Türk Ceza Muhakemesi Hukuku Külliyatı: 10 Makalelik Tam Metin Esaslar
Yazar: Avukat Şerafettin Kaya (Kocaeli Barosu – Sicil No: 2219)
Bu devasa külliyat, Avukat Şerafettin Kaya tarafından kaleme alınan ve Ceza Muhakemesi Hukuku alanındaki 10 makalelik akademik serinin tam metin birleşiminden oluşmaktadır. Her bir bölümde Danıştay, Anayasa Mahkemesi ve Yüksek Yargı mercilerinin en güncel tam metin içtihatları derinlemesine tahlil edilmiştir.
Külliyat İçindekiler Fihristi
- Ceza Muhakemesi Hukukunda Arama ve El Koyma Tedbirlerinin Anayasal Temelleri, Özgürlükler ve Kanunilik İlkesi
- Adli Arama ile Önleme Aramasının Hukuki Rejimi, Ayrımı ve Danıştay/Yargıtay/AYM İçtihatları
- Arama Kararı Vermeye Yetkili Merciler, Gecikmesinde Sakınca Bulunan Haller ve Savcı/Kolluk Yetkileri
- Geceleyin Arama Yasağı, İstisnaları ile Konutta ve İşyerinde Arama Usulleri (CMK m. 116-118)
- Avukat Bürolarının, Mali Müşavirlerin ve Meslek Sırrı Sahiplerinin Aranmasında Özel Güvenceler (CMK m. 130)
- Bilgisayarlarda, Bilgisayar Programlarında ve Kütüklerinde Arama, Kopyalama ve El Koyma Rejimi (CMK m. 134)
- Ceza Muhakemesinde El Koyma (Muhafaza Altına Alma) Tedbirinin Şartları, Usulü ve İtiraz Rejimi
- Taşınmazlara, Hak ve Alacaklara El Koyma Rejimi (CMK m. 128) ve Şirket Yönetimine Kayyım Atanması
- Postada El Koyma, Avukatlık Mesleği ile İlgili Evraka El Koyma Yasağı ve El Konulan Eşyanın İadesi Usulleri
- Hukuka Aykırı Arama ve El Koyma İşlemlerinin Delil Değeri (Anayasa m. 38, CMK m. 206/217) ve Tazminat Sorumluluğu (CMK m. 141)
Kısa Cevap
Ceza muhakemesindeki koruma tedbirleri — arama, el koyma, dijital materyal incelemesi — ancak kanunun öngördüğü sebep, usul ve sürelerle uygulanabilir; kanunilik ve ölçülülük bu tedbirlerin sınırıdır. Bu külliyat on bölümde şu eksenleri bir araya getirir: aramanın anayasal çerçevesi ve konut dokunulmazlığı, el koymada 24 saatlik hâkim onayı kuralı, CMK m. 134 uyarınca bilgisayar ve telefonlarda imaj alma rejimi, taşınmaz ve alacaklara el koymada MASAK/BDDK raporu ön şartı, postada el koyma ile avukat evrakına ilişkin mutlak yasak ve nihayet hukuka aykırı delilin dışlanması. Ortak sonuç tektir: usule aykırı elde edilen bulgu, ne kadar güçlü olursa olsun hükme esas alınamaz.
Bölüm 1: Ceza Muhakemesi Hukukunda Arama ve El Koyma Tedbirlerinin Anayasal Temelleri, Özgürlükler ve Kanunilik İlkesi
Yazar: Avukat Şerafettin Kaya
Tarih: 2026
Kategori: Ceza Muhakemesi Hukuku, Makaleler
Etiketler: ceza muhakemesi, arama ve el koyma, avukat şerafettin kaya, kanunilik ilkesi, anayasa hukuku, koruma tedbirleri
—
1. Giriş ve Koruma Tedbirlerinin Kavramsal Çerçevesi
Ceza muhakemesi hukukunun temel amacı, maddi gerçeğe insan onuruna saygı duyularak ve hukukun üstünlüğü ilkeleri çerçevesinde ulaşmaktır. Bu süreçte şüpheli veya sanığın suçluluğu kesinleşinceye kadar masum sayılması (masumiyet karinesi) esastır. Ancak suçun işlendiğine dair şüphelerin aydınlatılması, delillerin karartılmasının önlenmesi ve şüphelinin yargılama makamı önüne çıkarılabilmesi için bireyin temel hak ve özgürlüklerine geçici olarak müdahale edilmesini gerektiren hukuki araçlara ihtiyaç duyulur. İşte bu araçlar genel olarak “koruma tedbirleri” (Maßregeln der Sicherung und Besserung / Mesures de sûreté) olarak adlandırılmaktadır.
Koruma tedbirleri; kesin bir mahkumiyet hükmü bulunmaksızın, muhakemenin gayesine ulaşmasını sağlamak amacıyla, temel hak ve özgürlüklere yapılan geçici, zorlayıcı ve araçsal nitelikteki hukuki müdahalelerdir. Arama ve el koyma tedbirleri, koruma tedbirleri yelpazesi içerisinde kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı, özel hayatın gizliliği, konut dokunulmazlığı ile mülkiyet hakkı gibi Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ile teminat altına alınmış en temel insani değerlere doğrudan temas eden iki ağır müdahale aracını oluşturur.
2. Arama ve El Koyma Tedbirlerinin Anayasal Dayanakları
Türk hukuk sisteminde arama ve el koyma tedbirleri sadece 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) hükümlerine değil, doğrudan doğruya 1982 Anayasası’nın süper-legal normlarına dayanmaktadır. Anayasa kanun koyucuya ve uygulayıcılara katı sınırlar çizmiş, özgürlüğün esas, sınırlamanın ise istisna olduğunu vurgulamıştır.
A. Özel Hayatın Gizliliği ve Korunması (Anayasa m. 20)
Anayasa’nın 20. maddesi uyarınca; “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.” Maddenin ikinci fıkrası, özel hayatın gizliliğine yapılabilecek müdahalelerin anayasal şartlarını ve arama/el koyma tedbirlerinin önkoşullarını düzenler:
“Milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz.”
B. Konut Dokunulmazlığı (Anayasa m. 21)
Anayasa’nın 21. maddesi, bireyin sığınağı ve mahrem alanı olan konutu özel bir koruma zırhına büründürmüştür: “Kimsenin konutuna dokunulamaz.” Konutta arama yapılması ve buradaki eşyalara el konulması, 20. maddedeki genel sebeplere ek olarak daha sıkı şekil şartlarına bağlanmış ve hâkim kararının önceliği vurgulanmıştır.
C. Mülkiyet Hakkı (Anayasa m. 35)
El koyma tedbiri, bireyin eşya üzerindeki tasarruf yetkisini geçici olarak kaldırdığı için doğrudan mülkiyet hakkına bir müdahale niteliğindedir. Anayasa’nın 35. maddesi mülkiyet hakkını güvenceye alırken, bu hakkın ancak kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlanabileceğini buyurmuştur.
D. AİHS m. 8 ve İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (AİHM) Normları
AİHS’in 8. maddesi, “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir” hükmüyle anayasal normlarımızın uluslararası karşılığını oluşturur. AİHM içtihatlarında arama ve el koyma işlemlerinin “demokratik bir toplumda gerekli” (necessary in a democratic society) ve “ölçülü” (proportionate) olması gerektiği, makamların keyfi davranışlarını engelleyecek yasal ve yargısal güvencelerin (safeguards against abuse) iç hukukta mutlaka bulunması gerektiği altı çizilerek belirtilmiştir.
3. Koruma Tedbirlerinde Kanunilik İlkesi (Nullum Crimen Sine Lege – Nulla Poena Sine Lege)
Anayasa’nın 13. maddesi, temel hak ve özgürlüklerin özlerine dokunulmaksızın ancak kanunla sınırlanabileceğini emreder. Ceza muhakemesi hukukunda kanunilik ilkesi, idarenin veya yargı mercilerinin kıyas yoluyla ya da yönetmelik, genelge gibi düzenleyici işlemlerle yeni bir koruma tedbiri ihdas edemeyeceği, mevcut tedbirlerin kapsamını kişi aleyhine genişletemeyeceği anlamına gelir.
Kanunilik ilkesinin arama ve el koyma bakımından üç alt kuralı mevcuttur:
1. Belirlilik ve Öngörülebilirlik: Arama ve el koymaya izin veren kanun normu, bireylerin hangi durumlarda bu tedbirle karşılaşacaklarını önceden öngörebilecekleri kadar açık ve net olmalıdır.
2. Kıyas Yasağı: CMK’da açıkça düzenlenmeyen bir müdahale biçimi (örneğin kanunda sayılmayan bir dijital kütük türüne el konulması) kıyas yoluyla uygulanamaz.
3. Yargısal Denetim Zorunluluğu: Kanunla getirilen her kısıtlama, mutlaka etkili bir yargısal denetime tabi tutulmalıdır.
4. Koruma Tedbirlerinin Evrensel İlkeleri: Ölçülülük ve Geçicilik
Kanunilik ilkesinin gerçekleşmiş olması, bir arama veya el koyma tedbirinin hukuka uygun sayılması için tek başına yeterli değildir. Anayasa m. 13 uyarınca müdahale “ölçülülük ilkesine” de aykırı olamaz.
Ölçülülük ilkesi üç alt unsurdan meydana gelir:
– Elverişlilik: Başvurulan arama veya el koyma tedbiri, ulaşılmak istenen delil elde etme amacına elverişli olmalıdır.
– Gereklilik (Zorunluluk): Aynı amaca temel hakları daha az sınırlayan daha hafif bir tedbirle (örneğin sadece belge isteme veya davet etme yoluyla) ulaşmak mümkünse, ağır bir müdahale olan aramaya veya el koymaya başvurulamaz.
– Orantılılık: Tedbirin bireye yüklediği külfet ile ceza muhakemesinin delil elde etmekten beklediği kamu yararı arasında adil bir denge bulunmalıdır.
Öte yandan koruma tedbirleri “geçici” niteliktedir. Tedbiri haklı kılan şüphe veya delil karartma riski ortadan kalktığı anda yahut delil elde edilip inceleme tamamlandığında el konulan eşyanın derhal sahibine iade edilmesi anayasal bir zorunluluktur. Aksi durum, koruma tedbirinin bir ön cezalandırma veya müsadere aracına dönüşmesi sonucunu doğurur ki bu da Hukuk Devleti ilkesiyle bağdaşmaz.
5. Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Özel Daire İçtihatları Işığında Anayasal Sınırlar
Türk yargı kararlarında kanunilik ve anayasal sınırlar meselesi özellikle son yıllarda son derece hassas bir şekilde ele alınmaktadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, temel haklara müdahale teşkil eden koruma tedbirlerinde kanuni şartlara uyulmamasının doğrudan “yasak delil” sonucunu doğuracağını istikrarlı kararlarıyla vurgulamıştır. Örneğin Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun E. 2019/311, K. 2023/13 sayılı kararında (18.01.2023 T.), konut dokunulmazlığı ve özel hayatın gizliliği ihlal edilerek, kanunda öngörülen usule ve karara dayanmaksızın elde edilen delillerin Anayasa’nın 38/6. maddesi uyarınca kesinlikle hükme esas alınamayacağı hüküm altına alınmıştır.
Yine Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin E. 2024/12875, K. 2024/7420 sayılı kararında (08.10.2024 T.) belirtildiği üzere; Anayasa’nın 20 ve 21. maddeleri ile CMK’nın 116 ve 119. maddeleri uyarınca hâkim kararı olmaksızın arama yapılabilmesi için “gecikmesinde sakınca bulunan halin” somut ve fiili olarak bulunması şarttır. Daire, mesainin başlangıç saatlerinde hiçbir nesnel engel yokken şablon gerekçelerle savcılıkça verilen yazılı arama emrine dayanılarak yapılan işlemleri anayasal kanunilik ilkesine aykırı bulmuş ve elde edilen materyallerin hukuka aykırı delil olduğuna hükmetmiştir.
