalık nedeniyle, idari yargıda açılan bir iptal davası, özel hukukta açılan davalardan farklı olarak dava konusu işlemin yürütülmesini (uygulanmasını) kendiliğinden durdurmaz. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun (İYUK) 27. maddesinin birinci fıkrası; “Danıştayda veya idari mahkemelerde dava açılması dava edilen idari işlemin yürütülmesini durdurmaz” amir hükmüyle bu temel kuralı tescil etmiştir.

Ancak idarenin re’sen icra yetkisinin mutlak ve sınırsız olması, hukuk devleti ilkesiyle ve bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin korunmasıyla bağdaşmaz. Hukuka açıkça aykırı olan bir yıkım kararının, bir kamu görevlisinin meslekten ihracının veya telafisi imkansız bir ihale işleminin yargılama sonuna kadar uygulanmaya devam etmesi, dava sonunda idare mahkemesi iptal kararı verse dahi “gecikmiş adalet” yaratacak ve bireyin zararını telafi edemeyecektir. İşte bu telafisi imkansız tablonun önüne geçmek amacıyla, Anayasa’nın 125. maddesinin beşinci fıkrası ile İYUK’un 27. maddesi uyarınca “yürütmenin durdurulması (sursis à exécution)” müessesesi öngörülmüştür.

Yürütmenin durdurulması kararı, dava konusu idari işlemin icrailik niteliğini askıya alan, işlemin hukuk aleminde sonuç doğurmasını engelleyen ve tasarrufun tesisinden önceki hukuki durumun (status quo ante) geri gelmesini sağlayan “geçici ama bağlayıcı” bir yargısal koruma tedbiridir.

Bu makalede; yürütmenin durdurulması müessesesinin anayasal temelleri, İYUK m. 27/2 uyarınca mahkemelerce aranan “açık hukuka aykırılık” ve “telafisi güç veya imkansız zarar” şartlarının kümülatif niteliği, savunma alınmaksızın durdurma kararı verilebilmesi usulü, Bölge İdare Mahkemelerine yapılan itirazın kesinliği ve İYUK m. 28 uyarınca bu kararların idareyi bağlayıcılığı, Danıştay 8. Dairesi ve Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun güncel emsal kararları ışığında tahlil edilecektir.


2. Yürütmenin Durdurulmasının Kümülatif Şartları: Açık Hukuka Aykırılık ve Telafisi Güç Zarar (Danıştay 8. Daire E.2024/109 Kararı Tahlili)

Yürütmenin durdurulması için işlemin açıkça hukuka aykırı olması ve uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması şartları birlikte aranır.
İki şart kümülatiftir; biri yoksa talep reddedilir.

İYUK’un 27. maddesinin ikinci fıkrası, yürütmenin durdurulması kararı verilebilmesinin koşullarını son derece sıkı ve kümülatif (birlikte gerçekleşme) kriterlere bağlamıştır:

“Danıştay veya idari mahkemeler, idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda, davalı idarenin savunması alındıktan veya savunma süresi geçtikten sonra gerekçe göstererek yürütmenin durdurulmasına karar verebilirler… Yürütmenin durdurulması kararlarında idari işlemin hangi gerekçelerle hukuka açıkça aykırı olduğu ve işlemin uygulanması halinde doğacak telafisi güç veya imkânsız zararların neler olduğunun belirtilmesi zorunludur.”

Bu düzenleme uyarınca, bir idari işlem ne kadar hukuka aykırı olursa olsun, uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız bir zarar doğurmuyorsa; yahut işlemin uygulanması telafisi güç zararlar doğuracak nitelikte olsa dahi, işlemde ilk bakışta görülebilen açık bir hukuka aykırılık yoksa yürütmenin durdurulması kararı verilemez. Hakim, bu iki şartın birlikte gerçekleşip gerçekleşmediğini somut gerekçelerle ortaya koymak zorundadır.

A. Açıkça Hukuka Aykırılık Şartı

“Açıkça hukuka aykırılık”, idari işlemin yetki, şekil, sebep, konu veya maksat unsurlarından en az biri yönünden hukuka aykırı olduğunun, derin ve karmaşık bir hukuki incelemeye, bilirkişi incelemesine veya keşif yapılmasına gerek kalmaksızın, dosyadaki bilgi ve belgeler ile mevzuat hükümleri ışığında ilk bakışta, duraksamaya yer vermeyecek şekilde tespit edilebilmesidir. Eğer işlemin hukuka uygun olup olmadığı ancak esasa ilişkin detaylı bir yargılama ve delil toplaması sonucunda anlaşılabilecekse, açık hukuka aykırılık şartı gerçekleşmemiş sayılır.

