Muvazaa Nedir? TBK m. 19 ve İspat Kuralları

Muvazaa, hukuk uygulamasında en sık ileri sürülen ama en zor ispatlanan iddialardan biridir. Görünürdeki işlemin gerçeği yansıtmadığı savunması çoğu zaman haklıdır; ancak ispat kuralları bilinmeden ileri sürüldüğünde sonuç alınamaz. Bu yazı, muvazaanın türlerini, sonuçlarını ve ispat rejimini Hukuk Genel Kurulu kararları üzerinden ele almaktadır.
Kısa Cevap
Muvazaa, tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla, gerçek iradelerine uymayan ve aralarında geçerli olmayan bir işlem üzerinde anlaşmalarıdır. Dayanağı 6098 sayılı TBK m. 19‘dur. İki türü vardır: gizli işlem yoksa mutlak (basit), varsa nispi (mevsuf) muvazaa. Muvazaa anlaşması şekle tabi değildir; ancak görünürdeki sözleşme yazılıysa iddianın yazılı delille ispatı zorunludur. Yazılı delil başlangıcı varsa tanık dinlenebilir. Muvazaa iddiası hak düşürücü süreye ve zamanaşımına tabi değildir.
Yasal Dayanak ve Tanım
Kanun metni kısadır ama kapsamlıdır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 19. maddesine göre bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır. Aynı maddenin ikinci fıkrasına göre borçlu, yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı kazanmış olan üçüncü kişiye karşı, bu işlemin muvazaalı olduğu savunmasında bulunamaz.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 30.03.2022 tarihli kararında muvazaa şöyle tanımlanmıştır: bir sözleşmenin taraflarının, üçüncü kişileri aldatmak amacıyla, gerçek durumu gizleyerek, gerçek iradelerine uymayan ve kendi aralarında geçerli olmayan bir hususta anlaşmalarına muvazaa; bu şekilde yapılan işlemlere de muvazaalı işlemler adı verilir.
Aynı kararda muvazaanın yapısı çözümlenmiştir: muvazaada daima görünüşte var olan, ancak taraflarca gerçekte asla istenmeyen, salt üçüncü kişilere yanlış kanaat verip onları aldatmak amacıyla yapılmış bir hukukî işlem ile bu işlemin aralarında geçerli olmadığına ilişkin bir muvazaa anlaşması bulunur. Bazı durumlarda buna ek olarak, tarafların gerçek iradelerine uygun olan ancak görünen işlemin arkasına sakladıkları bir gizli işlem daha vardır.
Mutlak ve Nispi Muvazaa Ayrımı
Ayrımın ölçütü, arkada gizli bir işlem bulunup bulunmamasıdır.
Anılan kararda mutlak (basit) muvazaa, tarafların kendi aralarında geçerli herhangi bir hukukî işlem yapmak istemedikleri hâlde, salt üçüncü kişilere aralarında bir hukukî işlem varmış gibi görünmek için işlem yapmaları olarak tanımlanmıştır. Burada arkada hiçbir işlem yoktur; görünen işlem tümüyle sahtedir.
Nispi (mevsuf) muvazaada ise taraflar arasında gerçek iradelerine uygun bir hukukî işlem bulunmakla birlikte bu işlem, kendi iradelerine uymayan, dışa karşı yapılmış bir başka hukukî işlemle gizlenir. Kararda bu muvazaa türünün bir sözleşmenin niteliğinde, taraflarının şahsında, konusunda ve koşullarında söz konusu olabileceği belirtilmiştir.
Uygulamada en çok karşılaşılan alt tür, koşullarda muvazaadır. Kararda bu hâl şöyle açıklanmıştır: görünüşteki hukukî işlem tarafların gerçek iradelerine uygundur, ancak görünüşteki işlemin bazı şartları ve konusunun belli bir bölümü aralarındaki gizli işlemden farklı düzenlenmiştir. Taraflar görünüşteki sözleşmeyi yapmayı ciddi olarak istemekte ve niteliğinde de anlaşmaktadır; ancak bedel, gerçek bedelden az veya fazla gösterilmektedir.

