İdarenin Mali Sorumluluğu: Hizmet Kusuru ve Sosyal Risk Ayrımı

İdare Hukukunda İdarenin Mali Sorumluluğu ve Tam Yargı Davalarının Maddi Hukuk Temeli: Hizmet Kusuru, Kusursuz

Yazar: Avukat Şerafettin Kaya

Yazar: Av. Şerafettin Kaya
Tarih: Temmuz 2026


Kısa Cevap

İdarenin mali sorumluluğu özel hukuktaki haksız fiil esaslarına değil, nesnel ve anonim karakterdeki idare hukuku ilkelerine tabidir; asli ve genel sorumluluk sebebi hizmet kusurudur. Hizmet kusuru; hizmetin hiç işlememesi, geç işlemesi veya kötü işlemesi hâllerinde doğar ve belirli bir kamu görevlisine bağlanması gerekmez. Kusursuz sorumluluk ise istisnai ve ikincildir: risk (tehlike) ilkesi ile kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesi bunun iki dayanağıdır. Sosyal risk ilkesi ise idareye atfedilemeyen toplumsal olaylardan doğan zararlar için ayrı bir sorumluluk temelidir. Tazminat talebi idari yargıda tam yargı davasıyla ileri sürülür.

Kısa Özet

Hukuk devleti ilkesinin en temel gereklerinden biri, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlü olmasıdır. Türk idare hukukunda idarenin mali sorumluluğu, özel hukuktaki haksız fiil sorumluluğundan farklı olarak idari yargı içtihatlarıyla geliştirilen kendine özgü (sui generis) kurallara tabidir. İdarenin tazmin yükümlülüğünün genel ve asli sebebi “hizmet kusuru” kuramıdır. Hizmet kusuru; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetinin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olup; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşir. İdarenin kusuru bulunmasa dahi, kamu hizmetinin niteliğinden doğan risklerin veya toplumsal fayda uğruna belli kişilere yüklenilen olağandışı külfetlerin karşılanması amacıyla “kusursuz sorumluluk” ilkesi devreye girer. Kusursuz sorumluluk, istisnai ve ikincil nitelikte olup ancak “tehlike/risk” veya “kamu külfetleri karşısında eşitlik (fedakarlığın denkleştirilmesi)” şartlarının varlığı halinde ve dar yorumlanarak uygulanır. Ayrıca son yıllarda gelişen “sosyal risk ilkesi”, idari eylemle doğrudan nedensellik bağı dahi kurulamayan toplumsal nitelikli olaylardan doğan zararların topluma pay edilmesini sağlar. Bu çalışmada; idarenin mali sorumluluğunun dogmatik temelleri incelenmekte, hizmet kusurunun nesnel ve anonim karakteri Danıştay 10. Dairesinin 2022 tarihli kararıyla, kusursuz sorumluluğun ikincil niteliği Danıştay 8. Dairesinin 2020 tarihli kararıyla, genel risk ilkesi ile sosyal risk ilkesi arasındaki nedensellik bağı farkı ise Danıştay 10. Dairesinin emsal içtihadı ekseninde analiz edilmektedir.


1. Giriş

İdare hukukunun tarihsel gelişiminde “devletin sorumsuzluğu” (le roi ne peut mal faire / kral hata yapmaz) dogmasından, idarenin her türlü eylem ve işleminden doğan zararları tazminle yükümlü tutulduğu “tam sorumluluk” aşamasına geçiş, hukuk devleti anlayışının en büyük zaferidir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’sının 125. maddesinin son fıkrasında yer alan; “İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür” amir hükmü, bu evrensel kazanımı anayasal güvence altına almıştır.

İdarenin eylem ve işlemlerinden dolayı hakkı ihlal edilen veya maddi/manevi zarara uğrayan kişilerin açtıkları davalara “Tam Yargı Davası” denir. İdari yargı düzeninin bu kendine özgü tazminat davasının maddi hukuk temeli, özel hukuktaki haksız fiil, sözleşmeye aykırılık veya sebepsiz zenginleşme kurallarından tamamen bağımsızdır. Fransız Danıştay’ının (Conseil d’État) meşhur 1873 tarihli Blanco kararı ile temeli atılan ve Türk Danıştay’ının yüz yıllık içtihatlarıyla örülen sorumluluk hukuku, kamu hizmetinin gerekleri ve kamu yararı ekseninde olgunlaşmış sui generis (kendine özgü) bir kurallar bütünüdür.