B. Telafisi Güç veya İmkânsız Zarar Şartı

“Telafisi güç veya imkansız zarar”; işlemin uygulanması halinde bireyin mal varlığında, mülkiyet hakkı kapsamında, mesleki kariyerinde, temel hak ve özgürlüklerinde sonradan iptal kararı verilse bile eski hale getirilmesi aşırı zor veya maddi/manevi açıdan imkansız olan kayıpların meydana gelmesidir. Örneğin yıkım kararları, sınır dışı etme işlemleri, kamu görevinden çıkarma kararları veya bir işletmenin ruhsatının iptal edilmesi bu niteliktedir.

Bu kümülatif şartların uygulanış ve denetim usulü, Danıştay 8. Dairesinin 30.01.2024 tarihli ve E.2024/109, K.2024/250 sayılı emsal kararı ile normatif bir çerçeveye oturtulmuştur:

“2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 27. maddesinin 2. fıkrasında, ‘Danıştay veya idari mahkemeler, idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlerinin birlikte gerçekleşmesi durumunda, davalı idarenin savunması alındıktan veya savunma süresi geçtikten sonra gerekçe göstererek yürütmenin durdurulmasına karar verebilirler(…) Yürütmenin durdurulması kararlarında idari işlemin hangi gerekçelerle hukuka açıkça aykırı olduğu ve işlemin uygulanması halinde doğacak telafisi güç veya imkânsız zararların neler olduğunun belirtilmesi zorunludur. Sadece ilgili kanun veya Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi hükmünün iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurulduğu gerekçesiyle yürütmenin durdurulması kararı verilemez.’ düzenlemesine(…) yer verilmiştir(…) Uyuşmazlıkta(…) davacı tarafından, Jeoloji Mühendisleri Odasına ‘jeolog’ ünvanı ile üye kaydının yapılması istemiyle yaptığı başvurusunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle açılan davada, İdare Mahkemesince yürütmenin durdurulması isteminin reddine karar verildiği, anılan karara karşı davacı tarafından itiraz edilmesi üzerine İdari Dava Dairesinin kararıyla itiraz isteminin kesin olarak reddedildiği(…) görülmektedir(…) Bölge İdare Mahkemesince verilen itirazın reddi kararına karşı Danıştay’a itiraz yoluyla başvurulabileceğine ilişkin bir düzenlemeye 2577 sayılı Kanunda yer verilmediği görüldüğünden davacının itiraz başvurusunun incelenmesine yasal olanak bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle davacının itirazının İNCELENMEKSİZİN REDDİNE(…) oybirliğiyle karar verildi.*” (Danıştay 8. Daire, E.2024/109, K.2024/250, T. 30.01.2024).

Danıştay 8. Dairesinin kararı iki temel usul kuralını altını çizerek teyit etmektedir:
1. Yürütmenin durdurulması isteminin kabulü veya reddi, ancak m. 27/2’de sayılan iki kümülatif şartın varlığının mahkemece gerekçelendirilmesine bağlıdır.
2. Yürütmenin durdurulması istemleri hakkında idare mahkemelerince verilen kararlara karşı, İYUK’un 27/7. maddesi uyarınca tebliğden itibaren yedi gün içinde Bölge İdare Mahkemesine (İdari Dava Dairesine) bir defaya mahsus olmak üzere itiraz edilebilir. Bölge İdare Mahkemesinin itiraz üzerine verdiği kararlar kesindir; bu kararlara karşı Danıştay’a ikinci bir itiraz veya temyiz başvurusunda bulunulamaz.


3. Savunma Alınmaksızın Verilen Yürütmenin Durdurulması Kararları (Uygulanmakla Etkisi Tükenen İşlemler)

İYUK’un 27/2. maddesinde yer alan genel kurala göre, davalı idarenin savunması alınmadan veya savunma için verilen süre bitmeden yürütmenin durdurulması kararı verilemez. Kanun koyucu bu kuralla, idarenin haklı gerekçelerinin mahkemece dinlenmesini ve silahların eşitliği ilkesinin gözetilmesini amaçlamıştır.

Ancak bu genel kuralın hayati bir istisnası mevcuttur: “Uygulanmakla etkisi tükenecek olan idari işlemler”.

