Terekeye Temsilci Atanması Nasıl Yapılır?

Mirasçılardan biri dava açmak veya terekeyi yönetmek istediğinde diğerlerinin onayını alamayabilir. Bu tıkanıklığı aşmanın yolu, sulh hukuk mahkemesinden miras ortaklığına temsilci atanmasını istemektir.
Kısa Cevap
Türk Medeni Kanunu’nun 640. maddesine göre birden çok mirasçı bulunması hâlinde mirasçılar terekeye elbirliğiyle sahip olur ve terekeye ait bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf ederler. Aynı maddenin üçüncü fıkrası bu kuralın istisnasını getirir: “Mirasçılardan birinin istemi üzerine sulh mahkemesi, miras ortaklığına paylaşmaya kadar bir temsilci atayabilir.” Temsilci özel kayyım niteliğindedir. Talep için diğer mirasçıların rızası aranmaz; tek bir mirasçının istemi yeterlidir.
Miras Ortaklığı ve Elbirliği Mülkiyeti
Temsilci ihtiyacının kaynağı, miras ortaklığının hukuki yapısıdır. 640. maddenin ilk fıkrasına göre “mirasın geçmesiyle birlikte paylaşmaya kadar, mirasçılar arasında terekedeki bütün hak ve borçları kapsayan bir ortaklık meydana gelir.”
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 21.04.2014 tarihli, 2013/12361 esas ve 2014/7744 karar sayılı kararında bu yapı şöyle açıklanmıştır: “Elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp, her birinin hakkı ortaklığa giren malların tamamına yaygındır (TMK 701/2 madde) … Mirasçıların tereke üzerinde ortaklık devam ettiği sürece somut ve bağımsız payları mevcut değildir.”
Bunun usul hukukundaki karşılığı zorunlu dava arkadaşlığıdır. Kanun’un 702. maddesinin ikinci fıkrası da aynı yöndedir: “Kanunda veya sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça, gerek yönetim, gerek tasarruf işlemleri için ortakların oybirliğiyle karar vermeleri gerekir.”
Bu nedenle terekeye ait bir hak için açılacak davada kural olarak tüm mirasçıların birlikte hareket etmesi gerekir. Bir mirasçının diğerlerini ikna edememesi, hakkın kullanılamaması sonucunu doğurur; temsilci atanması bu sonucu önler.
Yargıtay Ne Diyor? Tek Ortağın Açtığı Dava
Katı oybirliği kuralı, yargısal uygulamada yumuşatılmıştır.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 04.02.2025 tarihli, 2023/2541 esas ve 2025/342 karar sayılı kararında bu yumuşama şöyle ifade edilmiştir: “açıklanan kural yargısal uygulamada kısmen yumuşatılmış, bir ortağın tek başına dava açabileceği, ne var ki, davaya devam edebilmesi için öteki ortakların olurlarının alınması veya miras şirketine atanacak temsilci aracılığı ile davanın sürdürülmesi gerektiği kabul edilmiştir (11.10.1982 tarih 1982/3-2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı).”
Buna göre tek mirasçının açtığı dava usulden reddedilmez; mahkeme ona iki seçenek tanıyarak süre verir. Kararda bu husus “davanın görülebilirlik koşulu” olarak nitelendirilmiştir.
Aynı kararda, verilen sürede yapılan işlemin de denetlendiği görülmektedir. Somut olayda davacı vekili tereke temsilcisi atandığını bildirmiş; ancak sunulan sulh hukuk mahkemesi kararının bambaşka bir kısıtlılık dosyasına ait olduğu anlaşılmıştır. Daire, “tereke temsilcisi olmayan kişinin davaya dahil edilmesi suretiyle yargılamaya devam edilmesi” nedeniyle hükmü bozmuştur.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 2013/12361 esas sayılı kararında ise atamanın gerekliliği vurgulanmıştır. Miras bırakanın sağlığında açtığı tapu iptali ve tescil davasının mirasçılarca yürütülmesi gerektiği belirtilerek “miras ortaklığının temsilinde zorunluluk bulunmaktadır” denilmiş ve talebin reddi bozma sebebi sayılmıştır.

Temsilcinin Hukuki Niteliği ve Denetimi
Tereke temsilcisi, mirasçıların vekili değildir; mahkemece atanan bir organdır.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin 17.05.2016 tarihli, 2015/14998 esas ve 2016/5995 karar sayılı kararında nitelik şöyle belirlenmiştir: “Miras ortaklığı temsilcisi özel kayyım niteliğindedir (TMK m. 640). Türk Medeni Kanununun 431. maddesi uyarınca vasi tayininde usul kayyım (mümessil) için de uygulanır.”