Türk idare hukukunda idarenin sorumluluğu, “Kusurlu Sorumluluk (Hizmet Kusuru)” ve “Kusursuz Sorumluluk” olmak üzere iki temel sütun üzerinde yükselir. İdarenin tazmin yükümlülüğü kural olarak hizmet kusuruna dayanır. Ancak hizmet kusurunun bulunmadığı veya ispat edilemediği kimi durumlarda, hakkaniyetin ve sosyal adaletin sağlanması amacıyla kusursuz sorumluluk halleri devreye girer.

Bu makalede; idari sorumluluğun genel ilkeleri, hizmet kusurunun unsurları ve anonim niteliği, kusursuz sorumluluğun tehlike ve fedakarlığın denkleştirilmesi ayakları ile idari eylemle nedensellik bağının dahi aranamadığı sosyal risk ilkesinin hukuki rejimi, Danıştay 8. ve 10. Dairelerinin en güncel ve ilkesel içtihatları tahlil edilerek incelenecektir.


2. İdarenin Mali Sorumluluğunun Hukuki Nitelikleri ve Özel Hukuktan Ayrılan Yönleri

İdarenin sorumluluk rejimi, Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenen haksız fiil sorumluluğuna kiyasla köklü yapısal farklılıklar içerir. Bu ayrımın temel sebepleri şunlardır:

  1. Kamu Hizmetinin Niteliği ve Bağımsızlık İlkesi: İdare, özel kişiler gibi kar amacı güden veya serbestçe irade açıklayan bir suki değildir; toplumsal ihtiyaçları karşılamak zorunluluğuna tabi bir kamu gücüdür. Bu nedenle idarenin sorumluluğu medeni hukuk kurallarına göre değil, kamu hizmetinin kendine has kurallarına göre takdir edilir.
  2. Subjektif Kusurdan Nesnel ve Anonim Kusura Geçiş: Özel hukukta haksız fiil sorumluluğu kural olarak failin kasıt veya ihmaline (subjektif kusur / culpa) dayanır ve kusur somut bir gerçek kişiye atfedilir. İdare hukukunda ise sorumluluk somut kamu görevlisinin şahsi kusuruna değil, bizzat yürüten idari teşkilatın ve kamu hizmetinin nesnel bozukluğuna, yani “anonimleşmiş hizmet kusuruna” dayanır.
  3. Kendi Kendine Yeterlilik: İdari yargı hakimi, önüne gelen bir tam yargı davasında Borçlar Kanunu hükümlerini doğrudan doğruya uygulayamaz. Ancak idare hukukunun genel ilkelerinde bir boşluk bulunması halinde, medeni hukukun tazminata ilişkin genel ilkelerinden (örneğin zararın ispatı, müterafik kusur indirimi veya faiz başlangıcı gibi konularda) kıyasen veya ilham yoluyla yararlanabilir.

3. İdarenin Asli ve Genel Sorumluluk Nedeni: Hizmet Kusuru Kuramı (Danıştay 10. Daire E.2020/4142 Kararı Tahlili)

İdare hukukunda tazminat sorumluluğunun asli, kural ve genel nedeni “Hizmet Kusuru (Faute de service)” kuramıdır. Hizmet kusuru; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu bir kamu hizmetinin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişinde ortaya çıkan nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluktur.

Öğreti ve yerleşik yargı içtihatlarında hizmet kusuru üç temel görünüm altında gerçekleşir:
* a) Hizmetin Kötü İşlemesi: İdarenin yürütmekte olduğu hizmetin niteliğinin gerektirdiği özen, dikkat, ustalık ve standartlarda yürütülmemesi, hizmet sunulurken hata veya özensizlik gösterilmesidir (Örn: Hastanede ameliyat sırasında hastanın vücudunda sargı bezi unutulması, yol yapımı sırasında gerekli uyarı levhalarının konulmaması).
* b) Hizmetin Geç İşlemesi: İdarenin yürütmekle yükümlü olduğu hizmeti, olayın ve koşulların gerektirdiği makul, acil ve normal süre içinde yerine getirmemesi, çabukluk ve sürati göstermemesidir (Örn: Çıkan yangına itfaiye ekiplerinin saatler sonra müdahale etmesi veya 112 acil ambulansının gecikmesi).
* c) Hizmetin Hiç İşlememesi: İdarenin yasa ile yürütmekle yükümlü kılındığı bir kamu hizmetini hareketsiz kalarak, ihmal veya imtina ederek hiçbir şekilde yerine getirmemesidir (Örn: Açık rögarların üzerinin kapatılmaması veya kuduz köpeklerin toplanmayıp halk sağlığının korunmaması).