İYUK m. 27/2 cümlesi uyarınca; “Uygulanmakla etkisi tükenecek olan idari işlemlerin yürütülmesi, savunma alındıktan sonra yeniden karar verilmek üzere, idarenin savunması alınmaksızın da durdurulabilir.” Uygulanmakla etkisi tükenen işlem; idare tarafından maddi dünyada icra edildiğinde, sonradan mahkemece iptal kararı verilse veya idarenin savunması alındığında dahi işlemin tesisinden önceki hukuki ve maddi durumun (eski halin) geri getirilmesinin fiilen imkansız hale geldiği işlemlerdir.
* Örnekler: Ruhsatsız yapıların yıkım kararları, sınır dışı etme kararları, tehlikeli bina tahliye kararları, mezar yeri taşıma işlemleri veya bir hayvanın itlaf edilmesi kararları.
* Kanuni İstisna (Kamu Görevlileri): 2014 yılında yapılan kanun değişikliği (6526 sayılı Kanun m. 17) ile; “Kamu görevlileri hakkında tesis edilen atama, naklen atama, görev ve unvan değişikliği, geçici veya sürekli görevlendirmelere ilişkin idari işlemler, uygulanmakla etkisi tükenecek olan idari işlemlerden sayılmaz” hükmü eklenmiştir. Dolayısıyla kamu personeline ilişkin bu işlemlerde idarenin savunması alınmadan yürütmenin durdurulması kararı verilemez.


4. Yürütmenin Durdurulması Kararlarının İdareyi Bağlayıcılığı ve Uygulanma Mecburiyeti (Danıştay İDDK E.2020/154 Kararı Tahlili)

Uygulanmakla etkisi tükenecek işlemlerde savunma alınmaksızın karar verilebilir; diğer hâllerde kural olarak idarenin savunması alınır. Karar idareyi bağlar.
Karar gecikmeksizin uygulanmalıdır; uygulamamak hizmet kusurudur.

Yargı kararlarının uygulanması, Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan “Hukuk Devleti” ilkesinin ile 138. maddesinin dördüncü fıkrasının emredici gereğidir. Anayasa’nın 138/4. maddesi; “Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez” hükmünü amirdir.

Bu anayasal ilke, İYUK’un 28. maddesinin birinci fıkrasında idari yargılama hukuku bakımından somutlaştırılmıştır:

“Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez.

Bu amir düzenleme uyarınca; yürütmenin durdurulması kararı, tıpkı esasa ilişkin bir “iptal kararı” gibi idareyi bağlar. İdare, yürütmenin durdurulması kararının gerekçesine ve icaplarına göre gecikmeksizin (en geç 30 gün içinde) hukuki durumu eski hale getirecek yeni bir işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. İdarenin bu süreyi aşması veya kararı uygulamaktan kaçınması, hem idarenin hem de kararı uygulamayan kamu görevlisinin hukuki, mali ve cezai sorumluluğunu doğurur.

Yürütmenin durdurulması kararlarının düzenleyici işlemler ile üçüncü kişiler bakımından doğurduğu bağlayıcı hukuki sonuçlar, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun (İDDK) 30.11.2020 tarihli ve E.2020/154, K.2020/2773 sayılı emsal kararı ile en üst yargısal mertebede içtihat edilmiştir:

“Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2. ve 138. maddeleri ile 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanunu’nun 28. maddesi uyarınca, idareler yargı kararını ‘aynen’ ve ‘gecikmeksizin’ uygulamak zorundadır. Yine 2577 sayılı Kanun’un 10. maddesi uyarınca; ilgililerin haklarında bir işlem yapılması amacıyla idareye yapmış oldukları başvurunun reddi halinde ret işlemine karşı dava açılmasına bir engelin bulunmadığı(…) anlaşılmaktadır. İdarelerce tesis edilmiş olan bireysel işlemler yönünden İdare Mahkemeleri tarafından verilen yürütmenin durdurulması kararlarının yerine getirilmesini isteme hakkı kararın taraflarına ait olmakla birlikte, düzenleyici işlemler hakkında verilmiş olan yürütmenin durdurulması kararları yönünden, taraf olmasalar bile kararın sonucundan etkilenen kişilerin de idareye başvurarak söz konusu yürütmenin durdurulması kararlarının uygulanması amacıyla işlem tesis edilmesini isteyebilecekleri kuşkusuzdur. Uyuşmazlıkta(…) Lisanslı Harita Kadastro Mühendisleri ve Büroları Hakkında Yönetmeliğin(…) sınava ilişkin düzenlemeler içeren maddeler hakkında Danıştay Onuncu Dairesince(…) yürütmenin durdurulması isteminin kabulü kararı verilmiştir. Anılan kararların davacı tarafından yeni öğrenildiği iddia edilerek, hakkında yürütmenin durdurulması kararı verilen Yönetmelik maddelerinin yeniden düzenlenmesi istemiyle 2577 sayılı Kanun’un 10. maddesi kapsamında(…) davalı idareye yapılan başvurunun, davalı idare tarafından reddedilmesi üzerine(…) görülmekte olan dava açılmıştır(…) Kendi mesleğinin icrası noktasında harita ve kadastro bürosu açması için girmeye gerek duyacağı lisans sınavına ilişkin düzenlemeler hakkında verilen yürütmenin durdurulması kararının davacı hakkında yeni bir hukuki durum ortaya çıkardığı açıktır. Bu durumda, davacının, kendisi hakkında ortaya çıkan yeni hukuki durumu öğrendiği andan itibaren, bu hukuki duruma uygun yeni bir düzenleme yapılması amacıyla 2577 sayılı Kanun’un 10. maddesi kapsamında davalı idareye yaptığı başvuruya verilen cevap üzerine süresinde açılan davanın esasının incelenerek bir karar verilmesi gerekmektedir. Davacının yürütmenin durdurulması kararını yeni öğrendiği beyanının aksi ispat edilemediğinden(…) davanın süre aşımı nedeniyle reddine ilişkin Daire kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.*” (Danıştay İDDK, E.2020/154, K.2020/2773, T. 30.11.2020).