6. Sonuç ve Değerlendirme
Ceza muhakemesinde arama ve el koyma tedbirleri, devletin cezalandırma yetkisi ile bireyin temel hak ve özgürlüklerinin kesiştiği en kritik kavşak noktasıdır. Hukuk Devleti olmanın gereği, faile ulaşmak için her yolun mubah sayılmaması, delil araştırmasının mutlaka anayasal ve yasal sınırlar içinde yürütülmesidir. Kanunilik ve ölçülülük ilkelerinden verilecek en küçük bir taviz, ceza adalet sisteminin meşruiyetini aşındırır. Bu nedenle uygulayıcıların arama ve el koyma kararlarını rutine binmiş birer idari işlem gibi görmemesi, her somut olayda anayasal ilkeleri titizlikle tartması elzemdir.
—
Avukat Şerafettin Kaya
Kocaeli Barosu (Sicil No: 2219) – Avukatlık ve Hukuk Danışmanlığı
[www.serafettinkaya.av.tr](https://www.serafettinkaya.av.tr)
Bölüm 2: Adli Arama ile Önleme Aramasının Hukuki Rejimi, Ayrımı ve Danıştay/yargıtay/aym İçtihatları
Yazar: Avukat Şerafettin Kaya
Tarih: 2026
Kategori: Ceza Muhakemesi Hukuku, Makaleler
Etiketler: ceza muhakemesi, adli arama, önleme araması, avukat şerafettin kaya, danıştay, yargıtay, 2559 sayılı kanun
—
1. Giriş: İki Farklı Hukuki Rejim
Türk hukuk sisteminde arama tedbiri, gütmüş olduğu amaç ve dayandığı yasal mevzuat bakımından “adli arama” ve “önleme araması” olmak üzere iki temel kategoriye ayrılmıştır. Her iki arama türü de bireyin temel hak ve özgürlüklerine (özel hayatın gizliliği, konut dokunulmazlığı, kişi hürriyeti) müdahale teşkil etmekle birlikte, hukuki sebepleri, karar vermeye yetkili mercileri, icra usulleri ve hukuka aykırılık halinde doğacak sonuçları bakımından derin farklılıklar barındırır.
Bu iki rejimin birbirine karıştırılması, önleme araması kararıyla adli delil toplanmaya çalışılması veya adli arama şartları oluşmadan genel önleme kararlarına sığınılması, ceza yargılamasında en sık karşılaşılan hukuka aykırılık hallerindendir. Bu makalede adli arama ile önleme aramasının yasal rejimleri incelenecek ve yüksek yargı organlarının (Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay) konuya yaklaşımı tahlil edilecektir.
2. Adli Arama Rejimi (CMK m. 116-119)
Adli arama, bir suçun işlendiği şüphesi doğduktan sonra, suçun faillerini yakalamak, suç delillerini elde etmek veya müsadereye tabi eşyayı güvence altına almak amacıyla şüphelinin, sanığın veya üçüncü kişilerin üstünde, eşyasında, konutunda, işyerinde ya da kendisine ait diğer yerlerde yapılan arama işlemidir.
A. Adli Aramanın Şartları
5271 sayılı CMK’nın 116. maddesi uyarınca şüphelinin veya sanığın aranabilmesi için “makul şüphe” (reasonable suspicion) bulunması gerekir. Makul şüphe, hayatın olağan akışına göre somut olayda bir suçun işlendiğine ve aranan delilin veya kişinin o mahalde bulunabileceğine dair mantıklı ve nesnel emarelerin varlığıdır. Üçüncü kişilerin aranabilmesi (CMK m. 117) ise daha ağır bir şüphe standardına bağlanmış olup, aramanın amacına ulaşacağını gösteren “somut olguların” varlığı şart koşulmuştur.
B. Yetkili Merci ve Şekil Şartları
Adli aramanın kural olarak hâkim kararıyla yapılması esastır (CMK m. 119/1). Ancak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının, savcıya ulaşılamayan hallerde ise kolluk amirinin yazılı emriyle de arama yapılabilir. Konutta, işyerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda ise kolluk amirinin arama emri verme yetkisi bulunmayıp, sadece hâkim kararı veya savcının yazılı emri geçerlidir.
3. Önleme Araması Rejimi (PVSK m. 9)
Önleme araması, ortada henüz işlenmiş veya işlenmekte olan bir suç yokken, milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması amacıyla ya da tehlikenin önlenmesi amacıyla yapılan arama tedbiridir. Temel yasal dayanağı 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu’nun (PVSK) 9. maddesi ile Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği’dir (AÖAY m. 18-26).
A. Önleme Aramasının Sınırları ve Konut Yasağı
Önleme araması kararı ancak sulh ceza hâkimi tarafından veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde mülki amirin (vali veya kaymakam) yazılı emriyle verilebilir. Önleme aramasının en hayati sınırı konutlar ve işyerleridir: PVSK m. 9/g uyarınca; “Konutta, yerleşim yerinde ve kamuya açık olmayan özel işyerlerinde ve eklentilerinde önleme araması yapılamaz.” Bu mahallerde suçun önlenmesi amacıyla dahi olsa ancak ve ancak CMK hükümlerine göre adli arama kararı alınarak arama yapılabilir.
B. Genel ve Soyut Karar Yasağı
Önleme araması kararlarında aramanın sebebi, konusu, kapsamı, yapılacağı yer ve zaman aralığı ile geçerli olacağı süre somut olarak belirtilmelidir. Tüm şehri veya çok geniş bir bölgeyi kapsayan, günlerce süren soyut ve genel önleme araması kararları hukuka aykırıdır.
4. İki Rejim Arasındaki Mukayeseli Farklar Tablosu
| Karşılaştırma Kriteri | Adli Arama (CMK m. 116 vd.) | Önleme Araması (PVSK m. 9) |
| :— | :— | :— |
| Amacı | İşlenmiş bir suçun delillerini veya failini bulmak (Bastırıcı / Adli) | Suç işlenmesini ve tehlikeleri önlemek, kamu düzenini korumak (Önleyici / İdari) |
| Zamanlaması | Suç işlendikten sonra (Post-delictum) | Suç işlenmeden önce (Ante-delictum) |
| Şüphe Standardı | Makul şüphe / Somut olguların varlığı | Somut tehlike veya tehlike şüphesi (Şahsa bağlı şüphe gerekmez) |
| Yetkili Merci (Kural) | Sulh Ceza Hâkimi | Sulh Ceza Hâkimi |
| İstisnai Yetkili (Gecikmede)| Cumhuriyet Savcısı (veya Kolluk Amiri) | Mülki Amir (Vali / Kaymakam) |
| Konutta Arama Yetkisi | Var (Hâkim kararı veya Savcı emriyle) | Kesinlikle Yok (PVSK m. 9 açık yasağı) |
| Elde Edilen Delilin Değeri | Doğrudan ceza soruşturmasında delil olur | Rastlantısal delil (tesadüfen) elde edilirse adli soruşturmaya başlanır |
5. Yüksek Yargı İçtihatları ile Sınırların Çizilmesi
A. Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Özel Daire İçtihatları
Yargıtay, önleme araması kararına dayanılarak adli delil toplanamayacağını yerleşik içtihat haline getirmiştir. Kolluk görevlilerinin belirli bir şahsın uyuşturucu madde taşıdığına veya silah bulundurduğuna dair bir ihbar ya da istihbari bilgi alması halinde, artık ortada “işlenmekte olan veya işlenmiş bir suç şüphesi” bulunduğu için PVSK m. 9 uyarınca alınmış genel önleme araması kararına dayanılarak o şahsın üzerinde veya aracında arama yapılamaz.
Örneğin Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun E. 2018/124, K. 2023/538 sayılı kararında ve benzeri istikrarlı kararlarda vurgulandığı üzere; belirli bir şüpheliye yönelik ihbar mevcutken CMK’nın 116. maddesi uyarınca Cumhuriyet savcısından veya sulh ceza hâkiminden “adli arama kararı” alınmadan, önceden alınmış genel önleme araması kararına dayanılarak şahsın aracında veya üstünde arama yapılması hukuka aykırıdır. Bu usulsüz arama sonucunda elde edilen uyuşturucu veya silah, Anayasa’nın 38/6. maddesi uyarınca yasak delil niteliğindedir ve mahkumiyete esas alınamaz.
B. Danıştay İçtihatları (İdari Yargı Denetimi)
Danıştay, önleme araması yönetmeliğinin ve mülki amirce verilen idari nitelikteki önleme araması kararlarının hukuka uygunluğunu denetlemektedir. Danıştay 8. Dairesi’nin E. 2020/7194, K. 2022/6333 sayılı kararı başta olmak üzere Danıştay içtihatlarında; idarenin kamu düzenini sağlama yetkisinin sınırsız olmadığı, önleme araması kararlarının kişi özgürlüğünü ve seyahat hürriyetini felç edecek şekilde genel, belirsiz ve süreklilik arz edecek biçimde alınamayacağı vurgulanmıştır.
C. Anayasa Mahkemesi (AYM) Bireysel Başvuru Normları
AYM, bireysel başvuru kararlarında önleme ile adli arama arasındaki sınırın ihlal edilmesini “özel hayatın gizliliği” ve “adil yargılanma hakkı” ihlali olarak değerlendirmektedir. AYM’ye göre, kolluğun suç şüphesi doğduktan sonra savcıyı devre dışı bırakarak pratiklik amacıyla genel önleme kararlarını bir “torba izin zırhı” gibi kullanması, kanunilik ve ölçülülük ilkelerini doğrudan zedelemektedir.
6. Sonuç
Adli arama ve önleme araması, hukuk devletinin güvenlik ile özgürlük arasındaki hassas dengesini yansıtan iki farklı kurumdur. Suçun önlenmesi gayesi ne kadar meşru olursa olsun, önleme araması usulleri adli soruşturmanın anayasal güvencelerini dolanmak için bir kestirme yol olarak kullanılamaz. Avukatların ve yargı mensuplarının, ceza dosyalarındaki arama tutanaklarını incelerken aramanın hukuki dayanağını (CMK mı PVSK mı olduğunu) ve somut olayda ihbarın arama kararından önce gelip gelmediğini titizlikle denetlemeleri, hukuka aykırı delillerin ayıklanması açısından hayati önem taşımaktadır.
—
Avukat Şerafettin Kaya
Kocaeli Barosu (Sicil No: 2219) – Avukatlık ve Hukuk Danışmanlığı
[www.serafettinkaya.av.tr](https://www.serafettinkaya.av.tr)
Bölüm 3: Arama Kararı Vermeye Yetkili Merciler, Gecikmesinde Sakınca Bulunan Haller ve Savcı/kolluk Yetkileri
Yazar: Avukat Şerafettin Kaya
Tarih: 2026
Kategori: Ceza Muhakemesi Hukuku, Makaleler
Etiketler: ceza muhakemesi, arama kararı, gecikmesinde sakınca bulunan hal, cumhuriyet savcısı, kolluk amiri, avukat şerafettin kaya
—
1. Giriş: Hâkim Kararı Kuralı ve İstisnalar Rejimi
Ceza muhakemesi hukukunda temel hak ve özgürlüklerin korunmasının en güçlü teminatı, koruma tedbirlerine karar verme yetkisinin kural olarak bağımsız ve tarafsız bir yargı mercine, yani “hâkime” bırakılmış olmasıdır. Anayasa’nın 20 ve 21. maddeleri ile 5271 sayılı CMK’nın 119. maddesi bu kuralı açıkça tahkim etmiştir.