Hizmet kusurunun bu nesnel, anonim ve bağımsız niteliği, Danıştay 10. Dairesinin 28.06.2022 tarihli ve E.2020/4142, K.2022/3622 sayılı kararıyla mükemmel bir dogmatik tahlile tabi tutulmuştur:

“İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.*” (Danıştay 10. Daire, E.2020/4142, K.2022/3622, T. 28.06.2022).

Danıştay 10. Dairesi bu emsal kararıyla; yol genişletme çalışmaları sırasında çıkarılan hafriyatın plan ve proje haricinde özel bir mülke dökülmesi eylemini haksız fiil olarak görüp adli yargıya yollayan ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur. Daire, idarenin görevi kapsamında yürüttüğü yol yapım hizmetinin “kusurlu işletilmesi” (hizmetin kötü işlemesi) iddiayına dayanan uyuşmazlığın, özel hukuktaki haksız fiilden tamamen bağımsız, nesnel ve anonim karakterdeki idari hizmet kusurundan kaynaklandığını ve görüm yerinin mutlak surette idari yargı (idare mahkemeleri) olduğunu hükme bağlamıştır.


4. İdarenin İstisnai ve İkincil Sorumluluk Nedeni: Kusursuz Sorumluluk Rejimi (Danıştay 8. Daire E.2016/14574 Kararı Tahlili)

İdarenin yürüttüğü kimi kamu hizmetleri doğaları gereği bünyelerinde büyük riskler barındırır yahut idarenin tamamen hukuka uygun bir işlemi sonucunda kamusal fayda sağlanırken belli bireyler ağır bir zarara uğrayabilir. Bu gibi durumlarda idarenin hiçbir bozukluğu veya ihmali (hizmet kusuru) bulunmasa bile zararın tazmin edilmesi, hukuk devletinin, hakkaniyetin ve sosyal adaletin gereğidir.

Ancak idare hukukunda “Kusursuz Sorumluluk”, kusurlu sorumluluğun alternatifi veya her zararı ödeyen genel bir sigorta güvencesi değildir. Kusursuz sorumluluk; istisnai, ikincil derecede ve ancak belirli şartların gerçekleşmesi halinde dar yorumlanarak uygulanan bir tazmin rejimidir. İdarenin kusursuz sorumluluğu iki temel ilkeye dayanır:

A. Risk (Tehlike) İlkesi

İdarenin, niteliği gereği tehlikeli olan faaliyetlerinden, kullandığı araç-gereçlerden veya tehlikeli tesislerinden (cephane depoları, elektrik santralleri, patlayıcı madde nakli, kimyasal laboratuvarlar vb.) dolayı bir zarar doğduğunda idare kusursuz sorumlu tutulur. Ayrıca kamu görevlilerinin yürüttükleri tehlikeli görevler (polis, jandarma veya itfaiyecinin görev sırasında yaralanması veya şehit olması) sırasında uğradıkları zararlar da “mesleki risk ilkesi” gereğince idarece tazmin edilir.

B. Kamu Külfetleri Karşısında Eşitlik (Fedakarlığın Denkleştirilmesi) İlkesi

İdarenin, tüm toplumun menfaatini hedefleyen ve tamamen hukuka uygun olan bir eylemi veya işlemi nedeniyle, toplum içindeki belirli bir kişi veya sınırlı sayıdaki kişinin “özel ve olağandışı (anormal)” bir zarara uğraması, kamusal bir külfetin sadece onların omuzlarına yüklenmesi halinde devreye girer. (Örn: Bir otoyol yapımı veya köprü inşası sebebiyle o bölgedeki bir ticarethanenin yolunun tamamen kapanıp kalıcı zarar görmesi yahut yeni bir kanunla meşru bir ticari faaliyetin tümüyle yasaklanması). Bu durumda, toplumun geneli bu hizmetten faydalandığı için, bozulan kamu külfetleri dengesinin yeniden kurulması amacıyla o özel zarar kusursuz sorumluluk ilkesince tazmin edilir.

