İdare Hukukunda Kamu Personel Rejimi ve Disiplin Sorumluluğu: Kanunilik İlkesi, Anayasal Savunma Hakkı ile Ceza Yargılamasının Disiplin Hukukuna Etkisi

İdare Hukukunda Kamu Personel Rejimi ve Disiplin Sorumluluğu: Kanunilik İlkesi, Anayasal Savunma Hakkı ile Cez

Yazar: Avukat Şerafettin Kaya

Yazar: Av. Şerafettin Kaya
Tarih: Temmuz 2026


Kısa Cevap

Disiplin cezaları da suç ve cezada kanunilik ilkesine tabidir: hangi fiilin hangi cezayı gerektirdiği kanunla belirlenmiş olmalıdır ve kıyas yoluyla ceza verilemez. Anayasa m. 129/2 mutlak bir usul güvencesi getirir: savunma alınmadan disiplin cezası verilemez; bu güvenceye aykırılık cezayı tek başına sakatlar. Ceza yargılaması ile disiplin soruşturması kural olarak birbirinden bağımsızdır — beraat kararı disiplin cezasını kendiliğinden kaldırmaz. Ancak ceza mahkemesinin maddi olgunun gerçekleşmediğine ilişkin kesin tespiti idareyi ve idari yargıyı bağlar. Disiplin işlemleri iptal davasına konu edilebilir.

Kısa Özet

Kamu hizmetlerinin sürekliliği, düzenliliği ve tarafsızlığı, bu hizmetleri asli ve sürekli olarak yürüten kamu görevlilerinin yasal güvencelerle donatılmış bir personel rejimine tabi olmalarını zorunlu kılar. Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’sının 128. maddesi uyarınca memurlar ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri ile meslekten çıkarılmaları münhasıran kanunla düzenlenir. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, Türk personel rejimini kariyer, liyakat ve sınıflandırma ilkeleri üzerine inşa etmiştir. Kamu hizmetinin düzenini bozan davranışlara karşı öngörülen disiplin cezaları ise idari yaptırım niteliğindedir. Disiplin hukukunda ceza hukuku ilkeleri olan “kanunsuz ceza olmaz (tipiklik)”, “ölçülülük” ve “şüpheden sanık/memur yararlanır” ilkeleri aynen geçerlidir. Anayasa’nın 129. maddesinin ikinci fıkrası, memur ve diğer kamu görevlilerine savunma hakkı tanınmadıkça disiplin cezası verilemeyeceğini emretmiştir. Özellikle memuriyetten çıkarma gibi en ağır yaptırımlarda, 657 sayılı Kanun’un 129. maddesi uyarınca Yüksek Disiplin Kurulu önünde genişletilmiş “son savunma” hakkı tanınması zorunlu bir usul güvencesidir. Öte yandan, 657 sayılı Kanun’un 131. maddesi gereğince ceza yargılaması ile disiplin soruşturması birbirinden bağımsız olmakla birlikte, ceza mahkemelerince suçun işlenmediği veya unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle verilen beraat kararları disiplin hukuku bakımından bağlayıcı sonuçlar doğurur. Bu çalışmada; kamu personel rejiminin anayasal ilkeleri, disiplin cezalarında savunma hakkının kapsamı ve ceza yargılaması ile disiplin soruşturması arasındaki etkileşim, Danıştay 12. Dairesinin güncel ve emsal kararları tahlil edilerek incelenmektedir.


1. Giriş

Modern idare hukukunda kamu hizmetlerinin yürütücüsü olan insan kaynağı, sıradan bir işgücü değil, devlet otoritesini ve kamu yararını temsil eden “kamu görevlisi” statüsündedir. Kamu hizmetlerinin devamlılığı, kesintisizliği ve tarafsızlığı ilkeleri, bu hizmetleri yürüten personelin siyasi iktidarların keyfi müdahalelerinden korunmasını, statülerinin ve güvencelerinin sağlam hukuk kurallarına bağlanmasını zorunlu kılar.

Bu zorunluluğun anayasal temeli, Anayasa’nın 128. maddesinde yer alan “Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür(…) Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ile diğer özlük işleri kanunla düzenlenir” kuralıdır. Bu kural, personel hukukunda “kanunilik ilkesi” ve “memur güvencesi” kavramlarının belkemiğini oluşturur.

