4483 Sayılı Kanunda Soruşturma İzni ve İtiraz

Yazar: Avukat Şerafettin Kaya (Kocaeli Barosu – Sicil No: 2219)
Av. Şerafettin Kaya – Kocaeli Barosu Sicil No: 2219
Kısa Cevap
4483 sayılı Kanun, kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri suçlarda ceza soruşturmasının önüne idari bir ön denetim filtresi koyar. Yetkili merci suç haberini aldığında ön inceleme başlatmak zorundadır; ön incelemeci de ilgilinin ifadesini almak, bilgi ve belgeleri toplamak ve görüş içeren bir rapor düzenlemekle yükümlüdür. Bu yükümlülüklerden birinin eksik kalması, buna dayanan soruşturma izni kararını hukuka aykırı kılar. Soruşturma izni verilmesine kamu görevlisi, verilmemesine ise Cumhuriyet başsavcısı veya şikâyetçi, tebliğden itibaren 10 gün içinde itiraz edebilir; itirazı kararı veren mercie göre Danıştay ya da bölge idare mahkemesi inceler. Resmi belgede sahtecilik suçunda (TCK m. 204/2) kast, zarar verme bilinç ve iradesi olarak anlaşılır; amir talimatıyla atılan biçimsel bir kontrol imzası tek başına bu suçun failliğini doğurmaz. Dava zamanaşımı, cezanın üst sınırı sekiz yıl olduğundan 15 yıldır (TCK m. 66/1-d) ve mahkemece re’sen gözetilir.
I. GİRİŞ VE KONUNUN ÖNEMİ
Türk idare hukukunun köklü sorunlarından birini, kamu görevlilerinin yargılanabilmesi için öngörülen idari izin mekanizması oluşturmaktadır. 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun (bundan böyle “4483 sayılı Kanun”), memurun görevinden doğan suçlar bakımından doğrudan ceza yargılamasının önünde bir “idari ön denetim filtresi” işlevi görmektedir. Bu filtrenin usule uygun işletilmesi; hem kamu görevlisinin hak ve güvencelerini, hem de kamu hizmetinin kesintisizliğini doğrudan etkiler.
Öte yandan uygulamada, soruşturma izni kararlarının gerekçesiz ya da yetersiz ön incelemeye dayalı biçimde verildiği, özellikle resmi belgede sahtecilik (TCK m. 204/2) iddialarında suçun manevi unsurunun hiç irdelenmediği görülmektedir. Bu makale; 4483 sayılı Kanun’un temel yapısını, ön inceleme usulünü, soruşturma izni kararına karşı itiraz yollarını ve doğrulanmış Danıştay ile Yargıtay içtihatları ışığında bu kararların denetim ölçütlerini ele almaktadır.
II. 4483 SAYILI KANUN’UN KAPSAMI VE TEMEL AMACI
2.1. Kanunun Kapsamı
4483 sayılı Kanun, 2.12.1999 tarihinde yürürlüğe girmiş olup “memurlar ve diğer kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri suçlar” bakımından özel bir soruşturma usulü öngörmektedir. Kanunun 2. maddesi kapsamı çizerken, “görevleri ve sıfatları sebebiyle özel soruşturma ve kovuşturma usullerine tabi olanlara” ilişkin kanun hükümlerini saklı tutmaktadır. Bu ayrım, özellikle hakimler, savcılar ve yükseköğretim personeli gibi farklı özel usule tabi gruplar açısından pratik önem taşımaktadır.
Kanunun uygulanabileceği suçlar; yalnızca memurun görevini ifa ederken işlediği eylemler olup kişisel nitelikteki suçlar kapsam dışındadır. Danıştay’ın bu konudaki genel yaklaşımı da aynı yöndedir: Görevle illiyet bağı bulunmayan eylemler, 4483 sayılı Kanun prosedürü gerektirmez.