Yargıtay Ne Diyor? İspat Rejimi
Muvazaada asıl mesele, iddianın nasıl ispatlanacağıdır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 30.03.2022 tarihli kararında ilke şöyle konmuştur: muvazaa sözleşmesinde şekil koşulu aranmaz, yazılı veya sözlü yapılabilir. Görünüşteki sözleşme şekle bağlı olsa dahi muvazaa sözleşmesinin yazılı veya resmî şekilde yapılması gerekmez.
Kararda, görünüşteki sözleşmenin şekle bağlı olması hâlinde muvazaanın yazılı delil ile ispat edilmesi kuralının, muvazaa sözleşmesinin geçerliliği için değil ispat edilebilmesi için aranan bir kural olduğu vurgulanmıştır. Bu bağlamda görünüşteki yazılı bir sözleşmenin aksini iddia eden tarafın, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 200. ve Türk Borçlar Kanunu’nun 13. maddeleri uyarınca iddiasını yazılı delil ile ispat etmesi zorunludur. Kararda bu yönde 05.02.1947 tarihli ve 1945/20 E., 1947/6 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’na atıf yapılmıştır.
Somut olayda taraflar arasında resmî satış senedinde dükkânın 31.000 TL bedelle satıldığı görünürken, haricen düzenlenen yazılı sözleşmede bedel 60.000 TL olarak kararlaştırılmış ve 5.000 TL’nin sonra ödeneceği yazılmıştır. Kurul, resmî şekilde yapılması zorunlu taşınmaz satış sözleşmesinde bedelde muvazaa iddiasının yazılı delille ispatına ilişkin koşulun bir geçerlilik değil ispat koşulu olduğunu belirtmiş; harici yazılı sözleşmeyle gerçek bedelin ispatlandığını kabul ederek bakiye bedelin tahsiline dair direnme kararını yerinde bulmuştur.
Yazılı Delil Başlangıcı: Tanık Yolu Nasıl Açılır?
Yazılı delil kuralı katı görünse de mutlak değildir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 12.10.2021 tarihli kararında, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 202. maddesi uyarınca senetle ispat zorunluluğu bulunan hâllerde delil başlangıcı bulunursa tanık dinlenebileceği belirtilmiştir. Delil başlangıcı, iddia konusu hukukî işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş ya da gönderilmiş belgedir.
Karara konu olayda noter onaylı limited şirket hisse devir sözleşmesinde devir bedeli 1.000 TL gösterilmiş; devralan tarafından verildiği ileri sürülen senedin arka yüzünde ise “Şirketin %20 hissesine karşılık verilmiştir” ibaresi yer almıştır.
Kurul, bu ibarenin altında imza bulunmadığını tespit etmiş; ibarenin davalının eli ürünü olduğunun belirlenmesi hâlinde bunun iddiayı tamamen ispata yeterli olmasa da yazılı delil başlangıcı niteliği taşıyacağını ve bu belgeye dayanılarak bedelde muvazaa iddiasının tanıkla ispatının mümkün hâle geleceğini belirterek kararı bozmuştur.
Aynı kararda ayrıca önemli bir tespit yapılmıştır: resmî şekilde yapılan sözleşmede belirli bir bedel gösterilmiş olması, bedelde muvazaa iddiasının ileri sürülmesine engel oluşturmaz ve gizlendiği ileri sürülen bedele ilişkin hak iddiası iyi niyet kurallarına aykırılık teşkil etmez.

Muvazaa Davası ile Tasarrufun İptali Davasının Farkı
İki dava sık karıştırılır; oysa sonuçları taban tabana zıttır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 17.01.2019 tarihli kararında bu ayrım ayrıntılı biçimde ortaya konmuştur. Karara göre tasarrufun iptali davası, borçlu tarafından geçerli olarak yapılan tasarruf işlemlerinin davacı bakımından hükümsüz olduğunu tespit ettirmek için açılır; muvazaa davasında ise borçlunun yaptığı tasarruf işleminin gerçekte hiç yapılmamış olduğunun tespiti istenir.
Kararda sayılan farklar şunlardır: tasarrufun iptali davası kişisel (şahsi) bir davadır, muvazaa davası ise ayni niteliktedir. Muvazaanın kanıtlanması hâlinde dava konusu mal, borçlunun mal varlığından hiç çıkmamış hâle gelir ve taşınmaza ilişkin davalarda hâkim tapu kaydının borçlu adına tesciline karar verir.