Kamu personelinin görevlerini yasalara ve hizmet gereklerine uygun şekilde yerine getirmesini sağlamak amacıyla idareye, personeli üzerinde disiplin cezası verme yetkisi tanınmıştır. Ancak disiplin cezaları, memurun mesleki kariyerini, statüsünü ve mali haklarını doğrudan etkileyen ağır idari yaptırımlardır. Bu nedenle disiplin hukuku, keyfi uygulamalara kapı aralamayacak şekilde ceza hukukunun temel güvenceleriyle donatılmıştır.

Bu makalede; 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun temel sütunları olan kariyer ve liyakat ilkeleri, disiplin yaptırımlarında tipiklik ilkesi, Anayasa’nın 129/2. maddesinde güvence altına alınan savunma hakkının sınırları (özellikle memuriyetten çıkarma cezalarındaki zorunlu “son savunma” kuralı) ve ceza mahkemesi kararlarının disiplin soruşturmasına etkisi, Danıştay 12. Dairesinin emsal içtihatları ışığında tahlil edilecektir.


2. Kamu Personel Rejiminin Anayasal Temelleri: Kanunilik İlkesi ile Liyakat ve Kariyer Esasları

Türk idare hukukunda kamu personeli; statülerinin tek taraflı, genel, objektif ve önceden belirlenmiş kanun kurallarıyla düzenlendiği “statü hukuku (statutaire)” rejimine tabidir. Özel hukuk sözleşmelerinden farklı olarak, memur ile devlet arasındaki ilişki tarafların serbest iradeleriyle değil, kanunların koyduğu nesnel kurallarla şekillenir.

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 3. maddesi, Türk kamu personel rejimini üç temel ilke üzerine kurmuştur:
1. Sınıflandırma: Devlet memurlarının görevlerinin gerektirdiği niteliklere ve mesleklere göre sınıflara ayrılmasıdır.
2. Kariyer: Devlet memurlarına, yaptıkları hizmetler için lüzumlu bilgilere ve yetişme şartlarına uygun şekilde, sınıfları içinde en yüksek derecelere kadar ilerleme imkanının sağlanmasıdır.
3. Liyakat: Devlet kamu hizmetleri görevlerine girmeyi, sınıflar içinde ilerleme ve yükselmeyi, görevin sona erdirilmesini liyakat sistemine dayandırmak ve bu sistemin eşit imkanlarla uygulanmasında devlet memurlarını güvenliğe kavuşturmaktır.

Liyakat ilkesi, kamu görevine atanmada ve görevde yükselmede siyasi, mezhepsel, hemşehriklik veya kişisel yakınlık gibi sübjektif kaygıların değil; bilgi, beceri, tecrübe ve başarının tek ölçüt olmasını emreden en üstün anayasal ve yasal ilkedir.


3. Memurların Disiplin Sorumluluğunda Tipiklik (Kanunsuz Ceza Olmaz) ve Ölçülülük İlkeleri

Disiplin cezaları, kamu kurumlarında düzeni sağlamak ve hizmetin gereği gibi yürütülmesini temin etmek amacıyla memurların kanun, tüzük ve yönetmeliklere aykırı davranışlarına karşı uygulanan idari yaptırımlardır. 657 sayılı Kanun’un 125. maddesinde disiplin cezaları ağırlık derecesine göre; uyarma, kınama, aylıktan kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması ve Devlet memurluğundan çıkarma olarak sayılmıştır.

Disiplin cezaları bir idari işlem olmakla birlikte, yaptırım niteliği taşımaları sebebiyle ceza hukukunun evrensel ilkelerinin disiplin hukukunda da uygulanması zorunludur:

  • Kanunsuz Suç ve Ceza Olmaz (Tipiklik / Nullum Crimen Sine Lege): Anayasa’nın 38. maddesi gereğince, kanunun açıkça suç saymadığı bir fiilden dolayı kimseye ceza verilemez. 657 sayılı Kanun’un 125. maddesinde hangi eylemin hangi disiplin cezasını gerektirdiği tahmini değil, tahdidi veya tanımlayıcı unsurlarla belirtilmiştir. İdare, kanunda tanımı yapılmamış bir fiili kıyas yoluyla suç yaratarak cezalandıramaz.
  • Ölçülülük İlkesi: İşlenen disiplin suçu ile idarece tayin edilen ceza arasında adil bir denge bulunmalıdır. Hafif bir kusura en ağır cezanın (memuriyetten çıkarma) verilmesi, işlemin sebep ve konu unsurları yönünden iptalini gerektirir.
  • Şüpheden Sanık (Memur) Yararlanır İlkesi: Disiplin cezası verilebilmesi için iddia edilen fiilin memur tarafından işlendiğinin şüpheye yer bırakmayacak şekilde, her türlü delille (tanık, belge, kamera kaydı vb.) mutlak bir kesinlikle ispatlanması gerekir. Varsayıma, kanaate veya eksik soruşturmaya dayalı olarak disiplin cezası verilemez.

4. Disiplin Hukukunun En Temel Usul Güvencesi: Anayasal Savunma Hakkı ve “Son Savunma” Kuralı (Danıştay 12. Daire E.2019/7074 Kararı Tahlili)

Disiplin hukukunda memuru keyfi ve haksız yaptırımlara karşı koruyan en üstün usul kuralı, “savunma hakkı”dır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’sının 129. maddesinin ikinci fıkrası bu güvenceyi kesin bir emre dönüştürmüştür:

“Memurlar ve diğer kamu görevlileri ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve bunların üst kuruluşları mensuplarına savunma hakkı tanınmadıkça disiplin cezası verilemez.”

657 sayılı Kanun, savunma hakkının kullandırılmasında cezanın ağırlığına göre ikili bir usul ayrımı yapmıştır:
1. Genel Savunma Hakkı (DMK m. 130): Uyarma, kınama, aylıktan kesme ve kademe ilerlemesinin durdurulması cezalarında, disiplin amiri veya yetkili disiplin kurulu memura hakkındaki iddiaları bildirerek en az 7 günlük savunma süresi verir. Bu süre verilmeden veya 7 günden az süre verilerek ceza tesis edilmesi işlemi kökünden sakatlar.
2. Memuriyetten Çıkarma Cezasında Genişletilmiş “Son Savunma” Hakkı (DMK m. 129): Devlet memurluğundan çıkarma cezası, memurun statüsünü sona erdiren ve bir daha kamu görevine alınmasını engelleyen en ağır yaptırımdır. Bu nedenle Kanun koyucu, 130. maddedeki genel savunmadan ayrı olarak 129. maddede çok daha özel ve geniş bir güvence düzenlemiştir: “Hakkında memurluktan çıkarma cezası istenen memur, soruşturma evrakını incelemeye, tanık dinletmeye, disiplin kurulunda sözlü veya yazılı olarak kendisi veya vekili vasıtasıyla savunma yapma hakkına sahiptir.”

Bu anayasal ve yasal usul güvencesinin ihlali durumunda işlemin akıbetinin ne olacağı, Danıştay 12. Dairesinin 12.06.2023 tarihli ve E.2019/7074, K.2023/3370 sayılı emsal kararı ile hüküm altına alınmıştır:

“Anayasa’nın 129. maddesinin ikinci fıkrasında, memurlar ve diğer kamu görevlileri ile(…) mensuplarına savunma hakkı tanınmadıkça disiplin cezası verilemeyeceği hükme bağlanmıştır(…) 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 130. maddesinde diğer cezalar bakımından memura sadece 7 günden az olmamak üzere savunma hakkı tanınmışken memuriyetten çıkarma cezası açısından 129. maddeyle, soruşturma ile ilgili evrakın incelenmesinden veya vekili vasıtasıyla sözlü savunma yapılmasına kadar, 130. maddeden farklı olarak geniş bir savunma hakkı tanınmış bulunmaktadır. Yasa koyucu ilgili açısından en ağır sonuçları doğuran Devlet memurluğundan çıkarma cezasının verilmesinde, bu şekilde bir savunma hakkının tanınmasını memur statüsü açısından önemli bir güvence olarak öngörmüştür(…) Bu durumda; Yüksek Disiplin Kurulunca, Devlet memurluğundan çıkarma cezası ile cezalandırılması teklif edilen ilgiliye 657 sayılı Kanun’un 129. maddesi uyarınca usulüne uygun olarak son savunma hakkı tanınması gerektiği açık olup, uyuşmazlık konusu olayda, hakkında Devlet memurluğundan çıkarma cezası teklif edilen davacı hakkında Yüksek Disiplin Kurulunca 657 sayılı Kanun’un 129. maddesine göre son savunması alınmadan tesis edildiği görülen dava konusu işlemde hukuka uyarlık(…) bulunmamaktadır.*” (Danıştay 12. Daire, E.2019/7074, K.2023/3370, T. 12.06.2023).