Danıştay İDDK’nın bu muazzam kararı, yürütmenin durdurulması müessesesinin Türk idare hukukundaki dogmatik gücünü iki yönden ispatlamaktadır:
1. İdarenin Aynen Uygulama Mecburiyeti: İdare, bir yönetmeliğin maddeleri hakkında yürütmenin durdurulması kararı verildiğinde, o maddeleri sanki iptal edilmiş gibi uygulamaktan derhal vazgeçmek ve kararın gerekçesine uygun yeni bir hukuki düzenleme yapmakla yükümlüdür.
2. Üçüncü Kişilerin Kararın Uygulanmasını İsteme Hakkı (Erga Omnes Etki): Bireysel işlemlerde yürütmenin durdurulması kararını sadece davanın tarafları uygulayabilirken; yönetmelik, tebliğ, genelge gibi düzenleyici işlemler hakkında verilen yürütmenin durdurulması kararları genel ve objektif (erga omnes) etki doğurur. Bu nedenle, davada taraf olmayan ancak o yönetmeliğin kapsamına giren üçüncü kişiler (örneğin sınava girecek bir harita mühendisi), yürütmenin durdurulması kararını idareye karşı bir hukuki dayanak olarak ileri sürebilir; idareden YD kararının icaplarına uygun yeni bir işlem tesis etmesini talep edebilir ve talebin reddi üzerine dava açma süresini yeniden canlandırarak (İYUK m. 10) iptal davası açabilir.


5. Sonuç ve Değerlendirme

Yürütmenin durdurulması müessesesi, idari yargılamada sadece usuli bir önlem değil, Anayasa’nın 2. maddesindeki hukuk devleti ilkesinin ve 36. maddesindeki hak arama hürriyetinin hayati bir teminatıdır.

Yapılan dogmatik ve içtihadi inceleme neticesinde şu temel sonuçlara ulaşılmaktadır:

  • Birincisi: İYUK’un 27/2. maddesi uyarınca yürütmenin durdurulması kararı verilebilmesi, idari işlemin uygulanması halinde “telafisi güç veya imkansız zarar doğması” ile işlemin “açıkça hukuka aykırı olması” şartlarının kümülatif olarak birlikte gerçekleşmesine bağlıdır. Bu iki şarttan birinin eksikliği halinde durdurma istemi reddedilir.
  • İkincisi: Danıştay 8. Dairesinin (E.2024/109, K.2024/250) emsal kararı uyarınca; idare mahkemelerinin yürütmenin durdurulması kararlarına karşı İYUK m. 27/7 gereğince yedi gün içinde Bölge İdare Mahkemesine yapılan itiraz bir defaya mahsustur ve Bölge İdare Mahkemesinin itiraz üzerine verdiği kararlar kesindir.
  • Üçüncüsü: Yürütmenin durdurulması kararları, İYUK m. 28/1 ve Anayasa m. 138/4 uyarınca idareyi derhal (en geç 30 gün içinde) ve aynen bağlar. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun (E.2020/154, K.2020/2773) içtihadıyla tescil edildiği üzere; düzenleyici işlemler hakkında verilen yürütmenin durdurulması kararları genel etki doğurur ve davada taraf olmayan üçüncü kişiler dahi bu kararların uygulanmasını idareden talep ederek kendileri lehine yeni bir hukuki durum (dava hakkı) oluşturabilirler.