2.2. Tarihsel Arka Plan
4483 sayılı Kanun’dan önce yürürlükte olan 1913 tarihli Memurin Muhakematı Hakkında Kanunu Muvakkat (MMHKM), Osmanlı döneminden miras kalan ve son derece bürokratik bir yapıya sahip olan ilk koruma mekanizmasıydı. MMHKM; hem usul hem de güvence bakımından ciddi eksiklikler barındırıyordu. 4483 sayılı Kanun, bu eski sistemi ilga ederek daha belirgin bir idari-yargısal denge kurmaya çalışmıştır. Bununla birlikte, günümüzde hâlâ öğretide ve uygulamada tartışılan pek çok sorun mevcuttur.
III. ÖN İNCELEME USULÜ: KAPSAM VE SINIRLAR
3.1. Ön İncelemenin Hukuki Niteliği
Kanunun 5. maddesi uyarınca, yetkili merci suç haberini aldığında ya da re’sen öğrendiğinde bir ön inceleme başlatmak zorundadır. Ön inceleme, ne bir ceza soruşturması ne de tam anlamıyla bir disiplin soruşturmasıdır; ikisinin de unsurlarını taşıyan kendine özgü, karma nitelikte bir idari işlemdir.
Kanunun 6. maddesine göre ön incelemeci:
- Hakkında inceleme yapılan kamu görevlisinin ifadesini almak zorundadır.
- Gerekli bilgi ve belgeleri toplamak durumundadır.
- Görüşlerini içeren bir rapor düzenlemekle yükümlüdür.
Bu üç yükümlülük, birbiriyle organik biçimde bağlantılıdır. Birinin eksik kalması, ön incelemenin bütünlüğünü bozar ve buna dayanan soruşturma izni kararını hukuka aykırı kılar.
3.2. Danıştay’ın Eksik İnceleme Anlayışı
Danıştay 1. Dairesi, 2007/1041 E., 2007/1312 K. sayılı kararında, ön incelemecinin bir belediye meclis üyesinin ifadesini sağlık durumu gerekçesiyle almaksızın hazırladığı raporu usule aykırı bulmuştur:
“…ön incelemecinin uygulanmaması nedeniyle eksik inceleme raporu düzenlendiği anlaşıldığından… ek ön inceleme raporunda bu ifadenin de değerlendirilmesinden sonra yeniden bu kişi hakkında bir karar verilmesi… yetkili merci kararının kaldırılarak dosyanın iadesine… 2.11.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.”
Danıştay 1. Dairesi, E.2007/1041, K.2007/1312
Bu karar, Danıştay’ın ön inceleme yükümlülüklerini usul güvencesinin ayrılmaz parçası olarak gördüğünü ve herhangi bir usul ihlalinin sonucu doğrudan etkilediğini teyit etmektedir.
3.3. Yetkili Merciin Tespiti Sorunu
Kanunun 3. maddesi, soruşturma iznini vermeye yetkili merciileri hiyerarşik biçimde belirlemiştir: Cumhurbaşkanı, ilgili bakan, vali, kaymakam vb. Bu hiyerarşinin yanlış işletilmesi, verilen iznin kökten hukuka aykırı olmasına yol açar.
Danıştay 1. Dairesi, E.2010/162, K.2010/405 sayılı kararında, bakanlık bünyesindeki mimar ve mühendisler hakkında bakanlık müsteşarının yetkili mercii olduğuna hükmederek doğrudan bakanın verdiği soruşturma izni kararını kaldırmıştır:
“…kanunda belirtilen makamlara bizzat kullanılmak üzere verilmiş münhasır yetkinin, üst makam da olsa, başka bir makamca kullanılması mümkün bulunmadığından… Bakanın … tarih ve … sayılı kararının belirtilen nedenle kaldırılmasına… 9.3.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.”
Danıştay 1. Dairesi, E.2010/162, K.2010/405
Bu karar, yetkisiz merciin verdiği soruşturma izninin herhangi bir değeri olmadığını ve bu konunun salt şekli değil, kamu düzenine ilişkin bir hukuka aykırılık oluşturduğunu göstermektedir.