Danıştay 12. Dairesinin bu kararı, disiplin usul hukukunda tavizsiz bir kuralı tescillemiştir: Bir memur hakkında soruşturma aşamasında (muhakkik tarafından) savunma alınmış olsa bile; dosya memuriyetten çıkarma teklifiyle Yüksek Disiplin Kuruluna geldiğinde, Kurul tarafından memura ayrıca ve yeni bir bildirimle Kanun’un 129. maddesinde sayılan hakları (dosyayı inceleme, tanık dinletme, sözlü/yazılı savunma) hatırlatılarak “son savunma” imkanı tanınmalıdır. Son savunma imkanı tanınmadan verilen ihraç kararları, işin esasına dahi girililmeksizin doğrudan salt şekil ve usul aykırılığından iptal edilir.


5. Ceza Yargılaması ile Disiplin Sorumluluğunun Bağımsızlığı İlkesi (DMK m. 131) ve Beraat Kararlarının Bağlayıcılığı (Danıştay 12. Daire E.2021/1589 Kararı Tahlili)

Bir kamu görevlisinin disiplin suçu teşkil eden davranışı, aynı zamanda Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) veya özel kanunlarda düzenlenmiş bir suç tanımına uyabilir. Bu durumda memur hakkında hem ceza mahkemesinde kamu davası açılması hem de idarece disiplin soruşturması yürütülmesi gündeme gelir.

A. Bağımsızlık Kuralı (DMK m. 131)

657 sayılı Kanun’un 131. maddesi bu iki sürecin ilişkisini düzenlemiştir:

“Aynı olaydan dolayı memur hakkında ceza mahkemesinde kovuşturmaya başlanmış olması disiplin kovuşturulmasını geciktiremez. Memurun ceza kanununa göre mahkum olması veya olmaması halleri, ayrıca disiplin cezasının uygulanmasına engel olamaz.

Bu düzenlemenin temel gerekçesi; ceza yaptırımları ile disiplin yaptırımlarının hukuki dayanaklarının, korudukları hukuki yararların ve ispat standartlerinin birbirinden farklı olmasıdır. Ceza mahkemesi toplum düzenini korumayı amaçlarken, disiplin idaresi kamu hizmetinin iç düzenini korumayı hedefler. Bu nedenle, ceza mahkemesinde delil yetersizliğinden veya şüpheden sanık yararlanır ilkesinden beraat eden bir memura, eylemin kamu hizmetini aksattığının disiplin soruşturmasıyla tespiti halinde disiplin cezası verilebilir.

B. Bağımsızlık İlkesinin İstisnası: Maddi Vakıanın Yokluğuna Dayalı Beraat Kararlarının Bağlayıcılığı

Kanun’un 131. maddesindeki bağımsızlık kuralı mutlak ve sınırsız değildir. Ceza mahkemesinin kararı, idareyi ve idari yargıyı hangi durumlarda bağlar? Bu kritik soru, Danıştay 12. Dairesinin 13.02.2023 tarihli ve E.2021/1589, K.2023/513 sayılı emsal kararı ile dogmatik bir çözüme kavuşturulmuştur:

“Ceza yargılamasında suçun niteliği ve delillerin takdirinde uygulanan ilke ve kurallar ile disiplin hukuku açısından uygulanan ilke ve kurallar birbirinden farklı olduğundan, idarenin, kamu görevlisi hakkında disiplin cezası vermemesi, ceza mahkemelerince ceza verilmesine hukuki engel oluşturmayacağı gibi, aynı şekilde, ceza yargılaması sonucu beraat kararı verilmiş olmasının da, kural olarak, disiplin cezası verilmesine engel teşkil etmeyeceği de açıktır. Ancak; ceza yargılaması neticesinde suçun unsurlarının oluşmadığı ya da suçun o kişi tarafından işlenmediği gerekçesiyle verilen beraat kararının, disiplin cezası bakımından da sadece aynı suç nev’i bakımından bağlayıcı olacağı; bir başka ifadeyle, ceza yargılamasının (beraat kararının) konusunu teşkil eden suç, disiplin hukuku yönünden de aynı suç kapsamında değerlendirilerek disiplin cezası verilemeyeceği kuşkusuzdur(…) davacının anılan fiili işlediği hususunun hukuken kabul edilebilir, somut, şüpheden uzak yeterli delillerle ortaya konulamadığı sonucuna ulaşılmaktadır.*” (Danıştay 12. Daire, E.2021/1589, K.2023/513, T. 13.02.2023).

Danıştay 12. Dairesinin ortaya koyduğu bu içtihadın iki temel sonucu vardır:
1. Maddi Vakıa Bağlayıcılığı: Ceza mahkemesi, isnat edilen eylemin “sanık tarafından işlenmediği sabit olduğundan” (CMK m. 223/2-b) veya “suçun unsurlarının oluşmadığından” (CMK m. 223/2-a) bahisle beraat kararı vermişse; idare artık “memur bu fiili işlemiştir” diyerek aynı fiilden dolayı disiplin cezası veremez. Maddi vakıanın gerçekleşmediği veya suç unsuru taşımadığı yönündeki kesinleşmiş ceza mahkemesi tespiti, disiplin makamlarını bağlar.
2. Şüpheden Uzak İspat Standardı: İdare, bir memura disiplin cezası verirken sadece iddia sahibinin veya amirin soyut beyanlarıyla yetinemez. İsnat edilen fiil, bağımsız tanık ifadeleri, kamera kayıtları veya somut belgelerle hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispatlanmalıdır. Somut ve şüpheden uzak delil olmaksızın verilen cezalar hukuka aykırıdır.


6. Sonuç ve Değerlendirme

Kamu personel rejimi ve disiplin hukuku, devletin etkin çalışmasını sağlarken aynı zamanda kamu görevlilerini haksız suçlamalara ve keyfi işlemlere karşı koruyan ikili bir denge mekanizmasıdır.

Yapılan dogmatik ve içtihadi inceleme neticesinde şu temel sonuçlara ulaşılmaktadır:

  • Birincisi: Kamu görevlilerinin statüsü, kariyer ve liyakat ilkelerine dayanır. Anayasal kanunilik ilkesi gereğince memur güvencesi, kamu hizmetinin tarafsızlığının temel teminatıdır.
  • İkincisi: Savunma hakkı tanınmadan disiplin cezası verilemez; bu kural Anayasa’nın 129/2. maddesinin kesin emridir. Danıştay 12. Dairesinin (E.2019/7074, K.2023/3370) emsal kararıyla sabittir ki; Devlet memurluğundan çıkarma cezası teklif edilen hallerde, soruşturma aşamasındaki savunmayla yetinilemez; Yüksek Disiplin Kurulunca memura 657 sayılı Kanun’un 129. maddesindeki özel haklarını içeren bir “son savunma” imkanı tanınması hukuki bir zorunluluktur.
  • Üçüncüsü: Ceza yargılaması ile disiplin soruşturması kural olarak bağımsızdır (DMK m. 131). Ancak Danıştay 12. Dairesinin (E.2021/1589, K.2023/513) ortaya koyduğu esaslar uyarınca; ceza mahkemesinin eylemin memur tarafından işlenmediğine veya suçun unsurlarının oluşmadığına dair verdiği beraat kararları disiplin hukuku yönünden de bağlayıcıdır. İdare, somut, şüpheden uzak ve kesin delillerle ispatlayamadığı fiiller için disiplin cezası tesis edemez.