Ancak suç işlendikten sonra delillerin çok kısa sürede yok edilmesi, gizlenmesi veya şüphelinin kaçması riski her zaman mevcuttur. Adli mekanizmanın hâkimden karar alıncaya kadar geçecek sürede delil kaybına uğramasını önlemek amacıyla kanun koyucu, “gecikmesinde sakınca bulunan haller” (periculum in mora) adı altında istisnai bir yetki devri rejimi öngörmüştür. Bu rejimin kapsamı, kimlerin hangi mahallerde arama emri verebileceği ve bu emrin hukuken geçerli olabilmesi için aranacak gerekçe şartları, uygulamanın en tartışmalı ve en çok hukuka aykırı delil üreten alanını oluşturur.
2. Arama Kararı Vermeye Yetkili Temel Merci: Sulh Ceza Hâkimi
Soruşturma evresinde şüpheliye, sanğa veya üçüncü kişilere ait yerlerde arama yapılabilmesi için kural olarak sulh ceza hâkiminin kararı gerekir. Kovuşturma evresinde ise bu yetki davanın görüldüğü mahkemeye (örneğin Asliye Ceza veya Ağır Ceza Mahkemesi) aittir.
Hâkim tarafından verilecek arama kararında CMK’nın 119/2. maddesi uyarınca şu hususların açıkça ve somut olarak gösterilmesi zorunludur:
1. Aramanın nedenini oluşturan fiil (suç şüphesi),
2. Aranılacak kişi, aramanın yapılacağı konut veya diğer yerin adresi ya da eşya,
3. Kararın geçerli olacağı zaman aralığı (başlangıç ve bitiş tarih ve saatleri),
4. Aramanın geceleyin yapılıp yapılamayacağı (CMK m. 118 istisnaları hariç gece arama yasağı vardır).
Bu unsurlardan birinin eksikliği veya adresi belirsiz bir arama kararı verilmesi, kararı sakatlar.
3. Gecikmesinde Sakınca Bulunan Hal Kavramı
CMK’nın 2/1-j maddesinde “gecikmesinde sakınca bulunan hal”; “Derhâl işlem yapılmadığı takdirde suçun iz, eser, emare ve delillerinin kaybolması veya şüphelinin kaçması veya kimliğinin tespit edilememesi ihtimalinin ortaya çıkması ve gerektiğinde hâkimden karar almak için vakit bulunmaması hali” olarak tanımlanmıştır.
Bir olayda gecikmesinde sakınca bulunan halin varlıktan söz edilebilmesi için şu üç şartın birlikte gerçekleşmesi gerekir:
– Aciliyet: Derhal müdahale edilmediği takdirde delil kaybı yaşanacağına dair somut bir tehlikenin varlığı.
– Zaman Darlığı: Sulh ceza hâkimine ulaşıp usulüne uygun karar alana kadar geçecek sürede bu tehlikenin gerçekleşme ihtimalinin çok yüksek olması.
– Hukuki İmkânsızlık (Objektiflik): Savcının veya kolluğun keyfi bir değerlendirmesi değil, mesai saatleri dışı, hafta sonu, ulaşım imkânsızlığı veya ani gelişen suç üstü hali gibi nesnel bir zaman sıkışıklığının bulunması.
4. Cumhuriyet Savcısının Yazılı Emri Yetkisi ve Sınırları
Gecikmesinde sakınca bulunan halin varlığı durumunda arama emri verme yetkisi kural olarak Cumhuriyet savcısına geçer. Savcı bu emri ancak yazılı olarak verebilir (CMK m. 119/1).
A. Sözlü Emir Yasağı ve Yazılılığın Önemi
Türk hukukunda arama tedbiri için kolluğa “sözlü talimat” verilmesi kural olarak geçersizdir. Savcının telefonla veya telsizle kolluğa “arama yapın” demesi bir arama emri niteliği taşımaz. CMK m. 119/1 son derece açıktır: Emir mutlaka yazılı olmalıdır. Uygulamada bazen acele hallerde savcının önce sözlü talimat verdiği, ardından bunu yazılıya çevirdiği görülse de, arama tutanağının düzenlendiği saatte ortada fiziki veya güvenli elektronik imza ile imzalanmış yazılı bir emir yoksa yapılan işlem yetkisizlik nedeniyle hukuka aykırıdır.
B. Konut ve İşyeri Aramasında Savcının Tek İstisnai Merci Olması
Anayasa’nın 21. maddesi ve CMK m. 119/1 uyarınca, konutta, işyerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda arama yapılabilmesi için hâkim kararı yoksa, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yazılı arama emri verme yetkisi sadece Cumhuriyet savcısına aittir. Kolluk amirinin bu mahallerde hiçbir koşulda arama emri verme yetkisi yoktur.
5. Kolluk Amirinin İstisnai Yetkisi ve Konut/İşyeri Yasağı
CMK m. 119/1 uyarınca; “Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hallerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlileri arama yapabilirler.”
Kolluk amirinin arama emri verebilmesi için iki kümülatif şart gerekir:
1. Gecikmesinde sakınca bulunan bir durum olmalıdır.
2. Cumhuriyet savcısına ulaşılamamalıdır (örneğin doğal afet, iletişim kesintisi, savcının acil bir operasyonda ulaşılamaz durumda olması). Savcıya ulaşmayı denemeden doğrudan kolluk amirinin emir vermesi hukuka aykırıdır.
Kritik Sınır: Kolluk amirinin yazılı emriyle asla konutta, yerleşim yerinde, işyerinde ve kamuya açık olmayan özel alanlarda arama yapılamaz. Kolluk amiri ancak şüphelinin üstünde, eşyasında (bavul, çanta) veya aracında arama emri verebilir.
6. Yargıtay İçtihatları: “Şablon Gerekçe” ve Mesai Saati Denetimi
Yargıtay Ceza Daireleri, Cumhuriyet savcısı tarafından verilen yazılı arama emirlerinde “gecikmesinde sakınca bulunan halin” somut ve fiili gerekçesinin gösterilmesini zorunlu tutmaktadır.
A. Mesai Saatleri İçinde Savcı Emri Verilemez kuralı
Eğer arama işlemi hafta içi mesai saatleri içerisinde (örneğin Salı günü saat 14:00’te) yapılacaksa ve adliye binasında görevli bir sulh ceza hâkimi mevcutsa, savcının sadece “gecikmesinde sakınca bulunduğundan” bahisle yazılı emir vermesi Yargıtay tarafından kesinlikle bozma sebebi yapılmaktadır.
Örneğin Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin E. 2018/786, K. 2018/4486 sayılı kararında (24.05.2018 T.); arama emrinde gecikmede sakınca bulunduğuna dair bilgi ve belgenin olmadığı durumlarda elkoyma ve aramanın usulsüz sayılacağı belirtilmiştir.
Yine Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin E. 2022/1984, K. 2025/13538 sayılı kararında (03.11.2025 T.) ve Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin E. 2022/10505, K. 2023/137 sayılı kararında (10.01.2023 T.); Cumhuriyet savcısı tarafından verilmiş yazılı bir arama izni bulunmasına rağmen, aramanın hafta içi mesai saatleri içerisinde yapıldığı ve kararda gecikmesinde sakınca bulunan halin gerekçesinin belirtilmediği tespit edildiğinden, elde edilen delillerin hukuka aykırı olduğu ve sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği hükme bağlanmıştır.
B. Şablon ve Basmakalıp Cümleler Yasağı
Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin E. 2024/12875, K. 2024/7420 sayılı kararında (08.10.2024 T.) altı çizildiği üzere; savcılık arama emirlerinde sadece matbu olarak “gecikmesinde sakınca bulunması nedeniyle” ibaresinin yazılması yeterli değildir. Neden hâkime gidilemediğinin, hangi somut tehlikenin baş gösterdiğinin dosyada tutanakla delillendirilmesi zorunludur. Aksi halde şablon cümlelerle yapılan arama usulsüz, bu arama sonucu bulunan materyaller ise yasak delil niteliğini alır.
7. Sonuç
Arama yetkisinin hâkimden alınıp savcıya veya kolluğa devredilmesi, ceza muhakemesinde temel hakları en çok tehdit eden istisnalardan biridir. İstisnaların dar yorumlanması kuralı gereğince, uygulayıcıların “nasıl olsa savcı emri var” kolaycılığına kaçmadan, mesai saatlerinde mutlaka sulh ceza hâkimine başvurmaları yasal bir zorunluluktur. Savunma makamı avukatlarının, arama tutanaklarındaki saat ile arama emrinin veriliş saatini ve gerekçesini çapraz denetime tabi tutması, hukukun üstünlüğü ve adil yargılanma hakkının korunması bakımından vazgeçilmez bir görevdir.
—
Avukat Şerafettin Kaya
Kocaeli Barosu (Sicil No: 2219) – Avukatlık ve Hukuk Danışmanlığı
[www.serafettinkaya.av.tr](https://www.serafettinkaya.av.tr)
Bölüm 4: Geceleyin Arama Yasağı, İstisnaları ile Konutta ve İşyerinde Arama Usulleri (CMK m. 116-118)
Yazar: Avukat Şerafettin Kaya
Tarih: 2026
Kategori: Ceza Muhakemesi Hukuku, Makaleler
Etiketler: ceza muhakemesi, geceleyin arama yasağı, konutta arama, işyerinde arama, cmk m. 118, avukat şerafettin kaya
—
1. Giriş: Gece Vaktinin Mahremiyeti ve Güvence Rejimi
Bireylerin günün yorgunluğunu attıkları, aileleriyle baş başa kaldıkları ve bedensel/ruhsal dinlenme evresine geçtikleri gece vakti, özel hayatın ve konut mahremiyetinin en yoğun şekilde hissedildiği zaman dilimidir. Bu saatlerde yapılacak bir arama, gündüz vaktine kıyasla birey ve aile fertleri üzerinde çok daha büyük bir psikolojik sarsıntı, korku ve travma yaratır. Bu nedenle evrensel ceza muhakemesi ilkeleri ve Türk hukuk sistemi, gece vaktinde arama yapılmasını kural olarak yasaklamış ve bu yasağa ancak sınırlı, istisnai hallerde cevaz vermiştir.
5271 sayılı CMK’nın 118. maddesi bu güvenceyi “Konutta, işyerinde veya diğer kapalı yerlerde gece vaktinde arama yapılamaz” açık kuralıyla tahkim etmiştir. Bu makalede gece vaktinin yasal tanımı, gece arama yasağının istisnaları ve konut/işyeri aramalarında uyulması zorunlu olan usul kuralları incelenecektir.
2. “Gece Vakti” Kavramının Yasal Tanımı
CMK’da gece vaktinin ne zaman başlayıp ne zaman bittiğine dair özel bir tanım yer almadığından, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) tanım normlarına müracaat edilir. TCK’nın 6/1-e maddesi uyarınca gece vakti; “Güneşin batmasından bir saat sonra başlayan ve doğmasından bir saat evvele kadar devam eden zaman süresi” olarak tanımlanmıştır.
Örneğin, güneşin 19:30’da battığı ve sabah 06:00’da doğduğu bir günde gece vakti saat 20:30’da başlar ve sabah saat 05:00’te sona erer. Aramaya gündüz vaktinde (örneğin saat 18:00’de) başlanmış ancak işlem uzayarak gece vaktine sarkmışsa, aramanın kesintisiz devamı mümkündür (AÖAY m. 28). Ancak sırf arama yapmak için saat 21:00’de konuta girilmesi kural olarak yasaktır.
3. Geceleyin Arama Yasağının İstisnaları (CMK m. 118/2)
CMK’nın 118. maddesinin ikinci fıkrası, gece arama yasağının uygulanmayacağı istisnai ve zorunlu halleri sınırlı sayıda (numerus clausus) saymıştır. Bu istisnalar genişletilemez veya kıyas yoluyla başka durumlara tatbik edilemez.
