İş Davalarında Somutlaştırma Yükü (HMK m. 194) ve Hakimin Davayı Aydınlatma Ödevi (HMK m. 31) – Tam Metin İncelemesi
Yazar: Avukat Şerafettin Kaya (Kocaeli Barosu – Sicil No: 2219)
Kısa Cevap
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 24.12.2020 tarihli, E.2018/456, K.2020/20143 sayılı ilke kararına göre, işçilik alacağı davasında soyut bir iddia (“5 yıl fazla mesai yaptım” gibi) yeterli değildir; davacı HMK m.194 uyarınca hangi dönemde, hangi vardiyada, ne kadar çalıştığını somut biçimde ortaya koymakla yükümlüdür — bu yükü yerine getirmeyen sonuçlarına katlanır. Somutlaştırma yükü ile hâkimin davayı aydınlatma ödevi (HMK m.31) birbirini tamamlar; hâkim eksik somutlaştırmayı resen tamamlamak zorunda değildir.
1. Giriş: İş Davalarında Soyut İddialar Döneminin Sonu
İşçilik alacakları davalarında uzun yıllar boyunca devam eden “davacı genel bir fazla mesai iddiasında bulunur, tanıklar dinlenir ve alacak hesaplanır” şeklindeki kalıplaşmış uygulama, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi ile köklü bir değişime uğramıştır.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 24.12.2020 tarihli ve E. 2018/456, K. 2020/20143 sayılı ilke kararı, somutlaştırma yükünü iş yargılamasının merkezine yerleştirmiştir. Kararda altı çizilen “Somutlaştırma yükü bir yüktür; bu yükü yerine getirmeyen sonuçlarına katlanacaktır” ilkesi, iş davalarında dava dilekçesi yazım standartlarını yeniden belirlemiştir.
2. Kararın Doktrinel ve Pratik Tahlili
2.1. HMK m. 194 Uyarınca Somutlaştırma Yükü Nedir?
HMK m. 194 uyarınca taraflar, dayandıkları vakıaları sıra numarası altında, açık ve somut olarak bildirmekle yükümlüdür. Bir iş davacısının dilekçesinde sadece “Müvekkil 5 yıl boyunca haftanın 7 günü sabah 07:00’den gece 22:00’ye kadar çalışmıştır, fazla mesai alacakları ödenmemiştir” demesi bir somutlaştırma değildir. Davacı;
- Hangi dönemlerde hangi vardiyada çalıştığını,
- Mevsimsel yoğunlukların (turizm, inşaat, kampanya vb.) hangi aylarda yaşandığını,
- Günlük ara dinlenme saatlerini ve hafta tatili kullanıp kullanmadığını zaman, mekân ve içerik olarak somutlaştırmak zorundadır.
2.2. HMK m. 31 Hakimin Davayı Aydınlatma Ödevi
Somutlaştırma yükü yerine getirilmeden ne karşı tarafın sağlıklı savunma yapması ne de hâkimin hüküm kurması mümkündür. Ancak dilekçede soyut ifadeler bulunması halinde mahkeme davanın doğrudan reddine karar veremez. HMK m. 31 uyarınca hâkimin “Davayı Aydınlatma Ödevi” devreye girer.
- Hâkim ön inceleme duruşmasında davacıya çalışma şeklini, saatlerini ve tatil günlerini somut olarak açıklatmak zorundadır.
- Ancak hâkim bu ödevini yerine getirirken, tarafın yerine geçip yeni bir vakıa üretemez. Hâkimin verdiği kesin mehile rağmen davacı çalışma şeklini somutlaştırmazsa, davanın ispatsızlıktan reddine karar verilir.
2.3. Bilirkişi Hâkimin Yerine Geçerek Somutlaştırma Yapamaz
Kararda vurgulanan çok önemli bir usul kuralı da bilirkişinin sınırlarıyla ilgilidir: “Tarafların üzerinde bulunan yükleri (iddia, somutlaştırma ve ispat yükü) ve hâkimin görevini bilirkişinin üzerine yıkarak, bilirkişinin bu tespitleri yapması beklenemez. Zira tarafın iddiası olmayan veya somutlaştırmadığı bir hususu bilirkişi inceleyemez… Bilirkişi hâkimin yerine geçerek davayı aydınlatamaz.”