IV. SORUŞTURMA İZNİ KARARINA İTİRAZ: USUL VE ÖLÇÜTLER
4.1. İtiraz Hakkı ve Süresi
Kanunun 9. maddesi uyarınca:
- Soruşturma izni verilmesi kararına karşı → hakkında inceleme yapılan kamu görevlisi itiraz edebilir.
- Soruşturma izni verilmemesi kararına karşı → Cumhuriyet başsavcısı veya şikayetçi itiraz edebilir.
Her iki hâlde de itiraz süresi, kararın tebliğinden itibaren 10 gündir. Bu süre hak düşürücü nitelikte olup kesinlikle riayet edilmesi gerekir.
4.2. İtirazı İncelemeye Yetkili Makam
Soruşturma izni kararlarına itirazlar; 3. maddedeki yetkili mercii hiyerarşisine göre farklı yargı organlarınca incelenir:
- Cumhurbaşkanı, bakanlar, vali kararlarına karşı → Danıştay
- Kaymakam kararına karşı → Bölge İdare Mahkemesi (yetkili merciin yargı çevresindeki)
4.3. Bölge İdare Mahkemesi’nin Denetim Ölçütleri
Bölge idare mahkemeleri, itiraz incelemesinde hem usul hem de esas denetimi yaparlar. Bu denetim kapsamında:
- Yetkili merciin doğru belirlenip belirlenmediği araştırılır.
- Ön incelemenin usulüne uygun yapılıp yapılmadığı irdelenir.
- Suçun unsurlarının oluşup oluşmadığı prima facie değerlendirilir.
- Dava zamanaşımının dolup dolmadığı re’sen gözetilir.
Bu son iki ölçüt özellikle önem taşımaktadır; zira Danıştay ve bölge idare mahkemelerinin kararları incelendiğinde, suçun maddi-manevi unsurlarının bulunmadığına dair tespitlerin soruşturma izninin kaldırılmasında belirleyici rol oynadığı görülmektedir.

V. KAMU GÖREVLİSİNİN RESMİ BELGEDE SAHTECİLİĞİ SUÇU VE UNSUR ANALİZİ
5.1. TCK m. 204/2’nin Genel Görünümü
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 204/2. maddesi şu şekilde düzenlenmiştir:
“Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
Suçun faili doğrudan belirtilmiştir: Kamu görevlisi. Maddenin ceza üst sınırı sekiz yıl olup bu, hem zamanaşımı hesabı hem de adli kontrol tedbirleri bakımından belirleyici bir eşiktir.
5.2. Suçun Unsurları
a) Maddi Unsur: Suç; görevi gereği düzenlemeye yetkili olunan resmi belgenin sahte olarak düzenlenmesini, gerçek bir belgenin başkalarını aldatacak şekilde değiştirilmesini, gerçeğe aykırı belge düzenlenmesini veya sahte resmi belgenin kullanılmasını kapsar. Resmi belgenin bozulması, yok edilmesi veya gizlenmesi ise ayrı bir suç olup TCK m. 205 kapsamındadır. Önemli olan husus şudur: Resmi belgenin görünür biçimde değiştirilmesi gerekir; salt imzalanması bu unsuru karşılamaz.
b) Özel Fail Niteliği: Failin kamu görevlisi olması gerekmektedir. Ancak bu niteliğin yanı sıra, suçun bireysel ve doğrudan yapılmış olması şarttır. Başkasının eylemini “kontrol etmek” amacıyla ve amir talimatıyla atılan biçimsel bir imza, doğrudan fail niteliğini kazandırmaz.
c) Manevi Unsur — Kast: Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve 11. Ceza Dairesi’nin yerleşik içtihadına göre sahtecilik suçlarında kast, “zarar vermek bilinci ve iradesi” olarak tanımlanmaktadır. Bu bilinç ve iradenin yokluğu suçun manevi unsurunu ortadan kaldırır.