Kusursuz sorumluluğun ikincil niteliği ve dar yorumlanması zorunluluğu, Danıştay 8. Dairesinin 01.10.2020 tarihli ve E.2016/14574, K.2020/3976 sayılı kararına yansıyan ve içtihat kuralı haline gelen ilkelerle sabit olmuştur:

“İdari sorumluluk alanında kusurlu sorumluluk genel hüküm niteliğindedir. Bu, idari sorumluluğun kusurlu sorumluluk olmasının kural, kusursuz sorumluluk olmasının ise istisna olduğu anlamına gelmektedir(…) İdarenin sorumluluğunun genel sebebinin hizmet kusuru olması, idarenin kusursuz sorumluluğunun ikincil derecede bir işlev yüklenmesi ve kusursuz sorumluluk hallerinin dar yorumlanması sonucunu doğurur. Kusursuz sorumlulukta, kusurlu sorumluluktan farklı olarak risk veya zararın “özel” olması ve “anormal (olağanüstü)” olması şartlarının aranmasıdır. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında; idarenin kusursuz sorumluluğuna gidilebilmesi için öncelikle kusura dayanan sorumluluğu araştırılacaktır. Eğer idarenin zararın meydana gelmesinde kusuru yok ise bu defa kusursuz sorumluluğuna gidilip gidilemeyeceği araştırılacaktır. İdarenin kusursuz sorumluluğu, kusur sorumluluğunun doğmadığı her durumda değil, ancak tehlike ve kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkeleri kapsamında giderimi gereken bir zararın bulunması halinde söz konusu olacaktır(…) İdarenin, yürüttüğü hizmetin doğrudan sonucu olan, nedensellik bağı kurulabilen, özel ve olağanüstü zararların kusursuz sorumluluk ilkesi gereği tazmini gerekirken, bu şartların söz konusu olmaması halinde ise idarenin kusursuz sorumluluğundan da söz edilemeyecektir.” (Danıştay 8. Daire, E.2016/14574, K.2020/3976, T. 01.10.2020).

Bu içtihat doğrultusunda; idari yargı yerleri önüne gelen bir uyuşmazlıkta öncelikle idarenin “hizmet kusuru” bulunup bulunmadığını incelemek zorundadır. Hizmet kusuru yoksa, hakim zararın otomatik olarak idarece ödenmesine hükmedemez; mutlaka zararın kamu hizmetinden doğan özel ve olağanüstü (anormal) bir risk veya fedakarlık denkleştirmesi kapsamında olup olmadığını dar bir yorumla tahlil etmelidir.


5. Kusursuz Sorumluluk ile Sosyal Risk İlkesi Arasındaki Nedensellik Bağı Ayrımı (Danıştay 10. Daire E.2001/4795 Kararı Tahlili)

İdarenin geleneksel kusursuz sorumluluk hallerinde (Tehlike ve Kamu Külfetlerinde Eşitlik), idarenin bir kusuru olmasa bile idari eylem ile doğan zarar arasında mutlaka doğrudan doğruya bir nedensellik (illet-sonuç) bağı bulunması zorunludur.

Ancak Türk Danıştay’ı 1990’lı yıllardan itibaren terör olayları ve toplumsal karışıklıklar nedeniyle masum vatandaşların can ve mal varlıklarında meydana gelen ağır zararların karşılanabilmesi için idare hukukuna yeni bir ilke kazandırmıştır: “Sosyal Risk İlkesi”.

Sosyal risk ilkesinin en büyük dogmatik özelliği; zarar ile idari eylem arasında bir nedensellik bağının aranmamasıdır. Terör örgütlerinin eylemleri idarenin bir faaliyeti veya eylemi değildir; dolayısıyla bu zararlar idarenin yürüttüğü bir kamu hizmetinin “doğrudan sonucu” olarak doğmaz. Ancak masum bireyler salt o toplumun bir ferdi oldukları için bu olağandışı zarara uğradıklarından, sosyal devlet ilkesi gereğince bu zararlar topluma pay edilerek devletçe tazmin edilir.