En kritik fark süredir. Kararda, muvazaa iddiasının zamanaşımına bağlı olmadan ileri sürülebildiği, buna karşılık iptal davasının tasarrufun yapıldığı tarihten itibaren en geç beş yıllık hak düşürücü süre içinde açılması gerektiği belirtilmiştir.
Kurul bu ilkeyi şöyle pekiştirmiştir: muvazaa iddiasına dayalı davalar her zaman açılabilir; muvazaa iddialarında hak düşürücü süre ya da zamanaşımı süresi söz konusu olmaz. Üçüncü kişiler muvazaa nedeniyle haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek tarafı bulunmadıkları hukuki işlemlerin geçersizliğini ileri sürebilirler; çünkü muvazaa onlara karşı işlenmiş haksız eylem niteliğindedir. Muvazaalı işlem hiçbir hüküm doğurmaz ve zamanın geçmesiyle geçerli hâle gelmez.
Aynı kararda, alacaklının amacının alacağını tahsil etmek olduğu hâllerde, danışıklı davranış sonucuna varılması durumunda alacak tutarıyla sınırlı olmak üzere İcra ve İflas Kanunu’nun 279 ve devamı maddelerinin benzetme yoluyla uygulanabileceği ve tapu iptaline gerek olmadan taşınmazın haciz ve satışının istenebileceği belirtilmiştir.

Muvazaanın Sonuçları ve Üçüncü Kişinin Korunması
Muvazaalı işlem baştan itibaren hükümsüzdür; ancak bu hükümsüzlük herkese karşı ileri sürülemez.
Türk Borçlar Kanunu’nun 19. maddesinin ikinci fıkrası bir sınır çizer: borçlu, yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı kazanmış olan üçüncü kişiye karşı, bu işlemin muvazaalı olduğu savunmasında bulunamaz. Bu hüküm, işlem güvenliğini ve iyi niyetli üçüncü kişileri korur.
Nispi muvazaada ise iki işlemin kaderi ayrı ayrı belirlenir. Görünürdeki işlem, taraflarca gerçekte istenmediği için hükümsüzdür. Gizli işlem ise kendi geçerlilik şartlarını taşıyorsa ayakta kalır. Bu nedenle bedelde muvazaada, taraflar taşınmazın devrini gerçekten istediklerinden devir ayakta kalır; yalnızca bedele ilişkin gizli anlaşma esas alınır.
| Durum | Görünürdeki işlem | Gizli işlem | Sonuç |
|---|---|---|---|
| Mutlak (basit) muvazaa | Hükümsüz — taraflarca gerçekte istenmemiştir | Yoktur | Mal, borçlunun mal varlığından hiç çıkmamış sayılır |
| Nispi muvazaa — nitelikte | Hükümsüz (örneğin görünüşte satış) | Kendi geçerlilik şartlarını taşıyorsa ayakta kalır (örneğin bağış) | Gizli işlem şekil şartını taşımıyorsa o da geçersiz olur |
| Nispi muvazaa — bedelde | Devir bakımından geçerli; taraflar devri gerçekten istemiştir | Gerçek bedele ilişkin anlaşma esas alınır | Bakiye bedel talep edilebilir |
| İyi niyetli üçüncü kişi | Ona karşı muvazaa ileri sürülemez | Dikkate alınmaz | Borçlu, yazılı borç tanımasına güvenen kişiye karşı savunma yapamaz (TBK m. 19/2) |
Mirasbırakanın mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla yaptığı devirlerde ortaya çıkan özel görünüm için muris muvazaası ve tapu iptali yazımıza, alacağın güvenceye alınması için ihtiyati haciz şartları yazımıza, senede dayalı takiplerde izlenecek yol için çek ve senet takibi yazımıza ve senedin geçerlilik şartları için senet ve bono rehberimize bakılabilir.
Uygulamada Ne Yapmalı?
- İddianızın mutlak mı nispi muvazaa mı olduğunu baştan belirleyin; talep sonucu buna göre değişir.
- Görünürdeki işlem yazılıysa yazılı delil arayın; tanık listesi tek başına yeterli olmaz.
- Yazılı delil yoksa karşı taraftan sadır olmuş her belgeyi delil başlangıcı olarak dosyaya sunun.