3. Avukatlar İçin Stratejik Tavsiyeler
- Dilekçe Hazırlığı: Davacı vekili olarak açılan davalarda dilekçe metni mutlaka mevsimsel, dönemsel ve vardiyalı çalışma düzenine göre kısımlara ayrılmalı; soyut ve abartılı ifadeler yerine hesaplamaya elverişli somut vakıalar yazılmalıdır.
- Savunma Stratejisi: Davalı işveren vekili olarak, karşı tarafın soyut ve belirsiz dilekçelerine karşı ilk itiraz aşamasında HMK m. 194 ihlali ileri sürülmeli; mahkemenin HMK m. 31 uyarınca açıklama yaptırma mehli vermesi sağlanmalı, aksi halde bilirkişi incelemesine gidilemeyeceği savunulmalıdır.
Eki: Yargıtay Kararı Tam Metni (İçtihat Arşivi)
YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ
Esas No: 2018/456
Karar No: 2020/20143
Karar Tarihi: 24.12.2020
ÖZETİ: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 194. maddesinde, somutlaştırma yükü düzenlenmiş olup, taraflar dayandıkları vakıaları, ispata elverişli bir şekilde somutlaştırmakla yükümlüdür. Davacının dilekçesinde talebine dayanak yaptığı bazı iddialar olmakla birlikte, bunlar somut ve açık değilse, somutlaştırma yükünün yerine getirilmemesinden söz edilmelidir. Bu vakıaların somut olarak ileri sürülmesi, ilgili taraf için bir yüktür; bu yükü yerine getirmeyen sonuçlarına katlanacaktır. Bilirkişi hâkimin yerine geçerek davayı aydınlatamaz, uyuşmazlık ve vakıa belirlemesinde bulunamaz. Somut açıklama içermeyen talepler hakkında tanık anlatımı ile hüküm kurulması hatalıdır.
İÇTİHAT METNİ:
(…)
Gerekçe:
(…)
2- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 194. maddesinde, somutlaştırma yükü düzenlenmiş olup, maddenin birinci fıkrası uyarınca, taraflar dayandıkları vakıaları, ispata elverişli bir şekilde somutlaştırmakla yükümlüdür. Madde gerekçesinde, maddenin ihdas amacının, uygulamada genel geçer ifadelerle somut vakıalara dayanmadan davaların açılıp yürütülmesinin önüne geçmek olduğu belirtilmiştir. Gerekçenin devamında, “Bir davada, ispat faaliyetinin tam olarak yürütülebilmesi, mahkemenin uyuşmazlığı doğru tespit ederek yargılama yapabilmesi, karşı tarafın ileri sürülen vakıalara karşı kendini savunabilmesi için, iddia edilen vakıaların açık ve somut olarak ortaya konulması gerekir. Genel geçer ifadelerle, somut bir şekilde ortaya koymadan iddia veya savunma amacıyla vakıaların ileri sürülmesi durumunda, yargılamanın sağlıklı bir şekilde yürütülmesi mümkün olmayacağı gibi, vakıaların anlaşılması için ayrıca bir araştırma yapılması ve zaman kaybedilmesi söz konusu olacaktır. Taraflar, haklarını dayandırdıkları hukuk kuralının aradığı koşul vakıalara uygun, somut vakıaları açıkça ortaya koymalıdırlar. Bu vakıaların somut olarak ileri sürülmesi, ilgili taraf için bir yüktür; bu yükü yerine getirmeyen sonuçlarına katlanacaktır.” şeklindeki ifadelere yer verilerek somutlaştırma yükünün anlam ve önemi vurgulanmıştır.
Davacının dilekçesinde talebine dayanak yaptığı bazı iddialar (vakıalar) olmakla birlikte, bunlar somut ve açık değilse, o zaman somutlaştırma yükünün yerine getirilmemesinden söz edilmelidir. Somutlaştırma yükü yerine getirilmeden ne karşı tarafın sağlıklı savunma yapması ne de sağlıklı bir hüküm verilmesi mümkündür. Çünkü, karşı tarafın hukukî dinlenilme hakkının gereği olarak açıklama ve ispat hakkını kullanabilmesi için, öncelikle kendisine yöneltilen iddialar hakkında tam olarak bilgilenmesi zorunludur (m. 27). Keza, hükümde nelerin yer alması gerektiğini belirten Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 297 gereğince, tarafların iddia ve savunmalarının, uyuşmazlık noktalarının, hükmün dayandığı ve sabit görülen vakıların, tam olarak gösterilmesi aranmaktadır (m. 297/1-c). Somut vakıalar olmadan, hâkimin sağlıklı ve somut bir karar vermesi de mümkün değildir.