Peki, idari eylemle doğrudan nedensellik bağı bulunan bir olayda mahkemeler “sosyal risk ilkesine” dayanarak tazminata hükmedebilir mi? Bu kritik dogmatik sınır, Danıştay 10. Dairesinin 25.02.2003 tarihli ve E.2001/4795, K.2003/696 sayılı emsal kararıyla çok net bir çizgiye çekilmiştir:

“İdare kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. Buna karşın bilimsel ve yargısal içtihatlarla geliştirilen sosyal risk ilkesi ile toplumun içinde bulunduğu koşullardan kaynaklanan, idarenin faaliyet alanında meydana gelmekle birlikte, yürütülen kamu hizmetinin doğrudan sonucu olmayan, toplumsal nitelikli riskin gerçekleşmesi sonucu oluşan, salt toplumun bireyi olunması nedeniyle uğranılan özel ve olağandışı zararların da topluma pay edilerek giderilmesi amaçlanmıştır. Belirtilen niteliğine göre sosyal risk ilkesinin uygulanabilmesi için olayın tüm toplumla ilgilendirilmesi ve zararın toplumsal nitelikli bir riskin gerçekleşmesi sonucu meydana gelmesi yanında, olay ve zararın yürütülen kamu hizmetinin doğrudan sonucu olmaması, başka bir deyişle zarar ile idari eylem arasında bir nedensellik bağının da kurulamaması gerekmektedir. Zarar ile idari eylem arasında nedensellik bağının kurulabildiği hallerde sosyal risk ilkesinin uygulanmasına olanak bulunmadığından, idare hukuku kuralları çerçevesinde öncelikle hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkesine göre zararın tazmin edilip edilemeyeceğinin belirlenmesi gerekmektedir. Olayda zararın güvenlik kuvvetlerince mevzi güvenliği amacıyla döşenen mayına basılması sonucu davacıların çocuğunun sakat kalması nedeniyle meydana geldiği, kamu hizmetinin yürütülmesi sırasında oluştuğu, zarar ile idari eylem arasında nedensellik bağı bulunduğu açık olduğundan, açılan tam yargı davasında sosyal risk ilkesine dayanılarak hüküm kurulmasına olanak bulunmamaktadır. Dosya incelendiğinde, idarenin hizmet kusuru saptanamamakla birlikte, yürütülen güvenlik hizmeti sırasında kusuru bulunmayan davacıların uğradığı özel ve olağandışı zararın kusursuz sorumluluk ilkesi gereğince tazmini gerekmektedir.*” (Danıştay 10. Daire, E.2001/4795, K.2003/696, T. 25.02.2003).

Danıştay 10. Dairesinin bu muazzam tahlili, sorumluluk hukukundaki hiyerarşiyi ve sınırları gözler önüne sermektedir:
1. İdarenin yürüttüğü güvenlik hizmeti esnasında kendi döşediği mayına basılması eyleminde idare ile zarar arasında doğrudan bir nedensellik bağı vardır.
2. Nedensellik bağı olan yerde “sosyal risk ilkesi” uygulanamaz; çünkü sosyal risk, nedensellik bağının kurulamadığı hallere özgüdür.
3. İdarenin mayın döşemesinde hizmet kusuru bulunmasa bile; yürüttüğü tehlikeli güvenlik hizmetinin doğrudan sonucu olan bu özel ve ağır zarar, idarenin klasik “Kusursuz Sorumluluk (Tehlike/Risk) İlkesi” uyarınca tazmin edilmelidir.


6. İdarenin Sorumluluğunu Kaldıran veya Azaltan Haller

İdarenin eylem veya işlemi neticesinde bir zarar meydana gelmiş olsa dahi, dışsal birtakım sebepler zararla idari faaliyet arasındaki illiyet (nedensellik) bağını kesebilir veya zayıflatabilir. Bu haller şunlardır:

