İcra İflas Kanun Taslağı hakkında eleştirel bakış


Avukat Şerafettin KAYA
Güncelleme (13.08.2026): Bu yazı, yasalaşmamış bir taslak metnine ilişkin sempozyum değerlendirmelerini aktarmaktadır. Bu tarih itibarıyla Cebri İcra Kanunu Taslağı yasalaşmamış, yürürlükteki düzenleme 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu olmaya devam etmektedir. Aşağıdaki eleştiriler taslak metni üzerinedir; yürürlükteki hukuku değil, önerilen değişiklikleri tartışmaktadır.
Kısa Cevap
Türkiye Barolar Birliği’nin düzenlediği sempozyumda hukuk uzmanları, 90 yıllık İcra ve İflas Kanunu’nun yerini almak üzere hazırlanan yeni “Cebri İcra Kanunu Taslağı”nı ciddi editöryel hatalar ve uygulama sorunları barındırdığı gerekçesiyle eleştirdi. Taslakta, kanunlaşmadan önce çıkarılması gereken hazırlık notlarının dahi unutulduğu tespit edilmiştir; bu, metnin son hâlinin titiz bir kontrolden geçirilmediğine işaret eder.
10 Yıllık Çalışma, Gözden Kaçan Hatalar: Yeni İcra Kanunu Taslağındaki 7 Şaşırtıcı Eleştiri
90 Yıllık Kanunu Değiştirme Vaadi ve Uzmanların Endişeleri
Türkiye’de icra dairelerindeki dosya sayısı, Prof. Dr. Ejder Yılmaz’ın belirttiği üzere yaklaşık 33 milyona ulaşmış durumda. İlamlı bir takibin sonuçlanması ortalama 830 gün sürerken, bu rakamlar milyonlarca vatandaşın hayatına doğrudan dokunan devasa bir sorunun karşılığı. Mevcut İcra ve İflas Kanunumuzun 1932 yılından kalma, 90 yıllık bir metin olduğu ve bugüne dek 40’tan fazla kez değişikliğe uğradığı düşünüldüğünde, köklü bir yeniliğe duyulan ihtiyaç aşikâr.
İşte bu ihtiyaca cevap vermek üzere, bir komisyon tarafından 10 yıl süren kapsamlı bir çalışma sonucunda yeni “Cebri İcra Kanunu Taslağı” hazırlandı. Ancak Türkiye Barolar Birliği’nin düzenlediği sempozyumda Türkiye’nin önde gelen hukuk uzmanları bu taslağı masaya yatırdığında, beklenen çözümün aksine, endişe verici ve şaşırtıcı bir dizi bulgu ortaya çıktı. Uzmanların eleştirileri, yeni kanunun çözüm mü yoksa yeni sorunların kaynağı mı olacağı sorusunu gündeme getirdi.
1. On Yıllık Taslakta Unutulan “Notlar” ve Mantık Hataları
Uzmanların ortaya koyduğu belki de en şaşırtıcı bulgu, taslak metninde yer alan temel editöryel hatalardı. Prof. Dr. Hakan Pekcanıtez, metnin içinde kanunlaşmaması gereken ve hazırlık sürecinden kaldığı anlaşılan (mevcut 16) gibi notların unutulduğunu tespit etti. Bu, metnin son halinin titiz bir kontrolden geçirilmediğine dair ciddi bir işaretti.
Ancak en çarpıcı örnek, Prof. Pekcanıtez’in dikkat çektiği mantıksal olarak imkânsız bir cümleydi:
“haciz ihbarnamesinin kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren iki hafta içinde itirazda bulunmayan üçüncü kişi itiraz etmiş sayılır”
Basitçe ifade etmek gerekirse, bu cümle “itiraz etmeyen birinin itiraz etmiş sayılması” gibi anlamsız bir sonuç doğuruyor. Temel bir kanun metni üzerinde 10 yıl süren bir çalışmanın ardından bu denli bariz bir özensizliğin bulunması, taslağın genel kalitesi ve güvenilirliği hakkında ciddi soru işaretleri yaratıyor.
2. Adaletin Gecikmesi Artık Resmi Bir Politika mı Oluyor?
Taslağın getirdiği en tartışmalı yeniliklerden biri, bir davayı ilk derece mahkemesinde kazanan alacaklının, karar istinaf (temyiz öncesi üst mahkeme) sürecinden geçmeden icra takibi başlatmasını engellemesi. Zaten ortalama 830 gün süren bir sistemde, bu kuralın yaratacağı ek gecikmeyi Prof. Dr. Hakan Pekcanıtez somut bir örnekle açıklıyor: “2 yıl ilk derece mahkemesinde geçti 2 yılda istinafta geçecek“. Bu, mahkeme tarafından haklılığı zaten tespit edilmiş bir kişinin alacağına kavuşmak için yıllarca daha beklemesi anlamına geliyor.
Bu kuralın gerekçesi olarak “ilk derece mahkemesi kararlarının sıkça bozulması” gösteriliyor. Ancak uzmanların karşı argümanı net: Bu yeni düzenleme, azınlıktaki hatalı kararlar yüzünden tüm haklı alacaklıları cezalandırıyor ve zaten can çekişen bir sistemde adaletin gecikmesini temel bir politika haline getirme riski taşıyor.