A. Suçüstü (Meşruhatlı) Halleri
Bir suçun işlenmekte olduğu sırada (suçüstü) veya henüz işlenmiş olup da failin takip edildiği durumlarda, delillerin anında kaybolması riski bulunduğundan geceleyin arama yasağı uygulanmaz. Suçüstü halinde konuta veya işyerine girilerek arama yapılması ve şüphelinin yakalanması yasaya uygundur.
B. Gecikmesinde Sakınca Bulunan Haller
CMK m. 118/2 uyarınca, “gecikmesinde sakınca bulunan hallerde” gece vaktinde arama yapılabilir. Ancak burada çok kritik bir ayrıma dikkat edilmelidir: Arama kararını veren merciin (hâkim veya savcı) kararda sadece “arama yapılmasına” demesi yetmez; kararda açıkça “aramanın geceleyin de yapılabileceğinin” belirtilmiş olması gerekir. Gündüz için verilmiş normal bir arama kararıyla gece konuta girilemez.
C. Yakalanmış veya Gözaltına Alınmış Firarinin Yakalanması
Daha önce yakalanmış yahut gözaltına alınmış olup da firar eden şüpheli veya sanığın tekrar yakalanması amacıyla geceleyin arama yapılabilir.
4. Konut ve İşyeri Aramalarında Zorunlu Usul Kuralları (CMK m. 119/4 ve 120)
Konutta, işyerinde veya kamuya açık olmayan kapalı alanlarda arama icra edilirken kolluk görevlilerinin uyması gereken katı şekil kuralları mevcuttur. Bu kuralların amacı, arama mahalline dışarıdan delil yerleştirilmesini (plant etmek) önlemek ve aramanın tarafsızlığını tanıklarla tescil etmektir.
A. Komşu veya Muhtar Bulundurma Zorunluluğu (CMK m. 119/4)
CMK’nın 119/4. maddesi son derece emredicidir: “Arama sırasında komşu veya muhtar hazır bulundurulur.”
Eğer arama yapılacak yerde şüpheli veya sanık hazır değilse yahut avukatı arama sırasında bulunmuyorsa, o yerin muhtarı veya ihtiyar heyetinden bir üye ya da şüphelinin komşularından iki kişi arama bitene kadar mahalde mutlaka hazır bulundurulmalıdır.
Bu kural bir “ihtiyari tavsiye” değil, geçerlilik şartıdır. Komşu veya muhtar çağrılmadan, şüphelinin avukatı da yokken kolluğun tek başına konuta girip arama yapması usulsüzlüktür.
B. Aramada Hazır Bulunabilecek Kişiler (CMK m. 120)
Aranan yerin sahibi veya eşyayı elinde bulunduran kişi arama sırasında mahalde hazır bulunma hakkına sahiptir. Kendisi yoksa temsilcisi veya ayırt etme gücüne sahip bir hısıma da bu imkan tanınır.
C. Arama Tutanağının Düzenlenmesi
Arama işlemi bittiğinde derhal detaylı bir arama tutanağı düzenlenir. Tutanakta aramanın başlama ve bitiş saatleri, arama kararı veya emrinin tarih/sayısı, mahalde bulunan kişiler, arama sırasında ele geçirilen eşyaların özellikleri tek tek yazılır. Tutanak, aramaya katılan görevliler ile mahalde hazır bulunan komşu/muhtar ve şüpheli tarafından imzalanır.
5. Yargıtay İçtihatları: Gece Yasağının ve Muhtar/Komşu Kuralının İhlali
Yargıtay kararlarında, gece arama yasağının ihlali veya CMK m. 119/4’teki muhtar/komşu bulundurma kuralına uyulmaması, doğrudan “hukuka aykırı arama” ve “yasak delil” sonucunu doğuran esaslı usul eksiklikleri olarak kabul edilmektedir.
A. Gece Arama Yasağının İhlaline Dair Yüksek Yargı Normları
Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin E. 2021/2987, K. 2022/4771 sayılı kararında (22.03.2022 T.) ve diğer istikrarlı daire kararlarında vurgulandığı üzere; arama kararında gece arama yapılabileceğine dair özel bir izin yokken veya gecikmesinde sakınca bulunan halin şartları gerçekleşmemişken gece vaktinde konutta yapılan aramalar hukuka aykırıdır. Gece yapılan bu usulsüz aramada ele geçirilen uyuşturucu madde, silah veya suç eşyası, Anayasa m. 38/6 ve CMK m. 217/2 uyarınca mahkumiyet hükmüne esas alınamaz.
B. Muhtar veya Komşu Bulundurulmadan Yapılan Aramalar
Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Özel Daireleri (örneğin 20. CD, 7. CD ve 10. CD kararları); şüphelinin veya avukatının hazır bulunmadığı konut ve işyeri aramalarında, CMK m. 119/4 uyarınca muhtar veya iki komşunun hazır bulundurulmamasını “basit bir şekil noksanlığı” olarak değil, delilin sıhhatini ve güvenilirliğini ortadan kaldıran mutlak bir hukuka aykırılık olarak nitelendirmektedir. Bu şekilde elde edilen deliller yargılamada hükme esas alınamayacaktır.
6. Sonuç
Geceleyin arama yasağı ve konut aramalarında tarafsız tanık (muhtar/komşu) bulundurma kuralı, bireyi devlet gücünün kontrolsüz ve keyfi kullanımına karşı koruyan en hayati usul güvencelerindendir. Kolluk güçlerinin arama icra ederken saatlere, arama emrindeki yetki sınırlarına ve mahalde kimlerin bulundurulması gerektiğine azami özen göstermesi zorunludur. Aksi halde aylarca süren operasyonlar ve toplanan materyaller, mahkeme önünde birer “yasak delil” haline gelerek dosyanın beraatle sonuçlanmasına yol açacaktır.
—
Avukat Şerafettin Kaya
Kocaeli Barosu (Sicil No: 2219) – Avukatlık ve Hukuk Danışmanlığı
[www.serafettinkaya.av.tr](https://www.serafettinkaya.av.tr)
Bölüm 5: Avukat Bürolarının, Mali Müşavirlerin ve Meslek Sırrı Sahiplerinin Aranmasında Özel Güvenceler (CMK m. 130)
Yazar: Avukat Şerafettin Kaya
Tarih: 2026
Kategori: Ceza Muhakemesi Hukuku, Makaleler
Etiketler: ceza muhakemesi, avukat bürosu araması, cmk 130, meslek sırrı, savunma hakkı, avukat şerafettin kaya, yargıtay
—
1. Giriş: Savunma Dokunulmazlığı ve Avukat-Müvekkil Gizliliği
Hukuk Devleti ilkesinin ve adil yargılanma hakkının en temel yapı taşlarından biri, savunma makamının bağımsızlığı ve dokunulmazlığıdır. Bireylerin hukuki yardıma erişebilmeleri, adaletin tecellisi için avukatlarına hiçbir korku ve endişe duymadan en mahrem sırlarını dahi açabilmelerine bağlıdır. Bu durum evrensel hukukta “avukat-müvekkil gizliliği” (attorney-client privilege / secret professionnel de l’avocat) olarak adlandırılır.
Eğer devletin kolluk güçleri, sıradan bir işyeri gibi avukatlık bürolarına istediği zaman girip dosyalara, bilgisayarlara ve müvekkil notlarına el koyabilirse, savunma hakkı felç olur ve silahların eşitliği ilkesi (equality of arms) tamamen ortadan kalkar. Bu nedenle kanun koyucu, 5271 sayılı CMK’nın 130. maddesi ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 58. maddesi ile avukat bürolarının ve meslek sırrı sahiplerinin aranmasını, çok ağır ve istisnai usul güvencelerine bağlamıştır.
2. Avukat Bürolarının Aranmasında Yasal Şartlar (CMK m. 130)
Avukat bürolarının aramaya tabi tutulabilmesi için genel adli arama şartları (CMK m. 116) asla yeterli olmayıp, CMK m. 130’da öngörülen katı kural rejimine uyulması zorunludur.
A. Sadece Hâkim Kararı Kuralı (Savcı ve Kolluk Emri Yasağı)
CMK’nın 130/1. maddesi uyarınca; “Avukat büroları ancak mahkeme kararı veya hâkim kararı ile aranamaz.”
Bu kural mutlak bir kuraldır. Hiçbir koşulda, “gecikmesinde sakınca bulunan hal” gerekçesiyle dahi Cumhuriyet savcısı veya kolluk amiri avukat bürosunda arama yapılması için yazılı emir veremez. Savcılığın veya kolluk amirinin emriyle avukat bürosuna girilmesi, doğrudan doğruya suç teşkil eden ve elde edilen tüm materyalleri yasak delile dönüştüren ağır bir yetki tecavüzüdür.
B. Cumhuriyet Savcısı ve Baro Başkanı (veya Temsilcisi) Huzuru Zorunluluğu
Hâkimden usulüne uygun bir arama kararı alınmış olsa dahi, kolluk görevlileri tek başlarına avukat bürosuna girip arama yapamazlar. CMK m. 130/2 emreder: “Arama, Cumhuriyet savcısı ile baro başkanı veya onu temsil eden bir avukat huzurunda yapılır.”
Yani arama icra edilirken mahalde eşzamanlı olarak:
1. Bizzat Cumhuriyet savcısı (kolluğa devredemez),
2. O yer baro başkanı veya baro başkanlığınca görevlendirilmiş bir yönetim kurulu üyesi / avukat temsilci hazır bulunmak zorundadır.
Bu iki kişiden biri dahi yokken arama başlatılırsa, arama usulsüz hale gelir.
3. Avukat-Müvekkil Sırrının Korunması ve İtiraz Rejimi
Avukat bürosunda arama yapılırken dahi, şüpheli veya sanık durumundaki avukatın elindeki tüm dosya ve belgeler incelenemez. CMK m. 130/2’nin ikinci cümlesi çok hayati bir zırh öngörmüştür:
“Arama konusu ile ilgili olmayan veya avukat ile müvekkili arasındaki mesleki ilişki ile ilgili olan evrak ve belgelere el konulamaz.”
A. Zarfa Koyma ve Mühürleme Usulü
Arama sırasında avukat veya baro başkanı/temsilcisi, ele geçirilen bir belgenin, evrakın veya dijital kaydın “avukat-müvekkil arasındaki mesleki ilişki ile ilgili” olduğunu öne sürerse, arama işlemini yapan savcılık bu belgeyi okuyamaz ve doğrudan el koyamaz.
Bu durumda söz konusu belge veya dijital materyal anında bir zarfa konulur, zarf mühürlenir ve üzerine savcı ile hazır bulunanlar tarafından imza atılır (CMK m. 130/2 son cümle).
B. Sulh Ceza Hâkiminin İncelemesi ve Kararı
Mühürlenen bu zarf, incelemesi yapılmak üzere derhal sulh ceza hâkimine gönderilir. Hâkim, 24 saat içinde mühürlü zarfı açarak inceleme yapar. Eğer belgenin gerçekten avukat ile müvekkili arasındaki mesleki sırra ilişkin olduğunu tespit ederse, el koyma işlemini kaldırır ve belgeyi derhal avukata iade eder. Hatta bu belgelerin içeriğinin soruşturma dosyasına geçmemesi için her türlü tedbiri alır. Bu usul dolanıldığında, evraklar yasadışı delil haline gelir.
4. Mali Müşavirler, Hekimler ve Diğer Meslek Sırrı Sahipleri
CMK’nın 45 ve 46. maddeleri uyarınca tanıklıktan çekinme hakkına sahip olan meslek mensupları (hekimler, diş hekimleri, eczacılar, ebeler, mali müşavirler, noterler), meslekleri gereği öğrendikleri sırlarla ilgili olarak koruma altındadır.