7. Kaynakça

  • Akyılmaz, B., Sezginer, M., & Kaya, C. (2023). Türk İdare Hukuku. Seçkin Yayıncılık.
  • Atay, E. E. (2021). İdare Hukuku. Turhan Kitabevi.
  • Giritli, İ., Bilgen, P., & Akgüner, T. (2001). İdare Hukuku. Der Yayınları.
  • Gözler, K. (2019). İdare Hukuku: Genel Esaslar. Ekin Yayınevi.
  • Günday, M. (2020). İdare Hukuku. İmaj Yayınevi.
  • Kalabalık, H. (2022). İdare Hukuku Dersleri. Seçkin Yayıncılık.
  • Özay, İ. H. (2018). Günışığında Yönetim. Filiz Kitabevi.
  • Sancakdar, O. (2022). İdare Hukuku Teorik Çalışma Kitabı. Seçkin Yayıncılık.
  • Tan, T. (2022). İdare Hukuku. Turhan Kitabevi.

Yargı Kararları

  • Danıştay 12. Daire Kararı: E.2019/7074, K.2023/3370, Karar Tarihi: 12.06.2023.
  • Danıştay 12. Daire Kararı: E.2021/1589, K.2023/513, Karar Tarihi: 13.02.2023.
  • Danıştay 12. Daire Kararı: E.2018/2518, K.2023/1328, Karar Tarihi: 27.03.2023.
  • Danıştay 12. Daire Kararı: E.2018/2758, K.2023/2522, Karar Tarihi: 15.05.2023.
  • Danıştay 12. Daire Kararı: E.2021/5974, K.2024/3142, Karar Tarihi: 26.06.2024.
  • Danıştay 2. Daire Kararı: E.2022/985, K.2025/5683, Karar Tarihi: 03.12.2025.

Yazar: Avukat Şerafettin Kaya

Bu makale, Avukat Şerafettin Kaya tarafından kaleme alınmış olup, 20 Makalelik Türk İdare Hukuku Külliyatı serisinin bir parçasıdır.

Serideki temel başlıklar: iptal davasının şartları, idarenin mali sorumluluğu ve tam yargı davaları, yürütmenin durdurulması, idari yargıda kanun yolları, kararların uygulanması ve rücu (İYUK m. 28), idari işlemin unsurları ve hukuka aykırılık.

Yararlanılan Mevzuat ve İçtihat

  • Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.38
  • Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.128
  • Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.129
  • 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.28
  • 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.223
  • 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu m.3
  • 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu m.125
  • 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu m.129
  • 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu m.130
  • 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu m.131
  • Danıştay 12. D., E.2019/7074, K.2023/3370, T. 12.06.2023
  • Danıştay 12. D., E.2021/1589, K.2023/513, T. 13.02.2023
  • Danıştay 12. D., E.2018/2518, K.2023/1328, T. 27.03.2023
  • Danıştay 12. D., E.2018/2758, K.2023/2522, T. 15.05.2023
  • Danıştay 12. D., E.2021/5974, K.2024/3142, T. 26.06.2024
  • Danıştay 2. D., E.2022/985, K.2025/5683, T. 03.12.2025

Sık Sorulan Sorular (SSS)

Memura savunma için en az ne kadar süre verilmelidir?

Kural olarak 7 günden az olmamak üzere savunma hakkı tanınmalıdır. Bu süre verilmeden ya da daha kısa süre verilerek tesis edilen ceza işlemi kökünden sakatlanır.

Memuriyetten çıkarma cezasında ek bir güvence var mıdır?

Evet. Bu cezada Yüksek Disiplin Kurulu önünde genişletilmiş son savunma hakkı tanınması zorunlu bir usul güvencesidir.

Bu güvencenin anayasal dayanağı nedir?

Anayasa m.128 hükmü ve kanunilik ilkesi, kamu personel rejiminde disiplin güvencelerinin anayasal temelini oluşturur.

İlgili İçerikler

Yayın tarihi: 06.08.2026 · Son güncelleme: 16.08.2026

Hazırlayan: Av. Şerafettin Kaya · Gebze / Kocaeli · +90 534 545 23 32 · www.serafettinkaya.av.tr

Bu yazıyı paylaş

WhatsApp LinkedIn X

Aynı kategoriden diğer yazılar

WhatsApp Randevu Ara