Davanın dayanağı olan vakıaların soyut olarak gösterilmesi yetmez, bu vakıaların ispata elverişli şekilde zaman, mekan ve içerik olarak somutlaştırılması zorunludur. Somutlaştırmak, bir iddiayı, zaman, mekân, kişi, oluş şekli gibi unsurlarıyla algılamaya, anlamaya, tartışmaya, ispata elverişli şekilde ortaya koymaktır. Vakıaların somutlaştırılmasından sonra, karşı tarafça savunma yapılabilir ve mahkemece bir vakıa tam olarak algılanabilir, ispat faaliyeti yürütülebilir ve vakıa üzerinde inceleme ve tartışma yapılarak karar verilebilir. Soyut ve genel ifadelerle dilekçe yazmak, tarafın kendi bilmediği bir şeyi karşı tarafın bilmesini ve mahkemenin de talepte dahi bulunanın bilmediği, somut olarak ileri sürmediği, belirsiz bir şeyden sonuç çıkarmasını beklemek anlamına gelir ki, bu durum hukuk kuralları bir yana mantık kurallarıyla da bağdaşan bir durum değildir. Yargıtay’ın yerleşik kararlarında da belirtildiği üzere, dava malzemesini getirmek tarafların, hukuku uygulamak mahkemenin işidir. Taraflar dava malzemesini eksik değil, tam olarak getirmek durumundadırlar. Unutmamak gerekir ki, talebin tam tespit edilemediği belirsiz alacak davasında dahi, talep konusu belirsiz olsa dahi, Kanun hukuki ilişkinin belirtilmesini zorunlu kılmıştır (HMK m. 107). Çünkü, kişi, belirsiz ve bilinmeyen bir hukukî ilişki ve vakıadan hareketle bir talepte bulunamaz.
Somutlaştırma yükü de iddia yükü gibi usûlî bir yük olmakla birlikte, sonucu iddia yükünden farklıdır. İddia yükünde ortada bir vakıa yokken, somutlaştırma yükünde bir vakıa mevcut, ancak kanunun aradığı şekilde açık ve somut değildir. Bu durumda, özellikle hâkimin davayı aydınlatma ödevi (HMK m. 31) ile ön inceleme hükümleri (HMK m. 320, 137, 140) dikkate alınmalıdır. Çünkü, “maddi ve hukuk açıdan belirsiz yahut çelişkili” hususlarda hâkim davayı aydınlatmak durumundadır. Somut olmayan vakıalarda, maddi ve belirli ölçüde hukuki belirsizlik mevcuttur, bu belirsizliğin giderilmesi gerekir. Bu belirsizlik dilekçelerin verildiği aşamada giderilebileceği gibi, özellikle gerek Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 320 gerekse m. 137 ve 140 hükümleri gereğince, hâkim tarafından bu konuda çaba gösterilmesi gerekir. Çünkü, ön incelemede tarafların iddia ve savunmalarının tespit edilmesi, anlaştıkları ve anlaşamadıkları noktaların tek tek belirlenmesi gerekli ve zorunlu olup bu aynı zamanda hâkimin ödevidir. Bu çerçevede hâkimin ön incelemede mutlaka somutlaştırmayı sağlaması gerekir. Bu sebeple, sadece tarafların dilekçelerini tekrar ettikleri yönündeki beyanların tutanağa geçirilmesi veya soyut ifadelerle tespit yapılması yeterli değildir. Bu, mahkemenin yargılamayı yürütmesi bakımından sağlıklı olmayacağı ve Kanuna aykırı olacağı gibi, Yargıtay denetimine elverişli bir durum da oluşturmayacaktır. Bunun gibi, tarafların üzerinde bulunan yükleri (iddia, somutlaştırma ve ispat yükü) ve hâkimin görevi ve ödevini bilirkişinin üzerine yıkarak, bilirkişinin bu tespitleri yapması da beklenemez ve bu tespitlere göre de dava yürütülemez. Zira, tarafın iddiası olmayan veya somutlaştırmadığı bir hususu, bilirkişi incelemez, değerlendiremez; bilirkişi hâkimin yerine de geçerek davayı aydınlatamaz, uyuşmazlık ve vakıa belirlemesinde bulunamaz. Bilirkişi ancak, varolanı inceleyebilir, açıklayabilir, teknik bilgisiyle istenen hususu tespit edebilir. Başlangıçta taraflarca ve hâkim tarafından gerçekleştirilmeyen bu işlemlerin sonradan bilirkişi marifetiyle giderilmesi usûlen mümkün değildir.