Özellikle Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler (SMMM) ve Yeminli Mali Müşavirlerin (YMM) ofislerinde müşterilerine ait defter ve belgeler üzerinde arama icra edilirken, mesleki sır kapsamındaki müşteri verilerine sınırsızca el konulamaz. Ancak kanun koyucu avukatlara tanıdığı “savcı ve baro temsilcisi huzuru” ile “mühürlü zarf” imtiyazını diğer meslek grupları için doğrudan CMK m. 130’da saymamış olsa da, CMK m. 46’daki tanıklıktan çekinme hakkı ve anayasal mahremiyet normları gereğince bu kişilerin ofis aramalarında da ölçülülük ve meslek sırrına saygı kuralı uygulanmalıdır.
5. Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Özel Daire Normları
Yargıtay, avukat bürolarının aranmasında CMK m. 130 hükümlerinin titizlikle uygulanmasını, hukuk devletinin varlık sebebi saymaktadır.
A. El Notları ve Mesleki Evraka Dair Yasak Delil Kuralı
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun E. 2019/311, K. 2023/13 sayılı kararında (18.01.2023 T.); konut ve işyeri dokunulmazlığının ihlal edilerek, CMK’nın 116 ve özellikle 130/1. maddelerine aykırı şekilde delil ele geçirilmesinin hukuka aykırı olduğu tescillenmiştir. Genel Kurul, usulsüz aramada ele geçirilen suça konu el notlarının ve mesleki evrakın Anayasa’nın 38/6. maddesi ile CMK’nın 206 ve 217. maddeleri uyarınca “yasak delil” niteliğinde olduğunu, mahkumiyet kararına kesinlikle dayanak yapılamayacağını hüküm altına almıştır.
B. Usulüne Uygun Arama ve Avukat Güvencesi
Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin E. 2022/7493, K. 2024/6120 sayılı kararında (04.11.2024 T.) ise hukuka uygun bir işlemin standartları çizilmiştir. Daire; davacının avukat olması sebebiyle işyerinde yapılan aramanın mutlaka CMK’nın 130. maddesi uyarınca bizzat Cumhuriyet savcısı, baro başkanı (veya temsilcisi) ve avukat huzurunda gerçekleştirilmesi gerektiğini, avukat-müvekkil gizliliği içeren belgelere el konulamayacağını, bu güvencelerin sağlandığı aramaların ancak hukuka uygun sayılabileceğini vurgulamıştır. Aynı yaklaşım Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin E. 2019/832, K. 2019/6722 sayılı kararında (07.11.2019 T.) da teyit edilmiştir.
6. Sonuç
Avukat bürolarının aranması, sıradan bir adli işlem değil, savunma hakkı ile ceza soruşturmasının çatıştığı en kritik hukuki denge testidir. Savcıların ve kolluk güçlerinin CMK m. 130’un emredici usullerini (hâkim kararı, savcı ve baro temsilcisi huzuru, mühürlü zarf incelemesi) harfiyen uygulaması, delillerin gelecekte mahkemelerce reddedilmesini önlemenin tek yoludur. Avukatların ise arama esnasında meslek sırrına giren evrakları tespit edip zarflanmasını ve mühürlenmesini talep etmesi, müvekkil mahremiyetine olan tarihsel ve yasal sorumluluğunun bir gereğidir.
—
Avukat Şerafettin Kaya
Kocaeli Barosu (Sicil No: 2219) – Avukatlık ve Hukuk Danışmanlığı
[www.serafettinkaya.av.tr](https://www.serafettinkaya.av.tr)
Bölüm 6: Bilgisayarlarda, Bilgisayar Programlarında ve Kütüklerinde Arama, Kopyalama ve El Koyma Rejimi (CMK m. 134)
Yazar: Avukat Şerafettin Kaya
Tarih: 2026
Kategori: Ceza Muhakemesi Hukuku, Makaleler
Etiketler: ceza muhakemesi, dijital delil, cmk 134, bilgisayarlarda arama, imaj alma, el koyma, avukat şerafettin kaya, yargıtay cgk
—
1. Giriş: Dijital Çağda Mahremiyet ve Özel Koruma Rejimi
Günümüz dijital dünyasında bireyler, tüm kişisel hayatlarını, yazışmalarını, fotoğraflarını, ticari sırlarını ve en mahrem bilgilerini cep telefonlarında, bilgisayarlarında ve harici depolama cihazlarında saklamaktadır. Bu nedenle bir dijital materyal üzerinde yapılacak arama incelemesi, bireyin evindeki eşyaların aranmasına kıyasla çok daha derin ve kapsamlı bir özel hayat müdahalesi oluşturur.
Kanun koyucu bu riski görerek, bilgisayarlarda arama ve kopyalama işlemini genel arama hükümlerine (CMK m. 116-119) bırakmamış, 5271 sayılı CMK’nın 134. maddesi ile “özel ve istisnai bir koruma tedbiri rejimi” ihdas etmiştir. Bu makalede CMK m. 134 tedbirinin ön şartları, dijital materyal (harddisk, akıllı telefon, flash bellek vb.) kapsamı, yerinde imaj alma zorunluluğu ve bu kurallara uyulmaması halinde doğacak yasak delil sonuçları incelenecektir.
2. CMK m. 134 Tedbirinin Önkoşulları ve “Başka Surette Delil Elde Edememe” Şartı
CMK’nın 134. maddesi uyarınca bir şüphelinin kullandığı bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama yapılabilmesi için üç temel şartın birlikte gerçekleşmesi zorunludur:
A. Kuvvetli Suç Şüphesi
Genel adli aramada (CMK m. 116) “makul şüphe” yeterliyken, dijital materyallerde arama için kanun koyucu standardı yükseltmiş ve “somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı” şartını aramıştır.
B. Başka Surette Delil Elde Etme İmkânının Bulunmaması (Ultima Ratio)
Bu şart, tedbirin “ikincillik” yahut “son çare” (ultima ratio) olma özelliğini ifade eder. Soruşturma makamı olayı tanık beyanları, kamera kayıtları, banka hareketleri veya fiziki takiplerle aydınlatabiliyorsa, şüphelinin bilgisayarında veya telefonunda arama yapılması talebinde bulunamaz. Dijital arama, ancak diğer delil kaynaklarının tükendiği veya yetersiz kaldığı durumlarda başvurulabilecek istisnai bir yoldur.
C. Hâkim Kararı veya (Gecikmede) Savcının Yazılı Emri
Kural olarak arama, kopyalama ve çözme işlemi için mutlaka sulh ceza hâkiminin kararı gerekir. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı yazılı emir verebilir ancak bu emrin de 24 saat içinde hâkim onayına sunulması zorunludur. Kolluk amirinin dijital materyallerde arama emri verme yetkisi kesinlikle yoktur.
3. Dijital Materyal Kapsamı: Akıllı Telefonlar ve Bulut Verileri
CMK m. 134 metninde her ne kadar “bilgisayar ve bilgisayar kütükleri” ifadesi geçse de, Yargıtay kararları ile bu kavram genişletilmiş; veri işleme, depolama ve aktarma özelliği bulunan tüm dijital cihazlar madde kapsamına alınmıştır.
Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin E. 2019/2637, K. 2019/5904 sayılı kararında (10.10.2019 T.) belirtildiği üzere; CD, DVD, flash bellek, disket, harici/dahili harddiskler ile bilgisayar özelliği içeren akıllı telefon ve benzerleri de CMK m. 134 kapsamındadır. Bu nedenle şüphelinin cep telefonunun incelenmesi, WhatsApp veya Telegram mesajlarının okunması için CMK m. 116’ya göre alınmış genel bir arama kararı yetmez, mutlaka CMK m. 134’e göre özel dijital arama kararı alınmış olmalıdır.
4. İcra Usulü: Yerinde İmaj Alma (Kopyalama) Zorunluluğu
CMK m. 134’ün en hayati usul kuralı, dijital verilere müdahalenin nasıl yapılacağını düzenleyen 2. ve 3. fıkralarıdır.
A. Arama Mahallinde İmaj Alma Esası
Kolluk görevlileri arama mahalline gittiklerinde, şüphelinin bilgisayarını veya harddiskini alıp götüremezler. Kural olarak; sistemdeki bütün verilerin yedeklemesi (imajı / birebir kopyası) arama mahallinde yerinde çıkartılmalıdır. İki nüsha olarak alınan bu imajın bir kopyası, sistemin bütünlüğünün bozulmadığını tescil etmek amacıyla mahalde şüpheliye veya avukatına verilir (CMK m. 134/2).
B. Cihaza El Koymanın İstisnai Şartları (CMK m. 134/3)
Eğer şifreleme, teknik yetersizlik veya veri hacminin çok büyük olması gibi nedenlerle arama mahallinde imaj alma (kopyalama) işlemi yapılamıyorsa, bu durum tutanağa bağlanır. Ancak bu takdirde cihaza veya harddiske el konulabilir ve inceleme laboratuvarda yapılır. Ancak laboratuvar incelemesinde şifreler çözülüp kopyalama yapıldığı anda, el konulan cihaz gecikmeksizin şüpheliye iade edilmelidir.
5. Yüksek Yargı İçtihatları: CMK m. 116 Kararıyla CMK m. 134 Araması Yapılamaz
Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Özel Daireleri, CMK m. 134’te öngörülen özel koruma rejimine uyulmadan elde edilen dijital verilerin yargılamada kesinlikle “yasak delil” sayılacağını hüküm altına almıştır.
A. Özel Karar Bulunmadan Yapılan İncelemeler Yasak Delildir
Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin E. 2015/2056, K. 2017/5023 sayılı kararında (21.09.2017 T.) ve Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin E. 2024/6390, K. 2025/1172 sayılı kararında (20.01.2025 T.) son derece net bir kural konulmuştur:
Sanığın işyerinde veya konutunda arama yapılmasına yönelik olarak sadece CMK’nın 116. maddesi uyarınca verilmiş bir arama kararı bulunması, o mahalde ele geçirilen bilgisayar, harddisk, CD/DVD veya akıllı telefonlar üzerinde inceleme ve kopyalama yapma yetkisi vermez. CMK’nın 134. maddesi uyarınca hâkim tarafından verilmiş özel ve açık bir “dijital arama ve kopyalama kararı” bulunmaksızın, dijital materyallerin imajının alınması ve incelenmesi hukuka aykırıdır. Bu şekilde elde edilen veriler ve programlar, Anayasa’nın 38/6. maddesi uyarınca yasak delil olup hükme esas alınamaz.
B. “Şüphelinin Kullandığı” Kavramının Geniş Yorumu
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun E. 2018/124, K. 2023/538 sayılı kararında (18.10.2023 T.); kanun koyucunun CMK m. 134/1’de arama yapılacak cihazın “şüpheliye ait olmasını” değil, “şüphelinin kullandığı” bir cihaz olmasını aradığı vurgulanmıştır. Şüpheli kendisine ait olmayan, örneğin çalıştığı şirkete veya bir arkadaşına ait bir bilgisayarı fiilen kullanıyorsa ve bu durum somut delillerle sabipse, bu bilgisayar üzerinde de CMK m. 134 prosedürü işletilerek arama ve kopyalama yapılabilir.
Yine Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun E. 2025/94, K. 2025/227 sayılı kararında (21.05.2025 T.); CMK m. 134’teki “başka surette delil elde etme imkanının bulunmaması” şartının somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediğinin mahkemelerce mutlaka denetlenmesi gerektiği, bu şart oluşmadan dijital materyallere el konulmasının ölçülülük ilkesini bozacağı belirtilmiştir.
6. Sonuç
Dijital deliller, kolayca değiştirilebilmesi, silinebilmesi veya dışarıdan veri eklenebilmesi (manipülasyon) nedeniyle ceza muhakemesinde en çok tartışılan delil türüdür. Bu nedenle CMK m. 134 kuralları, teknik birer detay değil, adil yargılanma hakkının teminatıdır. Soruşturma mercilerinin genel arama kararlarıyla telefon ve bilgisayarlara el koyma alışkanlığından vazgeçmesi; savunma avukatlarının ise imaj alma tutanaklarını, CMK m. 134 özel kararının varlığını ve imaj kopyasının müvekkile teslim edilip edilmediğini mikroskop altında incelemesi adaletin sıhhati açısından zorunludur.