Yargıtay 11. Ceza Dairesi bu ilkeyi pek çok kararında açıkça ortaya koymuştur:
“Belgelerde sahtecilik suçlarında kast, zarar vermek bilinci ve iradesi olarak kabul edilmelidir. …sanığın zarar verme bilinciyle hareket ettiği yönünde mahkûmiyetine yeter delil bulunmadığından manevi unsuru oluşmayan suçtan beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde mahkûmiyetine hükmolunması yasaya aykırıdır.”
Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E.2011/1061, K.2013/1594, 05.02.2013“…sanığın zarar verme bilinç ve iradesiyle hareket etmediğinin kabulü gerektiği cihetle, resmi belgede sahtecilik suçunun unsurları itibariyle oluşmayacağı gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması yasaya aykırıdır.”
Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E.2011/13232, K.2012/3427, 13.03.2012
5.3. İştirak Meselesi: Kolektif Sorumluluk Tuzağı
Ön inceleme raporlarında sıklıkla rastlanan hatalı bir yaklaşım, birden fazla kamu görevlisinin aynı işlem zincirinde yer alması halinde hepsini “iştirak halinde hareket etmiştir” biçiminde nitelendirmek ve aralarındaki rol farklılıklarını görmezden gelmektir.
Oysa TCK’nın iştirake ilişkin hükümleri (m. 37 vd.), suça katkının bireysel ve somut biçimde saptanmasını zorunlu kılar. “Bilgi ve belgelerin sisteme girilmesi”, “kontrol listesinin imzalanması” ve “onay merciinin imzalanması” birbirinden farklı eylemlerdir; bunların tek bir suç başlığında toplulaştırılması, hem maddi hem de manevi unsur bakımından ciddi sorunlara yol açar.
VI. DAVA ZAMANAŞIMI: SORUŞTURMA İZNİNE ETKİSİ
6.1. Zamanaşımı Hesabının Temeli
5237 sayılı TCK’nın 66. maddesi, suçun niteliğine göre dava zamanaşımı sürelerini belirlemiştir. TCK m. 204/2 kapsamında ceza üst sınırı 8 yıl olduğundan, suç “beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren” gruba girer ve dava zamanaşımı süresi 15 yıldır (TCK m. 66/1-d); olağanüstü dava zamanaşımı ise bu sürenin yarısı eklenerek 22 yıl 6 ay olarak hesaplanır (TCK m. 67/4). Buna karşılık TCK m. 204/1 bakımından cezanın üst sınırı beş yıl olduğundan dava zamanaşımı 8 yıldır (TCK m. 66/1-c). Olağanüstü dava zamanaşımı ise (TCK m. 67/4) bu sürenin yarısı eklenerek hesaplanır: 12 yıl.
6.2. Zamanaşımının Soruşturma İznine Etkisi
Danıştay, yerleşik içtihadında dava zamanaşımının dolmuş olmasını soruşturma izninin kaldırılmasını gerektiren bağımsız ve yeterli bir gerekçe olarak kabul etmektedir. Danıştay 2. Dairesi’nin bu konudaki emsal kararı şöyledir:
“…eylemin tabi olduğu zamanaşımı süresinin TCK’nun 102/4 maddesi uyarınca beş yıl olduğu, suçun işlendiği tarihten bugüne kadar beş yıldan fazla süre geçtiği anlaşıldığından, itirazın, zamanaşımı nedeniyle kabulü ile hakkında soruşturma izni verilmesine ilişkin kararın kaldırılmasına… 6.7.2001 gününde oybirliği ile karar verildi.”