3. Borcunu Ödememek İçin “Evliya Olmak Lazım” Paradoksu
Yeni taslak, “itirazın kaldırılması” gibi hızlı çözüm yollarını ortadan kaldırarak, alacaklının neredeyse her itiraz durumunda tam teşekküllü ve yıllar süren bir “itirazın iptali davası” açmasını zorunlu kılıyor. Bu durum, özellikle yüksek enflasyon ortamında borçlular için borcu ödemeyi ertelemeyi ekonomik olarak cazip hale getiriyor.
Prof. Dr. Murat Atalı’nın bu durumu özetleyen çarpıcı analizi, sistemin yarattığı paradoksu gözler önüne seriyor:
“böyle bir sistemde bir borçlunun hele şu ekonomik koşullarda bir borçlunun ödeme emrine itiraz etmemek için evliya olması lazım aziz olması lazım.”
Pratikte bu, sistemin bir borçluyu ödemeyi geciktirmeye teşvik ettiği anlamına geliyor. Bu durum, borçların zamanında ödenmesini sağlaması gereken bir icra kanununun temel amacını baltalıyor.
4. İflasta Modernleşme Yerine 19. Yüzyıla Geri Dönüş
Prof. Dr. Hakan Pekcanıtez, modern iflas hukukunun amacının sadece borçlu şirketleri tasfiye etmek değil, “mümkünse yeniden yapılandırma çabası içinde” olarak ekonomiye yeniden kazandırmak olduğunu vurguluyor. Ancak taslak, bu modern yaklaşımı benimsemek yerine, iflası bir ceza olarak gören eski ve cezalandırıcı bir anlayışı pekiştiriyor.
Prof. Pekcanıtez’in tespit ettiği en geriye dönük değişiklik ise, borçluya gönderilen ödeme emrine “borcunu ödemezsen hakkında iflas kararı verilecek” şeklinde bir uyarı eklenmesi. Bu yaklaşım, iflası 1800’lü yıllardan kalma bir tehdit ve ceza unsuru olarak konumlandırıyor ve modern ekonomik gerçeklerle bağdaşmıyor.
5. Ev Sahibini Koruyup Kiracıyı Unutan Haciz Kuralları
Taslak, haczedilemeyecek mallara ilişkin kurallarda da önemli bir sosyal adalet sorununu görmezden geliyor. Prof. Dr. Hakan Pekcanıtez’in aktardığına göre, kanun borçlunun mülkiyetindeki “haline münasip evi”ni (yaşam standardına uygun evini) hacizden korurken, kirada oturan bir borçluya hiçbir koruma sunmuyor. Bu durum, “evi olmayanı aç bırakabiliyorsunuz, kirasını ödeyemeyecek hale getirebiliyorsunuz” gibi adaletsiz bir sonuç doğuruyor.
Pekcanıtez’in İsviçreli bir meslektaşıyla yaşadığı diyaloğu aktarması, durumun çarpıcılığını ortaya koyuyor. Meslektaşı, “Peki, evi olmayanlara ne yapıyorsunuz?” diye sorduğunda, Türkiye’deki sistemin cevabı acı bir şekilde “Hiçbir şey yapmıyoruz” oluyor. Taslak, 1889’dan kalma bu adaletsiz ve güncelliğini yitirmiş hükmü değiştirmek yerine aynen koruyor.
6. Hukukumuza “Yenilik” Diye Sunulan 100 Yıllık Kural
Prof. Dr. Hakan Pekcanıtez’in ortaya çıkardığı bir diğer tuhaf çelişki, kamu düzeni ihlallerine karşı “süresiz şikayet” hakkıyla ilgili. Taslağın gerekçeleri birbiriyle tamamen çelişiyor:
- Bir bölümde, komisyonun bu konuyu bilinçli olarak düzenlememeyi tercih ettiği belirtiliyor.
- Sadece birkaç madde sonra ise, İsviçre hukukundan birebir kopyalanan aynı kavram, Türk hukukuna bir “yenilik olarak” sunuluyor.
Daha da vahimi, bu “yeni” kuralın gerekçesi, konuya ilişkin yaklaşık bir asırlık Türk Yargıtay içtihatlarını ve doktrinini tamamen yok sayarak yalnızca İsviçre kaynaklarına atıf yapıyor. Bu durum, hukuki birikime karşı derin bir göz ardı olarak değerlendiriliyor.
7. İyi Kötü İşleyen Araçların Sistemden Çıkarılması
33 milyonluk dosya yükü altında ezilen ve gecikmelerle boğuşan bir sistemde, en mantıklı adımlardan biri, işleyen mekanizmaları korumak ve güçlendirmek olurdu. Ancak Yargıtay 12. Hukuk Dairesi Başkanı Ayhan Tuncal’a göre taslak, tam tersini yaparak mevcut sistemde görece verimli ve işlevsel olan bazı hukuki mekanizmaları ortadan kaldırıyor.