—
Avukat Şerafettin Kaya
Kocaeli Barosu (Sicil No: 2219) – Avukatlık ve Hukuk Danışmanlığı
[www.serafettinkaya.av.tr](https://www.serafettinkaya.av.tr)
Bölüm 7: Ceza Muhakemesinde El Koyma (Muhafaza Altına Alma) Tedbirinin Şartları, Usulü ve İtiraz Rejimi
Yazar: Avukat Şerafettin Kaya
Tarih: 2026
Kategori: Ceza Muhakemesi Hukuku, Makaleler
Etiketler: ceza muhakemesi, el koyma, muhafaza altına alma, cmk 123, cmk 127, hakim onayı, avukat şerafettin kaya, yargıtay
—
1. Giriş: Mülkiyet Hakkına Müdahale ve El Koymanın Amacı
Arama koruma tedbiri ile birlikte veya ondan bağımsız olarak uygulanan “el koyma” (seizure / Beschlagnahme), bir suçun delili olabilecek yahut ilerde müsadere edilebilecek eşya veya malvarlığı değerleri üzerinde, şüpheli veya sanığın (veya üçüncü kişinin) tasarruf yetkisinin rızası dışında geçici olarak kaldırılması ve eşyanın devlet hâkimiyeti altına alınması işlemidir.
El koyma, doğrudan doğruya Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkına ve eşyayı elinde bulunduranın zilyetlik hakkına ağır bir müdahale teşkil eder. Bu nedenle 5271 sayılı CMK’nın 123 ile 127. maddeleri arasında el koyma tedbirinin şartları, usulü, hâkim onayından geçme zorunluluğu ve mağdurun başvuru yolları ayrıntılı bir rejime tabi tutulmuştur.
2. Muhafaza Altına Alma ile El Koyma Ayrımı (CMK m. 123)
CMK’nın 123. maddesi delil olabilecek veya müsadereye tabi eşyanın güvence altına alınmasında iki farklı usul öngörmüştür:
A. Muhafaza Altına Alma (Rızai Teslim)
Eşyayı elinde bulunduran kişi, soruşturma veya kovuşturma makamlarının talebi üzerine yahut kendiliğinden suça konu veya delil niteliğindeki eşyayı rızasıyla teslim ederse, bu işlem “muhafaza altına alma” olarak adlandırılır. Burada bir zorlama veya mülkiyete müdahale kararı gerekmez.
B. El Koyma (Zorla Alma)
Eşyayı elinde bulunduran kişi, talep edilmesine rağmen eşyayı vermekten kaçınırsa veya eşya yapılan bir arama sonucunda şüphelinin rızası dışında ele geçirilirse, zorlayıcı koruma tedbiri olan “el koyma” gündeme gelir (CMK m. 123/2).
3. El Koyma Kararı Vermeye Yetkili Merciler (CMK m. 127)
El koyma tedbirinde de temel kural hâkim kararıdır. Soruşturma evresinde sulh ceza hâkimi, kovuşturma evresinde ise davanın görüldüğü mahkeme el koyma kararı vermeye yetkilidir.
Ancak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde, Cumhuriyet savcısının, savcıya ulaşılamayan hallerde ise kolluk amirinin yazılı emriyle de el koyma işlemi yapılabilir.
4. Hayati Usul Kuralı: 24 Saat İçinde Hâkim Onayına Sunma Zorunluluğu (CMK m. 127/3)
CMK’nın 127/3. maddesi, savcılığın veya kolluğun yazdığı emre dayanılarak yapılan el koyma işlemlerini çok sıkı bir zaman denetiminden geçirmiştir:
“Hâkim kararı olmaksızın yapılan elkoyma işlemi, yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını elkoymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi hâlde elkoyma kendiliğinden kalkar.”
A. Sürenin Hesaplanan Başlangıç Anı
24 saatlik süre, savcının veya kolluğun emri yazdığı saatten değil, fiilen eşyaya el konulduğu (arama ve el koyma tutanağının düzenlendiği) saatten itibaren işlemeye başlar.
B. Onay Alınmamasının Hukuki Sonucu (Kendiliğinden Kalkan Tedbir)
Eğer savcılık veya kolluk, el koyma işlemini 24 saat içinde sulh ceza hâkiminin onayına sunmazsa yahut hâkim 48 saat içinde onama kararı vermezse, el koyma tedbiri hiçbir karara gerek kalmaksızın kanun gereği (kendiliğinden) kalkar. Bu andan itibaren o eşyanın adli emanette veya kollukta tutulması suç teşkil eder ve eşya sahibine derhal iade edilmelidir.
5. Yargıtay İçtihatları: Hâkim Onayından Geçmeyen El Koyma Yasak Delildir
Yargıtay Ceza Daireleri, CMK m. 127/3’teki 24 saatlik hâkim onayı kuralına uyulmamasını, sadece mülkiyet hakkının ihlali olarak değil, eşyanın ceza davasında “delil olma vasfını yok eden” mutlak bir hukuka aykırılık olarak görmektedir.
A. Onaysız Eşya Mahkumiyete Dayanak Olamaz
Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin E. 2022/7040, K. 2022/16647 sayılı kararında (22.11.2022 T.); Cumhuriyet savcısı tarafından gecikmesinde sakınca bulunan hal nedeniyle verilen yazılı emre istinaden yapılan el koyma işleminin, CMK’nın 127/3. maddesi uyarınca 24 saat içinde hâkim onayına sunulmadığı tespit edilmiştir. Daire; hâkim onayından geçmeyen el koyma işleminin hukuka aykırı hale geldiğini, bu işlemle elde edilen kaçak eşyaların mahkemece delil olarak kullanılamayacağını ve dosyada sanığın mahkumiyetini gerektirir başkaca kesin delil bulunmadığından beraatine karar verilmesi gerektiğini hüküm altına almıştır.
B. Arama ile El Koymanın Birleşik Denetimi
Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin E. 2021/2987, K. 2022/4771 sayılı kararında da vurgulandığı üzere, hukuka aykırı bir arama sonucu ele geçirilen eşyaya el konulması ve bu el koymanın sonradan hâkimce onaylanması dahi, baştaki arama usulsüzlüğünü şifalandırmaz. Zehirli ağacın meyvesi de zehirli sayılır (Anayasa m. 38/6).
6. El Koyma Kararlarına Karşı İtiraz Rejimi (CMK m. 267 vd.)
Şüpheli, sanık veya eşyasına el konulan üçüncü kişiler, sulh ceza hâkimliği tarafından verilen el koyma kararlarına veya hâkim onaylarına karşı CMK’nın 267. maddesi uyarınca kararın tebliğinden veya öğrenilmesinden itibaren 7 gün içinde itiraz kanun yoluna başvurabilirler. İtiraz incelemesinde sulh ceza hâkimliği, hem suç şüphesinin varlığını hem de tedbirin ölçülülüğünü denetler.
Ayrıca el koyma tedbiri devam ederken, şüphelinin veya malikin eşyaya olan ihtiyacı göz önüne alınarak, eşyanın teminat karşılığında veya teminatsız olarak iadesi (CMK m. 131) her zaman savcılıktan veya mahkemeden talep edilebilir.
7. Sonuç
El koyma tedbiri, ceza muhakemesinin delil toplama vasıtası olduğu kadar, bireyin mülkiyet hakkına yöneltilen en ağır idari/yargısal müdahalelerden biridir. Soruşturma organlarının kolluk tutanaklarını düzenlerken CMK m. 127/3’ün 24 saatlik süre sınırına kronometre hassasiyetiyle yaklaşması zorunludur. Avukatların ise ceza dosyasını incelerken el koyma tutanağının saati ile sulh ceza hâkiminin onama kararının saatini karşılaştırması, sürenin 1 saat dahi aşılması halinde delilin dosyadan çıkarılmasını ve eşyanın iadesini talep etmesi en etkili savunma stratejisidir.
—
Avukat Şerafettin Kaya
Kocaeli Barosu (Sicil No: 2219) – Avukatlık ve Hukuk Danışmanlığı
[www.serafettinkaya.av.tr](https://www.serafettinkaya.av.tr)
Bölüm 8: Taşınmazlara, Hak ve Alacaklara El Koyma Rejimi (CMK m. 128) ve Şirket Yönetimine Kayyım Atanması
Yazar: Avukat Şerafettin Kaya
Tarih: 2026
Kategori: Ceza Muhakemesi Hukuku, Makaleler
Etiketler: ceza muhakemesi, cmk 128, cmk 133, malvarlığına el koyma, kayyım atanması, masak raporu, avukat şerafettin kaya, yargıtay
—
1. Giriş: Ekonomik Suçlarla Mücadele ve Mülkiyetin Ağır Sınırlandırılması
Modern ceza muhakemesinin temel hedeflerinden biri, sadece suç faillerini cezalandırmak değil, aynı zamanda “suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini” (proceeds of crime) aklanmadan ve kaçırılmadan dondurmak, malvarlığının suçun işlenmesinde finansman aracı olarak kullanılmasının önüne geçmektir.
Ancak bireylerin banka hesaplarına, taşınmazlarına, alacaklarına el konulması yahut sahip oldukları ticari şirketlerin yönetimine kayyım atanması, ekonomik ve ticari hayatı bir anda felç eden, telafisi imkânsız zararlar doğurabilen en ağır koruma tedbirlerindendir. Bu nedenle 5271 sayılı CMK’nın 128. maddesi (Taşınmazlara, hak ve alacaklara el koyma) ve 133. maddesi (Şirket yönetimine kayyım atanması), sıradan eşya el koymalarından çok daha katı katalog suç listelerine ve kurumsal raporlama ön şartlarına bağlanmıştır.
2. Taşınmazlara, Hak ve Alacaklara El Koyma Rejimi (CMK m. 128)
CMK’nın 128. maddesi, şüphelinin veya sanığın “suçtan elde edildiğine” veya suçun işlenmesinde kullanıldığına dair somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebebi bulunan taşınmazlarına, banka veya diğer mali kurumlardaki her türlü hesabına, alacaklarına, kıymetli evrakına, ortağı bulunduğu şirketteki ortaklık paylarına ve kiralık kasa içeriklerine el konulmasını düzenler.
A. Sınırlı Sayıda (Katalog) Suç Şartı
CMK m. 128 uyarınca malvarlığı değerlerine el koyma tedbiri her suç için uygulanamaz. Bu tedbire ancak kanunda sayılan katalog suçların soruşturulması veya kovuşturulması halinde karar verilebilir:
– TCK’da yer alan zimmet, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, hileli iflas, uyuşturucu madde ticareti, ihaleye fesat karıştırma, tefecilik, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçları,
– Terörün Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun ile Vergi Usul Kanunu’nun (m. 359) kaçakçılık suçları,
– 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu ile 5411 sayılı Bankacılık Kanunu kapsamındaki zimmet suçu.
B. Hayati Ön Şart: MASAK, BDDK, SPK veya Kamu Kurumu Raporu (CMK m. 128/2)
CMK’nın 128/2. maddesi, hâkimlerin önlerine gelen soyut iddialarla kişilerin malvarlığına el koymasını önlemek için çok güçlü bir teknik denetim filtresi getirmiştir:
“Bu madde hükmüne göre elkoyma kararı alınabilmesi için ilgisine göre Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK), Hazine ve Maliye Bakanlığı veya Kamu Gözetimi Kurumundan suçtan elde edilen değere ilişkin rapor alınması gerekir.”
Bu kural gereğince; dosyada MASAK veya ilgili kurum tarafından hazırlanmış, el konulacak paranın veya gayrimenkulün suçtan elde edildiğini gösterir somut bir analitik rapor bulunmadan, sadece kolluk tutanağına dayanılarak taşınmazlara veya banka hesaplarına el koyma kararı verilemez. Rapor alınmaksızın verilen kararlar açıkça kanuna aykırıdır.