Danıştay 2. Dairesi, E.2001/918, K.2001/1953, 06.07.2001
Bu içtihat, Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin 2026 tarihli güncel kararında da teyit edilmektedir. 2006 yılındaki eylemlere ilişkin açılan davada, soruşturma izni alınması aşamasında geçen süre hariç tutularak dava zamanaşımının gerçekleştiği saptanmış ve kamu davası düşürülmüştür:
“…resmi belgede sahtecilik suçu yönünden TCK 204-1 maddesi uyarınca belirlenecek cezaların türü ve üst haddine göre 5237 sayılı TCK’nın 66/1-e ve 67/4. maddelerinde öngörülen olağanüstü dava zamanaşımının, suç tarihinden iddianame tanzim tarihine kadar gerçekleştiği ve sanıklar haklarındaki kamu davalarının düşmesine karar verilmesi gerektiği…”
Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E.2025/5883, K.2026/1704, 17.02.2026
Bu son karar özellikle dikkat çekicidir: Yaklaşık 15-20 yıl öncesine ait eylemler nedeniyle 2026 yılında yargılama yapılamayacağını teyit etmekte; benzer biçimde 2015 yılına ait eylemler için 2026 yılında soruşturma izni verilmesinin zamanaşımı engeline takıldığını net olarak ortaya koymaktadır.
6.3. Zamanaşımı Denetiminin Resen Gözetilmesi
Bölge idare mahkemelerinin soruşturma izni kararlarını incelerken dava zamanaşımını re’sen gözetmesi gerektiği, Danıştay içtihadının yerleşik bir parçasını oluşturmaktadır. Tarafların bu konuda ayrıca bir talep öne sürmesine gerek yoktur; mahkeme, dava zamanaşımının dolup dolmadığını kendiliğinden araştırır.
VII. UYGULAMA: TARIM DESTEKLEMELERİNDE SORUŞTURMA İZNİ PATOLOJİSİ
7.1. Destekleme Ödemeleri Sürecindeki Rol Çakışmaları
Tarım destekleme ödemeleri sürecinde, Türkiye genelinde pek çok kamu görevlisi hakkında 4483 sayılı Kanun kapsamında soruşturma izni verilmektedir. Bu süreçte karşılaşılan tipik tablo şöyledir:
- Arazi kontrol tutanakları, çeşitli personel tarafından imzalanmaktadır.
- İcmal listeleri, ayrı bir personel tarafından “düzenlenen” / “kontrol eden” / “onaylayan” sütunlarıyla hazırlanmaktadır.
- İl/ilçe müdürlükleri, Bakanlık tebliğleri çerçevesinde teknik elemanların yerinde tespit yapmasını zorunlu kılmaktadır.
Bu yapısal karmaşıklık, ön inceleme raporlarının doğru sorumluluk tespitini yapamamasına zemin hazırlamaktadır. Özellikle biçimsel imza sahibi konumundaki personelin, aslında sistemik ve yapısal bir sorumluluğu bulunmayan salt idari görevliler olduğu gözden kaçmaktadır.
7.2. Tebliğ Hükümleri ve Sorumluluk Sınırları
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın yem bitkileri ve arılı kovan desteklemesine ilişkin tebliğlerinde (2014/11, 2015/24, 2015/17) açıkça belirtilmektedir: Yetkili merciler, yetki alanına giren verilerin kayıt sistemine doğru girilmesinden, ibraz edilen belgelerin kontrolünden ve kendi hazırladıkları belgelerden doğrudan sorumludur. Bu ifade, sorumlulukların belgeyi hazırlayan personele atfedildiğini, yalnızca imzalamak durumunda kalan personele değil, açıkça ortaya koymaktadır.
7.3. Biçimsel Kontrol İmzasının Hukuki Değeri
Bir kamu görevlisinin, amiriminin talimatıyla ve işlemlerin aksamaması amacıyla bir icmal listesini “kontrol eden” sıfatıyla imzalaması, bu kişiyi resmi belgede sahtecilik failine dönüştürmez. Bu sonuca varmak için:
- Söz konusu kişinin belgedeki verileri bizzat oluşturması ya da sahteliğini bilerek onaylaması,
- Ve bu yönde zarar verme bilinç ve iradesiyle hareket etmesi,
gerekmektedir. Bu iki koşuldan birinin bile eksikliği, suçun manevi unsurunu ortadan kaldırır.