Eğer somutlaştırma yükü, hâkimin davayı aydınlatma ödevi ve ön incelemedeki görevine rağmen, davacı tarafından yerine getirilmemişse, o zaman bu yüke bağlanan yaptırım ortaya çıkacaktır. Somutlaştırma yükünün yerine getirmemenin yaptırımı, ispat yükünü yerine getirmemektir. Bu ise, aslında vakıanın ispata elverişli kabul edilememesi ve bunun sonucu olarak da belirsizlik rizikosuna katlanma şeklinde gerçekleşecektir. Böyle bir durumda, somutlaştırma yükü ve dolayısıyla ispat yükü yerine getirmediğinden, ispat edilemeyen davanın reddi sonucu doğacaktır ki, bu da davanın esastan reddi olup işin esası bakımından kesin hüküm oluşturacaktır.
Sonuç olarak dava dilekçesinde, gerek Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 119/1-e gerekse m. 194 gereğince somutlaştırma yükünün yerine getirilmemiş olması halinde, önce hâkim davayı aydınlatma ödevi ve ön incelemedeki görevi gereği, somut olmayan hususların belirlenmesini (yeni bir vakıa meydana getirmeden, sadece mevcut vakıa kapsamında) davacıdan istemeli, bu eksiklik tamamlanırsa yargılamaya devam edilerek karar verilmeli, bu eksiklik tamamlanmaz, somutlaştırma gerçekleşmezse, ispatsız kalan davanın reddine karar verilmesi gereklidir.
Somut olayda, davacı vekili dava dilekçesinde çalışma şekli ile günlük ve haftalık çalışma süresi, hangi hafta tatili ve genel tatillerde çalıştığına dair herhangi bir beyanda bulunmadan fazla çalışma, hafta tatili ve genel tatil alacağı talebinde bulunmuştur. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda, tanık beyanlarından hareketle dava konusu alacaklar hesaplanmıştır. Dava dilekçesi, dava konusu fazla çalışma, hafta tatili ve genel tatil alacakları bakımından hiçbir açıklama içermemektedir. Bu durumda, öncelikle davacıya anılan alacak talepleri yönünden, haftada kaç gün günde kaç saat çalıştığı, ne kadar ara dinlenme kullandığı, ayda kaç hafta tatilinde çalıştığı ve hangi genel tatillerde çalışmasını sürdürdüğü yukarıdaki ilkeler doğrultusunda açıklattırılmalı ve oluşacak sonuca göre anılan alacaklar yeniden bir değerlendirmeye tabi tutulmalıdır. Somut açıklama içermeyen talepler hakkında tanık anlatımı ile hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
(…)
SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 24.12.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yazar: Avukat Şerafettin Kaya
Kocaeli Barosu – Sicil No: 2219 | Avukatlık ve Hukuk Danışmanlığı
Bu makale, Avukat Şerafettin Kaya tarafından kaleme alınmış olup, İş Hukukunda İspat ve Deliller konulu makale serisinin bir parçasıdır.
Yararlanılan Mevzuat ve İçtihat
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.31
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.107
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.119
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.137
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.194
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.297
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.320
- Yargıtay 9. HD, E.2018/456, K.2020/20143, T. 24.12.2020
Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Her uyuşmazlık kendi somut koşullarına göre değerlendirilir.
Yayın tarihi: 27.07.2026 · Son güncelleme: 30.07.2026
Hazırlayan: Av. Şerafettin Kaya · Gebze / Kocaeli · +90 534 545 23 32 · www.serafettinkaya.av.tr
İlgili faaliyet alanı: İş Hukuku · Bu konuda hukuki değerlendirme ihtiyacınız varsa iletişim bilgilerine Randevu ve Danışma sayfasından ulaşabilirsiniz.