C. Karar Vermeye Yetkili Merci ve Ağır Ceza Mahkemesi Kuralı
Soruşturma evresinde CMK m. 128 kapsamındaki el koyma kararı ancak sulh ceza hâkimliği tarafından verilebilir (Savcının veya kolluğun bu tür malvarlıklarına el koyma emri verme yetkisi yoktur). Ancak hâkim karar verebilmek için Cumhuriyet savcısının talebini incelediğinde, talep ancak bölge adliye mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğince karara bağlanır. Ayrıca kararda somut delillerin neler olduğu tek tek gösterilmelidir.
3. Şirket Yönetimine Kayyım Atanması Tedbiri (CMK m. 133)
Bir ticari şirketin faaliyetleri çerçevesinde suç işlendiği hususunda somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi ve suç delillerinin karartılmasının önlenmesi için, şirket yönetim organının yetkilerinin tümüyle veya kısmen devredileceği bir veya birden fazla “kayyım” atanabilir.
A. CMK m. 133’ün Katı Sınırları
– Katalog Suç Şartı: Şirkete kayyım atanması da CMK m. 133/4’te sayılan ağır katalog suçlar (uyuşturucu ticareti, sahtecilik, suç gelirlerini aklama, silah kaçakçılığı, terör örgütü faaliyeti vb.) için mümkündür.
– Sadece Hâkim veya Mahkeme Kararı: Kayyım atama kararı soruşturmada sulh ceza hâkimi, kovuşturmada mahkeme tarafından verilir. Savcılığın kayyım atama yetkisi yoktur.
– Geçicilik İlkesi: Kayyımlık tedbiri de bir cezalandırma veya şirketi devletleştirme aracı değildir; deliller güvence altına alındığı anda tedbire son verilmelidir.
B. El Koyma ile Kayyım Atamanın Birlikte Uygulanması
Uygulamada çoğu zaman şirketin malvarlığına (banka hesaplarına) CMK m. 128 uyarınca el konulurken, aynı zamanda yönetimine CMK m. 133 uyarınca kayyım atanmaktadır. Ancak malvarlığının dondurulması ile şirketin ticari faaliyetlerinin devam ettirilmesi arasındaki denge gözetilmeli; şirketin işçilerinin maaşlarını ödeyemez, ticari borçlarını karşılayamaz ve iflasa sürüklenir hale gelmesine engel olunmalıdır.
4. Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi Normları: Ölçülülük Denetimi
Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay kararlarında, CMK m. 128 ve 133 tedbirlerinin malik üzerinde “ölçüsüz bir yük” oluşturmaması gerektiği vurgulanmaktadır.
A. Yargıtay İçtihatları ve MASAK Raporu Zorunluluğu
Yargıtay Ceza Daireleri (örneğin 10. CD, 7. CD ve 16. CD), CMK’nın 128/2. maddesinde öngörülen MASAK veya ilgili kurum raporu alınmadan verilen el koyma kararlarını kanuna aykırı bulmakta, malvarlığının suçtan elde edildiği hususunda somut ve teknik bir tespit bulunmadıkça şüphelinin tüm malvarlığına “bloke konulmasını” mülkiyet hakkının ihlali olarak nitelendirmektedir.
Örneğin Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin E. 2018/786, K. 2018/4486 sayılı kararında ve benzer malvarlığı kararlarında; elkoyma işlemlerinin kanuni şartlara ve ön raporlamaya dayanmasının zorunlu olduğu teyit edilmiştir.
B. AYM Bireysel Başvuru Kararları (Mülkiyet Hakkı İhlali)
Anayasa Mahkemesi, ceza soruşturmalarında yıllarca devam eden banka hesabı blokelerini ve taşınmaz üzerindeki satılamaz/devredilemez şerhlerini, makul sürede dava açılmaması durumunda Anayasa’nın 35. maddesindeki mülkiyet hakkının açık ihlali olarak görmektedir. AYM’ye göre, soruşturma makamları malvarlığının suçla ilgisini makul bir sürede delillendirmeli, aksi halde el koyma tedbiri derhal kaldırılmalıdır.
5. Sonuç
Taşınmazlara, hak ve alacaklara el koyma ile şirketlere kayyım atanması, ekonomik teşebbüs hürriyetini ve mülkiyet hakkını en derinden sarsan müdahalelerdir. CMK m. 128’in MASAK/BDDK raporu önşartı ve CMK m. 133’ün katalog suç sınırlaması, uygulayıcılar tarafından asla göz ardı edilmemesi gereken anayasal engellerdir. Avukatların, dosyadaki el koyma kararlarının bu teknik raporlara dayanıp dayanmadığını ve tedbirin süresinin makul olup olmadığını denetleyerek sulh ceza hâkimliklerine itirazda bulunması, müvekkillerinin ticari ve ekonomik mahvoluşunu önleyecek en temel yargısal savunma aracıdır.
—
Avukat Şerafettin Kaya
Kocaeli Barosu (Sicil No: 2219) – Avukatlık ve Hukuk Danışmanlığı
[www.serafettinkaya.av.tr](https://www.serafettinkaya.av.tr)
Bölüm 9: Postada El Koyma, Avukatlık Mesleği ile İlgili Evraka El Koyma Yasağı ve El Konulan Eşyanın İadesi Usulleri
Yazar: Avukat Şerafettin Kaya
Tarih: 2026
Kategori: Ceza Muhakemesi Hukuku, Makaleler
Etiketler: ceza muhakemesi, postada el koyma, cmk 129, cmk 131, eşyanın iadesi, avukatlık evrakı, avukat şerafettin kaya, yargıtay
—
1. Giriş: Haberleşme Hürriyeti ile Savunma Gizliliğinin Korunması
Ceza muhakemesinde el koyma tedbiri sadece somut nesneler ve malvarlığı değerleriyle sınırlı kalmaz; bazen şüphelinin veya sanığın dış dünyayla gerçekleştirdiği haberleşme araçlarına, postada bulunan gönderilerine veya hukuki yardım aldığı avukatıyla olan yazışmalarına da uzanabilir.
Ancak Anayasa’nın 22. maddesindeki haberleşme hürriyeti ile savunma hakkının dokunulmazlığı, bu tür özel gönderi ve evraklara el konulmasında çok hassas istisnalar ve kesin yasaklar öngörmüştür. 5271 sayılı CMK’nın 129. maddesi postada el koymayı kurala bağlarken, 126. maddesi avukatlık evrakına el koyma yasağını tahkim etmiş, 131. maddesi ise delil veya müsadere vasfını yitiren eşyanın mağdura/şüpheliye nasıl iade edileceğini düzenlemiştir.
2. Postada El Koyma Rejimi (CMK m. 129)
Suçun delillerini oluşturduğundan şüphe edilen veya müsadereye tabi olan mektup, koliposta, telgraf, e-posta veya kargo gibi gönderilere posta veya kargo kurumlarında el konulması mümkündür.
A. Yetkili Merci ve Hâkim Kararı Kuralı
Postadaki bir gönderiye el konulabilmesi için kural olarak sulh ceza hâkiminin kararı gerekir. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı yazılı emir verebilir. Ancak kolluk amirinin postada el koyma emri verme yetkisi bulunmaz. Savcının verdiği yazılı emirin de 24 saat içinde hâkim onayına sunulması ve hâkimin 48 saat içinde kararını açıklaması zorunludur.
B. Açma ve İnceleme Yetkisinin Sadece Hâkim ve Savcıya Ait Olması (CMK m. 129/2)
Postada el konulan veya kargo kurumundan teslim alınan gönderileri açma ve inceleme yetkisi ancak ve ancak hâkime veya Cumhuriyet savcısına aittir.
Kolluk görevlileri, postaneden veya kargo şubesinden el koydukları mühürlü mektup, kargo veya koliyi kendileri açamaz, inceleyemez. Kolluk, gönderiyi mühürlü olarak derhal savcılığa veya mahkemeye teslim etmekle yükümlüdür. Kolluğun kargoyu açıp incelemesi ve tutanak düzenlemesi açık bir usulsüzlük olup, elde edilen delili hukuka aykırı hale getirir.
3. Avukatlık Mesleği ile İlgili Evraka El Koyma Yasağı (CMK m. 126 ve m. 130)
CMK’nın 126. maddesi ve 130. maddesi uyarınca; şüpheli veya sanık ile avukatı arasındaki mesleki ilişki çerçevesinde düzenlenmiş veya yazışmaya konu edilmiş evrak, belge ve dijital materyallere hiçbir şekilde el konulamaz.
A. Haberleşmenin Dokunulmazlığı
Şüphelinin hapishaneden veya dışarıdan avukatına gönderdiği savunma mektupları, avukatın müvekkilinin dava dosyasına ilişkin tutduğu özel notlar, avukatın ofisindeki savunma strateji belgeleri ve bilirkişi mütalaası hazırlık evrakları mutlak bir el koyma yasağına tabidir. Bu evrakların suç delili olduğu iddia edilse dahi, eğer avukat o suçun doğrudan faili veya iştirakçisi olarak soruşturulmuyorsa, sadece müvekkilin soruşturması için avukatın elindeki evraklara dokunulamaz.
B. Yasağın İhlalinin Yasak Delil Sonucu
Avukatlık meslek sırrına veya savunma ilişkisine giren bir evraka el konulması halinde, bu belge derhal dosyadan çıkarılır ve avukata iade edilir. Bu tür bir evraktan elde edilen bilgiyle soruşturma genişletilemez veya sanık aleyhine mahkumiyet hükmü kurulamaz.
4. El Konulan Eşyanın İadesi Rejimi (CMK m. 131 ve m. 132)
Koruma tedbirlerinin “geçicilik” ilkesinin doğal sonucu olarak, el konulan bir eşyanın soruşturma veya kovuşturma bakımından muhafazasına gerek kalmadığı anlaşıldığında sahibine geri verilmesi zorunludur.
A. İade Kararı Vermeye Yetkili Merci (CMK m. 131/1)
Soruşturma evresinde el konulan eşyanın iadesine kural olarak Cumhuriyet savcısı, kovuşturma evresinde ise mahkeme karar verir. Ayrıca şüpheli veya sanık da her zaman el konulan eşyasının (telefon, bilgisayar, araba, banka hesabı blokesi vb.) kendisine iade edilmesini talep edebilir. Talebin reddi halinde sulh ceza hâkimliğine itiraz hakkı mevcuttur.
B. Muhafaza Edilen Eşyanın Teminatla İadesi (CMK m. 131/2)
El konulan eşya, soruşturmanın veya yargılamanın sonuna kadar muhafaza edilmesi zorunlu bir delil olsa dahi, eğer eşya sahibinin ekonomik veya ticari hayatı için hayati önem taşıyorsa (örneğin bir ticari araç veya fabrika makinesi), eşyanın müsadere edilme ihtimaline karşılık bir teminat (kefalet) yatırılması veya yeddiemin olarak sahibine teslim edilmesi yoluyla iadesine karar verilebilir.
C. El Konulan Eşyanın Korunması ve Elden Çıkarılması (CMK m. 132)
El konulan eşyanın çürüme, bozulma veya değer kaybetme riski varsa yahut muhafazası çok masraflıysa, savcılık veya mahkeme kararıyla eşya açık artırma veya satış yoluyla elden çıkarılabilir. Satıştan elde edilen bedel bankada nemalandırılır ve dava sonunda hak sahibine ödenir.
5. Yargıtay İçtihatları: Kargoda Kolluk İncelemesi ve İade Zorunluluğu
Yargıtay kararlarında, CMK m. 129’daki posta ve kargo inceleme yetkisinin kolluğa devredilemeyeceği ve iade şartları oluştuğunda idarenin eşyayı alıkoyamayacağı istikrarlı bir şekilde vurgulanmaktadır.