VIII. BÖLGE İDARE MAHKEMESİ’NİN DENETİM SINIRIARI VE DOKTRİNEL TARTIŞMALAR
8.1. Maddi-Usul Denetimi Dengesi
Bölge idare mahkemelerinin soruşturma iznine itiraz davalarında ne kadar derinlemesine bir maddi denetim yapabileceği öğretide tartışmalıdır. Bir görüşe göre mahkeme yalnızca usul denetimi yapabilir; suçun unsurlarının mevcut olup olmadığını belirleme işi, asıl ceza yargılamasına aittir. Diğer görüşe göre ise Kanun’un 9. maddesi, mahkemeye tam bir “meşruiyet denetimi” yetkisi tanımaktadır.
Danıştay’ın yerleşik tutumu ikinci görüşe yakındır: Danıştay kararlarında, suçun unsurlarının prima facie değerlendirmesi yapılmakta ve yetersiz bulunduğunda soruşturma izni kaldırılmaktadır.
8.2. İştirak Değerlendirmesinin Sınırları
Suça iştirak meselesi, soruşturma izni aşamasında çoğu zaman yüzeysel biçimde ele alınmaktadır. Oysa TCK’nın 37 vd. maddelerinde yer alan iştirak hükümleri, müteselsil sorumluluktan çok bireylerin somut katkılarını esas almaktadır. Sırf aynı idari süreçte görev almış olmak, iştirak iradesinin varlığını ispat etmez.
IX. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME
4483 sayılı Kanun kapsamında verilen soruşturma izni kararlarına karşı itiraz, salt bürokratik bir formaliteden ibaret değildir; kamu görevlisinin hukuki güvenlik ve adil yargılanma haklarının en temel güvencelerinden birini oluşturur.
Bu makalede incelenen içtihat ve mevzuat çerçevesinde şu ilkeler öne çıkmaktadır:
Ön inceleme usulü eksiksiz işletilmelidir. İfadenin alınmaması, yetersiz rapor düzenlenmesi ya da yetkisiz merciin kullanılması, soruşturma izninin kaldırılmasını gerektiren bağımsız bir gerekçe oluşturur.
Dava zamanaşımı re’sen gözetilir. Bölge idare mahkemeleri, atılı suç için öngörülen zamanaşımının dolup dolmadığını kendiliğinden araştırır; bu süre dolmuşsa soruşturma izninin kaldırılması zorunludur.
Resmi belgede sahtecilik suçunda kast aranmalıdır. Zarar verme bilinç ve iradesi bulunmayan kamu görevlisi, biçimsel imzası nedeniyle bu suçun faili sayılamaz.
İştirak, bireysel somut katkı ile ispat edilmelidir. Kolektif rol atfı yerine her şüphelinin eylemine ilişkin bireysel değerlendirme yapılmalıdır.
Sık Sorulan Sorular (SSS)
Yetkili merci suç haberini aldığında ne yapmak zorundadır?
4483 sayılı Kanun uyarınca ön inceleme başlatmak zorundadır. Ön incelemeci de ilgilinin ifadesini almak, bilgi ve belgeleri toplamak ve görüş içeren bir rapor düzenlemekle yükümlüdür; bu yükümlülüklerden birinin eksik kalması, buna dayanan soruşturma izni kararını hukuka aykırı kılar.
Soruşturma izni kararına kim, ne kadar sürede itiraz edebilir?
İzin verilmesine kamu görevlisi, verilmemesine ise Cumhuriyet başsavcısı veya şikâyetçi, tebliğden itibaren 10 gün içinde itiraz edebilir. İtirazı, kararı veren merciye göre Danıştay ya da bölge idare mahkemesi inceler.
Amir talimatıyla atılan kontrol imzası resmî belgede sahtecilik oluşturur mu?
Tek başına oluşturmaz. TCK m.204/2 bakımından kast, zarar verme bilinç ve iradesi olarak anlaşılır; amir talimatıyla atılan biçimsel bir kontrol imzası bu suçun failliğini kendiliğinden doğurmaz. Dava zamanaşımı ise cezanın üst sınırı sekiz yıl olduğundan 15 yıldır (TCK m.66/1-d) ve mahkemece resen gözetilir.