- Delil başlangıcı kabul edilirse tanık dinletme yolunun açılacağını göz önünde bulundurun.
- Bedelde muvazaada harici sözleşme, yazışma, dekont ve banka kayıtlarını toplayın.
- Muvazaa iddiasında süre kaygısı yaşamayın; ancak delillerin zamanla kaybolduğunu unutmayın.
- Alacaklı iseniz muvazaa mı tasarrufun iptali mi istediğinizi dilekçede açıkça yazın.
- Tasarrufun iptali yolunu seçecekseniz beş yıllık hak düşürücü süreyi hesaplayın.
- İyi niyetli üçüncü kişiye karşı muvazaa savunmasının sınırlandığını göz önünde bulundurun.
- Nispi muvazaada gizli işlemin kendi geçerlilik şartlarını taşıyıp taşımadığını ayrıca değerlendirin.
Sık Sorulan Sorular
Muvazaa ile hile aynı şey mi? Hayır. Muvazaada taraflar birlikte hareket ederek üçüncü kişileri aldatır. Hilede ise taraflardan biri diğerini yanıltır.
Muvazaa iddiası için süre var mı? Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 17.01.2019 tarihli kararına göre muvazaa iddialarında hak düşürücü süre ya da zamanaşımı söz konusu olmaz; bu iddia her zaman ileri sürülebilir.
Tapuda düşük bedel gösterilmesi muvazaa mıdır? Bu, nispi muvazaanın koşullarda muvazaa türüdür. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 30.03.2022 tarihli kararında bedelde muvazaa iddiasının yazılı delille ispatlanabileceği kabul edilmiştir.
Sadece tanıkla muvazaa ispatlanabilir mi? Görünürdeki sözleşme yazılıysa kural olarak hayır. Ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 202. maddesi uyarınca yazılı delil başlangıcı varsa tanık dinlenebilir.
Muvazaa davası ile tasarrufun iptali davası arasındaki fark nedir? Anılan 17.01.2019 tarihli karara göre muvazaa davasında işlemin hiç yapılmamış olduğunun tespiti istenir ve mal borçlunun mal varlığından hiç çıkmamış sayılır; tasarrufun iptalinde ise işlem geçerlidir ve yalnızca davacı bakımından hükümsüz sayılır.
Muvazaalı işleme dayanan üçüncü kişi korunur mu? Türk Borçlar Kanunu’nun 19. maddesinin ikinci fıkrasına göre borçlu, yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı kazanmış üçüncü kişiye karşı muvazaa savunmasında bulunamaz.
Sonuç
Muvazaa davalarının kaderini belirleyen şey, iddianın haklılığından çok delil düzenidir. Görünürdeki işlem yazılıysa yazılı delil kuralı devreye girer; bu kuralın tek gerçek esnemesi yazılı delil başlangıcıdır. Bu nedenle dava açılmadan önce yapılması gereken iş, karşı taraftan sadır olmuş her belgenin taranmasıdır. Alacaklı bakımından ise seçim stratejiktir: muvazaa yolu süresizdir ve malı borçlunun mal varlığına geri getirir; tasarrufun iptali yolu ise beş yılla sınırlıdır ama alacak tutarıyla sınırlı hızlı bir sonuç verir.
Dayanak Mevzuat ve Kararlar
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 13, 19, 27
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 200, 202
- 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m. 277, 279, 283, 284
- Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, E. 1945/20, K. 1947/6, T. 05.02.1947
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2051, K. 2019/19, T. 17.01.2019
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2905, K. 2021/1214, T. 12.10.2021
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2019/369, K. 2022/427, T. 30.03.2022
Hukuki Bilgilendirme
Bu yazı genel bilgilendirme amaçlı olarak hazırlanmıştır; hukuki görüş veya vekâlet ilişkisi doğurmaz. Muvazaa iddiasının sonucu tamamen dosyadaki delil durumuna bağlı olduğundan, belgeler incelenmeden değerlendirme yapılmamalıdır. Her uyuşmazlık kendi somut koşullarında değerlendirilir.
Yayın tarihi: 25.09.2026 · Son güncelleme: 25.09.2026 Hazırlayan: Av. Şerafettin Kaya · Gebze / Kocaeli · 0534 545 23 32 · www.serafettinkaya.av.tr