Bu nitelendirme, temsilcinin şahsına yönelik itirazların hangi mercide inceleneceğini de belirler. Kararda, vasinin sıfatına karşı yapılan itirazlara ilişkin kuralların temsilci için de geçerli olduğu belirtilerek şu sonuca varılmıştır: “Vesayet makamının itirazı reddetmesi halinde itirazı denetim makamının incelemesi gerekir. Türk Medeni Kanununun 397. maddesinde belirtilen denetim makamı görevi, asliye hukuk mahkemesine aittir.”
Bu nedenle uygulamada iki farklı itiraz yolu vardır. Temsilci atanması kararına karşı itiraz sulh hukuk mahkemesinin kararına yönelik kanun yoluyla ileri sürülürken, atanan kişinin şahsına yönelik itirazlar denetim makamı olan asliye hukuk mahkemesinde incelenir.
Aynı kararda, davalıların temsilci atanmasına yönelik itirazları reddedilerek bu yöndeki hüküm onanmış; yalnızca temsilcinin şahsına ilişkin itiraz bakımından görev yönünden ret kararı verilmesi gerektiği belirtilmiştir.
Görevli Mahkeme ve Usul
Görevli mahkeme sulh hukuk mahkemesidir. 640. maddenin üçüncü fıkrası bu konuda açıktır. Yetkili mahkeme ise miras bırakanın son yerleşim yeri mahkemesidir.
Talep hakkı her mirasçıya aittir. Talep için diğer mirasçıların muvafakati aranmaz; bir mirasçının istemi yeterlidir.
Husumet bakımından, talep dışındaki tüm mirasçılara yöneltilmelidir. 8. Hukuk Dairesi’nin 2013/12361 esas sayılı kararında bu husus özellikle belirtilmiştir: “terekeye temsilci tayini istemiyle açılmış bulunan davada miras ortaklığını oluşturan mirasçıların tamamı da davada yer aldığından terekeye temsilci atanması gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.”
Süre bakımından temsilcilik, kanun metninde “paylaşmaya kadar” olarak sınırlanmıştır. Paylaşmanın tamamlanmasıyla görev kendiliğinden sona erer.
Temsilcinin yetkileri, atama kararında açıkça gösterilmelidir. Uygulamada temsilci çoğu zaman belirli bir dava dosyasının takibi için atanır; bu hâlde yetki o dosyayla sınırlıdır. Terekenin tümüyle yönetimi isteniyorsa bunun talepte ve kararda açıkça belirtilmesi gerekir.

Hangi Hâllerde Talep Edilir?
Dava takibi en yaygın sebeptir. Muris muvazaası, tapu iptali ve tescil, ecrimisil gibi davalarda tüm mirasçıların birlikte hareket etmesi gerektiğinden, katılmayan mirasçı varsa temsilci atanır. Muris muvazaası davası bakımından bu ihtiyaç sıkça doğar.
Terekenin yönetimi ikinci sebeptir. Kira sözleşmelerinin yürütülmesi, vergi ve aidat ödemeleri, banka işlemleri gibi konularda mirasçılar anlaşamıyorsa yönetim tıkanır.
Ulaşılamayan mirasçı bulunması üçüncü hâldir. Yurt dışında bulunan veya adresi tespit edilemeyen mirasçılar nedeniyle oybirliği sağlanamıyorsa temsilci atanması tek çözümdür.
Menfaat çatışması dördüncü hâldir. Mirasçılardan biri terekeye karşı dava açmışsa, o kişinin ortaklığı temsil etmesi beklenemez.
Paylaşma konusunda anlaşma sağlanamıyorsa mirasın mahkeme kararıyla satışı gündeme gelir; bu yol temsilci atanmasından farklı olarak ortaklığı sona erdirmeye yöneliktir. Mirasçı sıfatının ispatı için ise mirasçılık belgesi alınması ön koşuldur.

Temsilcinin Görev ve Sorumlulukları
Temsilci, atandığı kapsam içinde miras ortaklığı adına hareket eder ve yaptığı işlemler tüm mirasçıları bağlar. Bu geniş yetki, buna denk bir sorumluluğu da beraberinde getirir.
Terekeyi korumakla yükümlüdür. 640. maddenin dördüncü fıkrasına göre “Mirasçılardan her biri, terekedeki hakların korunmasını isteyebilir. Sağlanan korumadan mirasçıların hepsi yararlanır.” Temsilci bu korumayı ortaklık adına sağlar; zamanaşımını kesmek, süreleri takip etmek ve terekeye ait hakları ileri sürmek görevindedir.
Tarafsız davranmak zorundadır. Özel kayyım niteliği taşıdığından, mirasçılardan birinin menfaatini diğerleri aleyhine gözetemez. Bu yükümlülüğe aykırılık, temsilcinin şahsına yönelik itirazın dayanağını oluşturur.