Kamu görevlilerinin hukuki güvencelerini pekiştirmek, idarenin keyfi işlemlerini denetim altına almak ve ceza yargılamasının meşruiyetini korumak; 4483 sayılı Kanun’un doğru ve eksiksiz uygulanmasına bağlıdır. Bölge idare mahkemelerinin bu alandaki denetim işlevini etkin biçimde kullanması, hem bireysel hakların korunması hem de hukuk devleti ilkesinin hayata geçirilmesi bakımından vazgeçilmez bir öneme sahiptir.
KAYNAKLAR VE DOĞRULANMIŞ İÇTİHATLAR
| No | Mahkeme | Esas – Karar | Tarih | Konu |
|---|---|---|---|---|
| 1 | Danıştay 2. Daire | E.2001/918 – K.2001/1953 | 06.07.2001 | Ceza zamanaşımı dolması → soruşturma izni kaldırıldı |
| 2 | Danıştay 1. Daire | E.2007/1041 – K.2007/1312 | 02.11.2007 | Eksik ön inceleme (ifade alınmadan) → kaldırma |
| 3 | Danıştay 1. Daire | E.2010/162 – K.2010/405 | 09.03.2010 | Yetkisiz merci soruşturma izni → kaldırma |
| 4 | Yargıtay 11. CD | E.2011/1061 – K.2013/1594 | 05.02.2013 | Sahtecilikte kast = zarar verme bilinç ve iradesi |
| 5 | Yargıtay 11. CD | E.2011/13232 – K.2012/3427 | 13.03.2012 | Zarar iradi yoksa suç oluşmaz – beraat gerekir |
| 6 | Yargıtay 11. CD | E.2025/5883 – K.2026/1704 | 17.02.2026 | TCK 204 zamanaşımı → kamu davası düştü (güncel) |
Yukarıdaki içtihat künyeleri karar metinleri üzerinden doğrulanmıştır.
İlgili yazılar
- İdare Hukukunda Kamu Personel Rejimi ve Disiplin Sorumluluğu — ceza yargılamasının disiplin hukukuna etkisi ve savunma hakkı
- Ceza Davalarında Zamanaşımı: Dava ve Ceza Zamanaşımı Süreleri — TCK m. 66 ve 67 kapsamında sürelerin hesabı
- İdari Yargılama Usulünde Yürütmenin Durdurulması Rejimi — idari işlemin uygulanmasının durdurulması şartları
Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır ve hukuki görüş yerine geçmez. Her uyuşmazlık kendi somut koşulları içinde değerlendirilir; buradaki açıklamalardan hareketle işlem yapılmadan önce dosyanın incelenmesi gerekir.
Av. Şerafettin Kaya – Kocaeli Barosu Sicil No: 2219
www.serafettinkaya.av.tr
Yazar: Avukat Şerafettin Kaya
Kocaeli Barosu – Sicil No: 2219 | Avukatlık ve Hukuk Danışmanlığı
Bu makale, Avukat Şerafettin Kaya tarafından kaleme alınmış.
Yararlanılan Mevzuat ve İçtihat
- 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.37
- 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.66
- 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.67
- 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.204
- 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.205
- Danıştay 1. D., E.2007/1041, K.2007/1312
- Danıştay 1. D., E.2010/162, K.2010/405
- Yargıtay 11. CD, E.2011/1061, K.2013/1594, T. 05.02.2013
- Yargıtay 11. CD, E.2011/13232, K.2012/3427, T. 13.03.2012
- Danıştay 2. D., E.2001/918, K.2001/1953, T. 06.07.2001
- Yargıtay 11. CD, E.2025/5883, K.2026/1704, T. 17.02.2026
Yayın tarihi: 15.08.2026 · Son güncelleme: 16.08.2026
Hazırlayan: Av. Şerafettin Kaya · Gebze / Kocaeli · +90 534 545 23 32 · www.serafettinkaya.av.tr