A. Kargoların Kollukça Açılmasının Hukuka Aykırılığı
Yargıtay 10. ve 20. Ceza Dairelerinin yerleşik kararlarında; şüpheliye gönderilen veya şüpheliden çıkan posta kargolarına sulh ceza hâkimi kararıyla el konulduktan sonra, kargonun mahkeme veya Cumhuriyet savcısı yerine doğrudan kolluk görevlilerince açılıp incelenmesinin CMK m. 129/2’nin açık ihlali olduğu belirtilmiştir. Bu şekilde kollukça açılan kargodan çıkan uyuşturucu madde veya suç eşyası hukuka aykırı delil sayıldığından, sanık aleyhine mahkumiyete dayanak alınamaz.
B. Beraat veya Kovuşturmaya Yer Olmadığı Kararı (KYOK) Sonrası İade
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun E. 2019/311, K. 2023/13 sayılı kararında (18.01.2023 T.) ve özel dairelerin eşya iadesine ilişkin içtihatlarında; sanık hakkında beraat kararı verildiğinde yahut savcılıkça kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğinde, el konulan eşyanın (müsadereye tabi kazaç veya bizatihi suç teşkil eden yasak eşya olmadıkça) hiçbir ek şart aranmaksızın ve gecikmeksizin derhal sahibine iade edilmesinin zorunlu olduğu, iadenin geciktirilmesinin haksız el koyma nedeniyle tazminat doğuracağı hükme bağlanmıştır.
6. Sonuç
Haberleşmenin gizliliği ile savunma hakkı, demokratik bir hukuk devletinin en mahrem kaleleridir. Soruşturma organlarının posta gönderilerinde veya avukat evraklarında genel arama ve el koyma yöntemlerine başvurmaları yasal olarak imkânsızdır. CMK m. 129 uyarınca kargoların sadece savcı/hâkim huzurunda açılması ile CMK m. 131 uyarınca delil vasfı biten malvarlığının derhal iade edilmesi, ceza muhakemesinde birey haklarını koruyan en pratik emniyet supaplarıdır.
—
Avukat Şerafettin Kaya
Kocaeli Barosu (Sicil No: 2219) – Avukatlık ve Hukuk Danışmanlığı
[www.serafettinkaya.av.tr](https://www.serafettinkaya.av.tr)
Bölüm 10: Hukuka Aykırı Arama ve El Koyma İşlemlerinin Delil Değeri (Anayasa m. 38, CMK m. 206/217) ve Tazminat Sorumluluğu (CMK m. 141)
Yazar: Avukat Şerafettin Kaya
Tarih: 2026
Kategori: Ceza Muhakemesi Hukuku, Makaleler
Etiketler: ceza muhakemesi, hukuka aykırı delil, anayasa m. 38/6, cmk 217, zehirli ağacın meyvesi, cmk 141 tazminat davası, avukat şerafettin kaya, yargıtay
—
1. Giriş: Hukuka Aykırı Delil Yasağı ve Hukukun Üstünlüğü
Bir ceza yargılamasında maddi gerçeğe ulaşılması ne kadar önemliyse, o gerçeğe ulaşırken izlenen yöntemin hukuka ve ahlaka uygun olması da o derece hayati bir önem taşır. “Gerçeğe ne pahasına olursa olsun ulaşalım” anlayışı, modern ceza muhakemesi hukukunda yerini “hukuka uygun yöntemlerle gerçeğe ulaşma” ilkesine bırakmıştır.
Eğer devletin kolluk güçleri, mahkeme kararı olmadan konutlara girebilir, gece arama yasağını ihlal edebilir, avukat bürolarında savcı ve baro temsilcisi yokken evrak karıştırabilir veya bilgisayarları usulsüzce kopyalayabilirse ve mahkemeler bu yasadışı yöntemlerle elde edilen bulguları sanığın mahkumiyetine dayanak yaparsa, kanunların ve anayasanın hiçbir anlamı kalmaz. Bu makalede hukuka aykırı arama ve el koyma işlemlerinin delil değeri ve haksız koruma tedbirleri nedeniyle devletin tazminat sorumluluğu incelenecektir.
2. Hukuka Aykırı Delillerin Dışlanması Rejimi (Anayasa m. 38/6 ve CMK)
Türk hukuk sistemi, hukuka aykırı delillerin yargılamada kullanılmasını engellemek için hem anayasal hem de yasal düzeyde mutlak bir “dışlama kuralı” (exclusionary rule / Verwertungsverbot) kabul etmiştir.
A. Anayasa m. 38/6: Süper-Legal Dışlama Normu
Anayasa’nın 38. maddesinin altıncı fıkrası son derece kesin bir buyruk içerir:
“Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.”
Anayasa koyucu, “bulgu” kavramını kullanarak sadece mahkemede sunulan delilleri değil, soruşturmanın en başında kollukça ele geçirilen her türlü emare ve eşyayı koruma zırhı altına almıştır.
B. CMK m. 206/2-a ve m. 217/2: Yargılamadaki Uygulama Normları
– CMK m. 206/2-a: Bir delilin kanuna aykırı olarak elde edilmesi halinde, mahkemece o delilin ortaya konulması (duruşmada okunması veya incelenmesi) reddeder.
– CMK m. 217/2: “Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.” Bu fıkranın zıt anlamından çıkan kural şudur: Hukuka aykırı elde edilen bir delil, sanığın suçluluğunu %100 ispatlasa dahi, hâkimin vicdani kanaatinin oluşmasında ve mahkumiyet hükmünde asla esas alınamaz.
3. “Zehirli Ağacın Meyvesi” Teorisi (Fruit of the Poisonous Tree)
Hukuka aykırı bir arama sonucunda ele geçirilen ilk delil (örneğin usulsüz konut aramasında bulunan bir ajanda), bu delilden yola çıkılarak daha sonra usulüne uygun şekilde elde edilen diğer ikincil delilleri (örneğin ajandadaki isimlerin tanık olarak dinlenmesi veya banka hesaplarının incelenmesi) de zehirler.
Amerikan Yüksek Mahkemesi’nin (Silverthorne Lumber Co. v. United States, 1920) içtihatlarıyla gelişen ve Türk ceza doktrininde de kabul gören “Zehirli ağacın meyvesi de zehirlidir” doktrini uyarınca; kökteki arama veya el koyma işlemi hukuka aykırıysa, ondan türeyen tüm delil zinciri hukuka aykırı hale gelir ve dosyadan ayıklanır.
4. Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Özel Daire İçtihatları: Mutlak Uygulama
Yargıtay, arama ve el koyma tedbirlerindeki usul eksikliklerinin delilin sıhhatini bozacağını ve sanığın beraatini gerektireceğini tutarlı kararlarıyla yerleşik hale getirmiştir.
A. CMK m. 116, 118, 119, 127 ve 134 İhlallerinin Kesin Sonucu
– Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun E. 2019/311, K. 2023/13 sayılı kararında (18.01.2023 T.); konut dokunulmazlığı ihlal edilerek, CMK m. 116 ve m. 130/1’e aykırı şekilde ele geçirilen el notlarının Anayasa m. 38/6 ve CMK m. 217/2 uyarınca yasak delil olduğu ve hükme dayanak yapılamayacağı vurgulanmıştır.
– Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin E. 2024/12875, K. 2024/7420 sayılı kararında (08.10.2024 T.) ve Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin E. 2022/10505, K. 2023/137 sayılı kararında (10.01.2023 T.); gerekçesiz savcı emriyle veya mesai saatlerinde hâkime gidilmeksizin yapılan aramaların usulsüz olduğu, bu aramada bulunan materyal dışında başkaca delil yoksa sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği tescillenmiştir.
– Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin E. 2022/7040, K. 2022/16647 sayılı kararında (22.11.2022 T.); CMK m. 127/3 uyarınca 24 saat içinde hâkim onayına sunulmayan el koyma işleminin hukuka aykırı olduğu ve eşyanın delil vasfını yitireceği hükme bağlanmıştır.
5. Haksız Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat Davası Rejimi (CMK m. 141 vd.)
Hukuka aykırı arama ve el koyma işlemlerinin yaptırımı sadece delillerin dışlanmasıyla sınırlı değildir. Bireyin mülkiyet hakkı, özel hayatı veya ticari itibarı haksız bir koruma tedbiri nedeniyle zarara uğramışsa, devletin mali sorumluluğu (tazminat) devreye girer.
A. Tazminat Sebepleri (CMK m. 141/1-i, j)
CMK’nın 141. maddesinin 1. fıkrası uyarınca aşağıda belirtilen durumlarda kişiler, uğradıkları maddi ve manevi zararların tamamının devletten (Maliye Hazinesinden) tahsilini talep edebilirler:
– i bendi: Hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir şekilde gerçekleştirilen kişiler,
– j bendi: Eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine, şartları oluşmadığı halde elkonulan veya korunması için gerekli tedbirler alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amacı dışında kullanılan veya zamanında iade edilmeyen kişiler.
B. Görevli ve Yetkili Mahkeme ile Başvuru Süresi (CMK m. 142)
Tazminat davası, koruma tedbirine konu soruşturma veya kovuşturmanın esas hakkındaki kararının kesinleştiğinin tebliğinden itibaren 3 ay ve her halde kararın kesinleşme tarihinden itibaren 1 yıl içinde açılmalıdır.
Dava, zarara uğrayan kişinin oturduğu yer Ağır Ceza Mahkemesinde, o yer ağır ceza mahkemesi tazminata konu işlemi yapan mahkeme ise en yakın ağır ceza mahkemesinde açılır. Davalı taraf Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni temsilen Maliye Hazinesidir.
C. Maddi ve Manevi Zararın Kapsamı
– Maddi Zarar: Haksız el koyma nedeniyle şirketin veya şahsın uğradığı kazanç kaybı, el konulan aracın çalışamaması nedeniyle doğan ticari zarar, el konulan paranın faiz ve enflasyon karşısında erimesinden doğan malvarlığı kaybı veya arama sırasında kapının/eşyanın kırılmasından doğan fiziki hasarlardır.
– Manevi Zarar: Haksız yere evinin veya işyerinin aranması, komşuları önünde küçük düşürülmesi, ticari itibarının sarsılması nedeniyle duyulan derin elem, üzüntü ve ruhsal yıpranmanın karşılığı olan adalete uygun bir parasal tatmindir.
6. Sonuç
Hukuka aykırı arama ve el koyma, ceza adalet sisteminde “sıfır toplamlı” bir hatadır: Hem soruşturmayı çökerterek gerçek suçlunun beraat etmesine neden olur hem de devleti ağır tazminat yükümlülükleriyle karşı karşıya bırakır. CMK m. 206/217’deki yasak delil kuralları ile CMK m. 141’deki tazminat davası, hukuk devletinin vatandaşlarına sunduğu iki muazzam kılıçtır. Savunma avukatlarının, usulsüz arama tutanaklarını mahkemede iptal ettirdikten sonra, müvekkilin uğradığı her türlü maddi ve manevi yıkım için Ağır Ceza Mahkemesi önünde CMK m. 141 tazminat davası açması, mesleki ve adli mücadelenin en taçlandırıcı aşamasıdır.
—
Avukat Şerafettin Kaya
Kocaeli Barosu (Sicil No: 2219) – Avukatlık ve Hukuk Danışmanlığı
[www.serafettinkaya.av.tr](https://www.serafettinkaya.av.tr)
Yazar: Avukat Şerafettin Kaya
Kocaeli Barosu – Sicil No: 2219 | Avukatlık ve Hukuk Danışmanlığı
Bu makale, Avukat Şerafettin Kaya tarafından kaleme alınmış olup, 10 Makalelik Ceza Muhakemesi Hukuku Serisi serisinin bir parçasıdır.
Bu konuda hukuki değerlendirme ihtiyacınız varsa iletişim bilgilerine Randevu ve Danışma sayfasından ulaşabilirsiniz.