  1. Mücbir Sebep (Force Majeure): İdarenin faaliyet alanı dışında gerçekleşen, önceden öngörülmesi ve karşı konulması mutlak surette imkansız olan olağanüstü dış olaylardır (Örn: Şiddetli deprem, kasırga, sel afeti). Mücbir sebebin varlığı halinde illiyet bağı tamamen kesilir ve idarenin hem kusurlu hem de kusursuz sorumluluğu ortadan kalkar. Ancak idare, mücbir sebep sayılan afetin öncesinde veya sonrasında kendi yürüttüğü denetim, arama-kurtarma veya altyapı hizmetlerinde kusurlu davranmışsa (örneğin dere yatağına yapı ruhsatı verilmesi veya imar denetiminin yapılmaması), afetin varlığı idarenin hizmet kusuruna dayanan sorumluluğunu kaldırmaz.
  2. Beklenmeyen Hal (Cas fortuit): İdarenin kendi faaliyet alanında veya hizmetin iç işleyişinde meydana gelen, önceden sezilemeyen ve önlenemeyen olaylardır (Örn: Bakımı yeni yapılmış bir belediye otobüsünün lastiğinin aniden patlaması sonucu kaza yapması). Beklenmeyen hal idarenin hizmet kusurunu (kusur sorumluluğunu) kaldırır; ancak idarenin kusursuz sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
  3. Zarar Görenin Kendi Kusuru (Müterafik Kusur): Zararın doğmasında veya artmasında mağdurun kendi ihmali, kusuru veya yasadışı eyleminin etkili olmasıdır (Örn: Uyarı levhalarına ve bariyerlere rağmen yasak alana girilmesi veya aşırı hız yapılması). Mağdurun kusuru illiyet bağını tamamen kesecek ağırlıkta ise idarenin sorumluluğu ortadan kalkar; kusur zararın doğmasına sadece katkıda bulunmuşsa tazminat miktarından müterafik kusur indirimi yapılır.
  4. Üçüncü Kişinin Kusuru: Zararın doğmasına idare veya mağdur dışındaki bir üçüncü kişinin haksız eyleminin sebep olmasıdır. Üçüncü kişinin eylemi zararın tek ve illiyeti kesen sebebi ise idare sorumlu tutulmaz; zarar idare ile üçüncü kişinin ortak kusurundan doğmuşsa idare zarardan müteselsilen veya kendi kusuru oranında sorumlu olur.

7. Sonuç ve Değerlendirme

Türk idare hukukunda idarenin mali sorumluluğu rejimi, bireylerin hak arama özgürlüğünü en üst düzeyde korurken, kamu hizmetlerinin yürütülmesindeki kamusal dinamikleri de gözetmektedir.

Yapılan inceleme neticesinde ulaşılan temel sonuçlar şunlardır:

  • Birincisi: İdarenin sorumluluğu özel hukuktaki haksız fiil esaslarına değil, nesnel ve anonim karakterdeki idare hukuku ilkelerine tabidir. Danıştay 10. Dairesinin (E.2020/4142, K.2022/3622) kararıyla teyit edildiği üzere; kamu hizmetinin yürütülmesi sırasında (örneğin yol yapımı) ortaya çıkan kötü işleme, geç işleme veya hiç işlememe halleri tipik birer “hizmet kusuru” olup, idari sorumluluğun asli ve doğrudan nedenidir; bu davalar mutlaka idari yargıda görülmelidir.
  • İkincisi: Kusursuz sorumluluk, her zararı tazmin eden genel bir kural değildir. Danıştay 8. Dairesinin (E.2016/14574, K.2020/3976) ilkesel içtihadında vurgulandığı üzere; kusursuz sorumluluk istisnai ve ikincil nitelikte olup dar yorumlanır. Hakim, öncelikle hizmet kusurunu araştırmalı; kusursuz sorumluluğa ancak kamu hizmetinden doğan “özel” ve “olağanüstü” bir riskin veya kamu külfetleri karşısında eşitsizliğin varlığı halinde hükmetmelidir.
  • Üçüncüsü: Sorumluluk nedenlerinin uygulanmasında nedensellik bağı ayırıcı bir testtir. Danıştay 10. Dairesinin (E.2001/4795, K.2003/696) emsal kararında ortaya konulduğu gibi; idari eylemle doğrudan nedensellik bağı bulunan durumlarda (örneğin idarenin döşediği mayına basılması) nedensellik bağının bulunmadığı hallere özgü olan “sosyal risk ilkesi” uygulanamaz; bu tür doğrudan hizmet riskleri idarenin genel kusursuz sorumluluk (tehlike/risk) ilkesine göre tazmin edilmelidir. İdare hukuku, bu hassas dogmatik ayrımlar sayesinde hem idarenin mali dengesini hem de sosyal hukuk devletinin adalet ilkesini sarsılmaz bir dengeye oturtmaktadır.