6. Kaynakça

  • Akyılmaz, B., Sezginer, M., & Kaya, C. (2023). Türk İdari Yargılama Hukuku. Seçkin Yayıncılık.
  • Atay, E. E. (2021). İdari Yargılama Hukuku. Turhan Kitabevi.
  • Cangüven, V. (2020). İdari Yargılama Usulünde Dava Şartları ve Yürütmenin Durdurulması. Adalet Yayınevi.
  • Gözübüyük, A. Ş., & Tan, T. (2018). İdare Hukuku Cilt 2: İdari Yargılama Hukuku. Turhan Kitabevi.
  • Günday, M. (2020). İdare Hukuku. İmaj Yayınevi.
  • Kalabalık, H. (2022). İdari Yargılama Usulü Hukuku. Seçkin Yayıncılık.
  • Karakoç, Y. (2021). İdari Yargılama Hukuku. Yetkin Yayınları.
  • Onar, S. S. (1966). İdare Hukukunun Umumi Esasları. Hak Kitabevi.
  • Yıldırım, T., Yasin, M., Kaman, N., Özdemir, H. E., Üstün, G., & Okay Tekinsoy, O. (2022). İdari Yargılama Hukuku. On İki Levha Yayıncılık.

Yargı Kararları

  • Danıştay 8. Daire Kararı: E.2024/109, K.2024/250, Karar Tarihi: 30.01.2024.
  • Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu Kararı: E.2020/154, K.2020/2773, Karar Tarihi: 30.11.2020.
  • Danıştay 6. Daire Kararı: E.2022/3164, K.2022/5950, Karar Tarihi: 18.05.2022.
  • Danıştay 4. Daire Kararı: E.2024/3416, K.2024/5792, Karar Tarihi: 17.10.2024.
  • Danıştay 12. Daire Kararı: E.2020/5339, K.2021/1299, Karar Tarihi: 12.03.2021.
  • Danıştay 2. Daire Kararı: E.2019/2219, Karar Tarihi: 20.11.2019.
  • Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu Kararı: E.2020/474, K.2020/2775, Karar Tarihi: 30.11.2020.
  • Anayasa Mahkemesi Kararı: E.2012/102, K.2012/207, Karar Tarihi: 27.12.2012.

Yazar: Avukat Şerafettin Kaya

Bu makale, Avukat Şerafettin Kaya tarafından kaleme alınmış olup, 20 Makalelik Türk İdare Hukuku Külliyatı serisinin bir parçasıdır.

Serideki temel başlıklar: iptal davasının şartları, idarenin mali sorumluluğu ve tam yargı davaları, yürütmenin durdurulması, idari yargıda kanun yolları, kararların uygulanması ve rücu (İYUK m. 28), idari işlemin unsurları ve hukuka aykırılık.

Sık Sorulan Sorular (SSS)

Yürütmenin durdurulması için hangi şartlar aranır?

İki şart birlikte aranır: idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması ve uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması (İYUK m.27/2).

Şartlardan yalnız biri varsa karar verilebilir mi?

Hayır. İki şart kümülatiftir; biri gerçekleşmiyorsa talep reddedilir.

Mahkeme kararını nasıl gerekçelendirmek zorundadır?

Hâkim, iki şartın birlikte gerçekleşip gerçekleşmediğini somut bilgi ve belgelerle ortaya koymak zorundadır; bu yasal bir amir hükümdür.

Yararlanılan Mevzuat ve İçtihat

  • Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.2
  • Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.36
  • Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.125
  • Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.138
  • 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.10
  • 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.27
  • 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.28
  • 6526 sayılı Kanun m.17
  • Danıştay 8. D., E.2024/109, K.2024/250, T. 30.01.2024
  • Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, E.2020/154, K.2020/2773, T. 30.11.2020
  • Danıştay 6. D., E.2022/3164, K.2022/5950, T. 18.05.2022
  • Danıştay 4. D., E.2024/3416, K.2024/5792, T. 17.10.2024
  • Danıştay 12. D., E.2020/5339, K.2021/1299, T. 12.03.2021
  • Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, E.2020/474, K.2020/2775, T. 30.11.2020
  • Anayasa Mahkemesi, E.2012/102, K.2012/207, T. 27.12.2012

Yayın tarihi: 08.08.2026 · Son güncelleme: 16.08.2026

Hazırlayan: Av. Şerafettin Kaya · Gebze / Kocaeli · +90 534 545 23 32 · www.serafettinkaya.av.tr

Bu yazıyı paylaş

WhatsApp LinkedIn X

Aynı kategoriden diğer yazılar

WhatsApp Randevu Ara