Özellikle şu iki önemli prosedür sistemden çıkarılıyor:
- İtirazın kaldırılması: İtirazları hızlı bir şekilde sonuçlandırmayı amaçlayan özet bir yargılama yolu.
- Kambiyo senetlerine mahsus takip: Çek ve bono gibi kıymetli evraklar için oluşturulmuş özel ve hızlı icra yolu.
Sistemin zaten gecikmelerle boğuştuğu bir ortamda, var olan az sayıdaki kestirme yolun kaldırılması ve tüm alacaklıların en uzun ve meşakkatli hukuki yola zorlanması, uzmanlar tarafından son derece mantıksız bir adım olarak görülüyor.
| Konu | Taslağın getirdiği | Eleştiri |
|---|---|---|
| Metin kalitesi | Hazırlık notları (mevcut 16 gibi) metinde kalmış; “iki hafta içinde itirazda bulunmayan üçüncü kişi itiraz etmiş sayılır” ifadesi | 10 yıllık çalışmada mantıksal olarak imkânsız cümle ve editoryal hatalar (Prof. Dr. Hakan Pekcanıtez) |
| İstinaf şartı | İlk derecede kazanan alacaklı, karar istinaftan geçmeden takip başlatamıyor | “2 yıl ilk derecede geçti, 2 yıl da istinafta geçecek” — haklılığı tespit edilmiş kişiyi yıllarca bekletir |
| İtirazın kaldırılması | Kaldırılıyor; her itirazda itirazın iptali davası zorunlu | Yüksek enflasyonda borçluyu ödemeyi ertelemeye teşvik ediyor (Prof. Dr. Murat Atalı) |
| İflas anlayışı | Ödeme emrine “borcunu ödemezsen iflas kararı verilecek” uyarısı | Yeniden yapılandırma yerine 1800’lerden kalma ceza ve tehdit anlayışı |
| Haczedilemeyen mallar | “Haline münasip ev” korunuyor; kiracıya koruma yok | 1889’dan kalma hüküm aynen korunuyor; evi olmayan korumasız |
| Süresiz şikâyet | Bir bölümde “düzenlenmedi”, birkaç madde sonra İsviçre’den alınarak “yenilik” diye sunuluyor | Gerekçeler çelişiyor; yaklaşık bir asırlık Yargıtay içtihadı ve doktrin yok sayılıyor |
| Kambiyo senetlerine mahsus takip | Kaldırılıyor | İşleyen kestirme yollar kaldırılıp herkes en uzun yola zorlanıyor (Yargıtay 12. HD Başkanı Ayhan Tuncal) |
Tablonun arka planı: İcra dairelerindeki dosya sayısı yaklaşık 33 milyon; ilamlı bir takibin sonuçlanması ortalama 830 gün. Yürürlükteki İcra ve İflas Kanunu 1932 tarihli olup 40’tan fazla değişiklik geçirmiştir.
Sonuç: Çözüm Yerine Yeni Sorunlar mı?
Uzmanların eleştirileri, 10 yıllık bir emeğin ürünü olan Cebri İcra Kanunu Taslağı’nın ciddi yapısal, mantıksal ve hatta metinsel kusurlar barındırdığını gösteriyor. Ortaya konan bulgular, taslağın bu haliyle icra sistemindeki mevcut gecikme ve verimsizlik sorunlarını çözmek bir yana, daha da kötüleştirme potansiyeli taşıdığını düşündürüyor.
Peki, 10 yıllık bir emeğin ardından, mevcut sorunları çözmek yerine yenilerini yaratma riski taşıyan bir kanun taslağıyla mı karşı karşıyayız?
Sık Sorulan Sorular (SSS)
Taslağa yönelik en temel eleştiri nedir?
Metnin titiz bir son kontrolden geçirilmemiş olması. Kanunlaşmadan önce çıkarılması gereken hazırlık notlarının dahi taslak metninde kaldığı tespit edilmiştir; bu, editoryal düzeydeki hataların uygulamada yorum sorunlarına dönüşme riskini doğurur.
Mevcut icra sisteminin temel sorunu nedir?
İş yükü ve süre. İcra dairelerindeki dosya sayısının yaklaşık 33 milyona ulaştığı, ilamlı bir takibin sonuçlanmasının ortalama 830 gün sürdüğü belirtilmektedir. Yeni düzenleme tartışması bu tablodan doğmaktadır.
Bu düzenleme yürürlüğe girdi mi?
Yazı bir taslak değerlendirmesidir. Yürürlükte olan düzenleme 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’dur; taslak metnin yasalaşması hâlinde geçiş hükümleri ve derdest takiplere etkisi ayrıca değerlendirilmelidir.













Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Her uyuşmazlık kendi somut koşullarına göre değerlendirilir.
Yararlanılan Mevzuat
- 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu
Yayın tarihi: 01.01.2026 · Son güncelleme: 13.08.2026
Hazırlayan: Av. Şerafettin Kaya · Gebze / Kocaeli · 0534 545 23 32 · www.serafettinkaya.av.tr