8. Kaynakça

  • Akyılmaz, B., Sezginer, M., & Kaya, C. (2023). Türk İdare Hukuku. Seçkin Yayıncılık.
  • Atay, E. E. (2021). İdare Hukuku. Turhan Kitabevi.
  • Gözler, K. (2019). İdare Hukuku: Genel Esaslar. Ekin Yayınevi.
  • Günday, M. (2020). İdare Hukuku. İmaj Yayınevi.
  • Kalabalık, H. (2022). İdare Hukuku Dersleri. Seçkin Yayıncılık.
  • Onar, S. S. (1966). İdare Hukukunun Umumi Esasları. Hak Kitabevi.
  • Özay, İ. H. (2018). Günışığında Yönetim. Filiz Kitabevi.
  • Tan, T. (2022). İdare Hukuku. Turhan Kitabevi.
  • Yayla, Y. (2009). İdare Hukuku. Beta Basım Yayım.

Yargı Kararları

  • Danıştay 10. Daire Kararı: E.2020/4142, K.2022/3622, Karar Tarihi: 28.06.2022.
  • Danıştay 8. Daire Kararı: E.2016/14574, K.2020/3976, Karar Tarihi: 01.10.2020.
  • Danıştay 10. Daire Kararı: E.2001/4795, K.2003/696, Karar Tarihi: 25.02.2003.
  • Danıştay 10. Daire Kararı: E.1996/9012, K.1997/6164, Karar Tarihi: 25.12.1997.
  • Danıştay 15. Daire Kararı: E.2013/1236, K.2016/5776, Karar Tarihi: 30.11.2016.
  • Danıştay 6. Daire Kararı: E.2023/1404, K.2025/3707, Karar Tarihi: 25.06.2025.

Yazar: Avukat Şerafettin Kaya

Bu makale, Avukat Şerafettin Kaya tarafından kaleme alınmış olup, 20 Makalelik Türk İdare Hukuku Külliyatı serisinin bir parçasıdır.

Serideki temel başlıklar: iptal davasının şartları, idarenin mali sorumluluğu ve tam yargı davaları, yürütmenin durdurulması, idari yargıda kanun yolları, kararların uygulanması ve rücu (İYUK m. 28), idari işlemin unsurları ve hukuka aykırılık.

Sık Sorulan Sorular (SSS)

Hizmet kusuru hangi hâllerde doğar?

Hizmetin hiç işlememesi, geç işlemesi veya kötü işlemesi hâllerinde doğar.

Zarara yol açan memuru tespit etmek şart mı?

Hayır. Sorumluluk somut kamu görevlisinin şahsi kusuruna değil, hizmetin nesnel bozukluğuna bağlanır; anonimleşmiş hizmet kusuru yeterlidir.

Kusursuz sorumluluk her olayda uygulanır mı?

Hayır. İstisnai ve ikincil niteliktedir, dar yorumlanır. Ancak tehlike/risk ya da kamu külfetleri karşısında eşitlik şartları varsa uygulanır; risk veya zararın özel ve olağanüstü olması aranır.

Yararlanılan Mevzuat ve İçtihat

  • Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.125
  • 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.28
  • Danıştay 10. D., E.2020/4142, K.2022/3622, T. 28.06.2022
  • Danıştay 8. D., E.2016/14574, K.2020/3976, T. 01.10.2020
  • Danıştay 10. D., E.2001/4795, K.2003/696, T. 25.02.2003
  • Danıştay 10. D., E.1996/9012, K.1997/6164, T. 25.12.1997
  • Danıştay 15. D., E.2013/1236, K.2016/5776, T. 30.11.2016
  • Danıştay 6. D., E.2023/1404, K.2025/3707, T. 25.06.2025

Yayın tarihi: 04.08.2026 · Son güncelleme: 16.08.2026

Hazırlayan: Av. Şerafettin Kaya · Gebze / Kocaeli · +90 534 545 23 32 · www.serafettinkaya.av.tr

Bu yazıyı paylaş

WhatsApp LinkedIn X

Aynı kategoriden diğer yazılar

WhatsApp Randevu Ara