Yetkisini aşamaz. Belirli bir dava için atanmış temsilcinin terekeye ait taşınmazı satması ya da borç altına girmesi mümkün değildir. Kapsam dışındaki işlemler için ya yeni bir atama kararı ya da mirasçıların oybirliği gerekir.
Görevi paylaşmayla sona erer. Kanun temsilciliği “paylaşmaya kadar” sınırladığından, paylaşmanın tamamlanmasından sonra yapılan işlemler yetkisiz temsil hükümlerine tabi olur.
Sık Sorulan Sorular
Diğer mirasçılar karşı çıkarsa temsilci atanmaz mı? Atanabilir. Kanun tek bir mirasçının istemini yeterli görmüştür; diğer mirasçıların muvafakati aranmaz.
Temsilci mirasçılardan biri olabilir mi? Olabilir. Yargıtay kararlarına konu olaylarda mirasçılardan birinin temsilci olarak atandığı görülmektedir. Ancak menfaat çatışması varsa üçüncü kişi atanması uygundur.
Atanan kişiye itiraz nereye yapılır? Temsilcinin şahsına yönelik itiraz, denetim makamı olan asliye hukuk mahkemesinde incelenir.
Temsilci her işlemi yapabilir mi? Hayır. Yetkiler atama kararında belirlenir. Belirli bir davanın takibi için atanmışsa yetkisi o dosyayla sınırlıdır.
Tek başıma dava açtım, davam reddedilir mi? Yargıtay’a göre bir ortak tek başına dava açabilir; ancak davaya devam için diğer ortakların oluru alınmalı veya temsilci atanmalıdır.
Temsilci Atanması ile Diğer Yolların Farkı
Terekeyle ilgili sorunlarda başvurulabilecek başka koruma önlemleri de bulunduğundan, doğru yolun seçilmesi zaman kaybını önler.
Terekenin resmen yönetilmesi, mirasçıların belirsiz olduğu ya da terekenin korunması için gerekli görülen hâllerde sulh mahkemesince re’sen alınan bir önlemdir. Temsilci atanması ise mirasçıların istemine bağlıdır ve mirasçılar bellidir.
Mirasçılardan birinin aczi hâlinde ayrı bir imkân vardır. 640. maddenin son fıkrasına göre “Bir mirasçı ödemeden aciz hâlinde ise, mirasın açılması üzerine diğer mirasçılar, haklarının korunması için gerekli önlemlerin gecikmeksizin alınmasını sulh mahkemesinden isteyebilirler.” Bu talep, temsilci atanmasından bağımsız bir koruma yoludur.
Paylaşma davası, ortaklığı sona erdirmeye yöneliktir. Temsilci atanması ise ortaklığı sürdürerek yalnızca temsil sorununu çözer. Mirasçılar arasındaki uyuşmazlık kalıcıysa paylaşma davası daha kesin bir sonuç verir.
Bu nedenle talepte bulunmadan önce sorunun kaynağı belirlenmelidir: sorun yalnızca birlikte hareket edememekse temsilci atanması, ortaklığın kendisi ise paylaşma yolu tercih edilmelidir.
Sonuç
Terekeye temsilci atanması, miras ortaklığındaki oybirliği kuralının yarattığı tıkanıklığı aşan pratik bir yoldur. Talep tek bir mirasçının istemiyle mümkün olduğundan, davaya katılmayan mirasçıların varlığı hak kaybına yol açmaz. Buna karşılık atama kararının doğru dosya ve doğru kapsamla alınması, yargılamanın görülebilirlik koşulu bakımından belirleyicidir.
Dayanak Mevzuat ve Kararlar
- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 640 (Miras ortaklığı ve temsilci atanması)
- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 701 ve m. 702 (Elbirliği mülkiyeti)
- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 397 ve m. 431 (Denetim makamı, kayyımlık)
- Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, 11.10.1982 tarih ve 1982/3-2 sayılı
- Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, 2023/2541 E., 2025/342 K., 04.02.2025
- Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, 2015/14998 E., 2016/5995 K., 17.05.2016
- Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, 2013/12361 E., 2014/7744 K., 21.04.2014
Hukuki Bilgilendirme
Bu yazı genel bilgilendirme amaçlı olarak hazırlanmıştır; hukuki görüş veya vekâlet ilişkisi doğurmaz. Temsilci atanması talebinde kapsam ve yetkiler dosyanın ihtiyacına göre belirlenir. Her uyuşmazlık kendi somut koşullarında değerlendirilir.
Yayın tarihi: 20.08.2026 · Son güncelleme: 20.08.2026 Hazırlayan: Av. Şerafettin Kaya · Gebze / Kocaeli · 0534 545 23 32 · www.serafettinkaya.av.tr