Yapay Zekâ, Yargı Hizmetleri ve Avukatlık Mesleği
Bu yazı, Yapay Zekâ ve Hukuk başlıklı beş bölümlük akademik serinin son bölümüdür. Önceki bölümlerde yapay zekânın hukuki statüsü, sorumluluk rejimi, kişisel verilerle ilişkisi ve fikrî mülkiyet boyutu incelenmişti. Bu bölümde, teknolojinin hukukun uygulanma süreçlerine girmesi ele alınmakta ve seri tamamlanmaktadır.
Kısa Cevap
Bu çalışma, yargıda yapay zekâ kullanımında Anayasa m.138/2’deki telkin yasağı ile algoritmik opaklık arasındaki gerilimi ele alır ve HMK’nın bilirkişilik rejiminin bu alanda hazır bir denetim çerçevesi sunduğunu savunur. Avukatlık mesleği boyutunda ise, 7571 sayılı Kanun’la yeniden düzenlenen disiplin rejimi çerçevesinde özen ve sır saklama yükümlülüğünün, kullanılan yapay zekâ aracına devredilemeyeceği sonucuna varılmaktadır.
Yapay Zekâ ve Hukuk — beş bölümlük seri
- I. Hukuki Statü ve Normatif Çerçeve
- II. Sorumluluk Rejimi
- III. Kişisel Veriler ve Algoritmik Ayrımcılık
- IV. Fikrî Mülkiyet
- V. Yargı Hizmetleri ve Avukatlık Mesleği (bu yazı)
Serinin giriş yazısı: Yapay Zekâ ve Hukuk — Kapsamlı Bir Değerlendirme
Öz
Çalışma, yapay zekânın yargılama faaliyetinde ve avukatlık mesleğinde kullanımını Türk hukuku bakımından incelemektedir. Yargılama boyutunda, Anayasa m.141/3’teki gerekçe zorunluluğu ile algoritmik opaklık arasındaki gerilim ele alınmakta; Anayasa m.138/2’deki telkin yasağının karar destek sistemleri bakımından nasıl işletilmesi gerektiği tartışılmakta ve HMK’nın bilirkişilik rejiminin bu alanda hazır bir denetim çerçevesi sunduğu savunulmaktadır. Meslek boyutunda ise, 7571 sayılı Kanun’la yeniden düzenlenen disiplin rejimi çerçevesinde avukatın özen ve sır saklama yükümlülüklerinin yapay zekâ kullanımına nasıl yansıdığı incelenmekte; özen borcunun kullanılan araca devredilemeyeceği sonucuna varılmaktadır.
Anahtar kelimeler: yargıda yapay zekâ, gerekçeli karar hakkı, hâkim bağımsızlığı, bilirkişilik, avukatlık mesleği, özen borcu, sır saklama.
Yöntem notu. Mevzuat metinleri resmî kaynaktan tam metin olarak alınmıştır. Avukatlık Kanunu m.134-135 bakımından, 7571 sayılı Kanun’un 24.12.2025 tarihli değişikliği sonrası yürürlükteki metin esas alınmıştır. Anayasa Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulu kararları Temmuz 2026 itibarıyla taranmıştır.
1. Giriş: Hukukun Nesnesinden Öznesine
Serinin ilk dört bölümünde yapay zekâ, hukukun düzenlediği bir olgu olarak incelendi. Bu bölümde konum değişmektedir: yapay zekâ artık hukukun uygulandığı süreçlerin içindedir.
Bu geçiş teknik bir verimlilik meselesi değildir. Yargılama faaliyeti, sonucu kadar gerekçesiyle meşruiyet kazanan bir faaliyettir. Bu bölümün ana tezi şudur: yapay zekânın yargısal karar sürecine girmesinin önündeki engel teknolojik değil anayasaldır. Konu Türk doktrininde de tartışılmaktadır (bk. YILMAZ; TUTAN; ALTIN).
2. Anayasal Çerçeve
2.1. Gerekçe zorunluluğu
Anayasa m.141/3 açıktır: “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” Hüküm istisna tanımaz. HMK m.297/1-(c) bunu somutlaştırır; hükümde “çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri” bulunması gerekir.
Anayasa Mahkemesi gerekçeli karar hakkını m.36’daki adil yargılanma hakkı kapsamında değerlendirmekte ve m.141’i de dikkate almaktadır. Mahkeme’nin yerleşik formülasyonuna göre gerekçeli karar hakkı, tüm iddialara ayrıntılı yanıt verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz; ancak tarafların uyuşmazlığın sonucuna etkili nitelikteki iddia ve itirazlarının ilgili ve yeterli bir gerekçe ile karşılanması gerekir (Cem Yılmaz Tekçe, B.No 2022/52838, 10.12.2025, §13 ve orada anılan kararlar; ayrıca Sencer Başat ve diğerleri [GK], B.No 2013/7800, 18.06.2014).
Mahkeme, gerekçenin yalnızca bulunmasını değil ilgili olmasını da aramaktadır. İlgisiz gerekçeyle verilen kararlar ihlal sayılmıştır (Gökhan Ayhan, B.No 2015/3041, 19.04.2018; Feyzullah Gültekin, B.No 2014/13069, 21.02.2019); gerekçedeki çelişkili ifadeler de ihlal oluşturmuştur (Hakan Yapalıal, B.No 2020/36445, 12.06.2024).
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de aynı yöndedir. García Ruiz/İspanya [BD] kararında (B.No 30544/96, 21.01.1999, §26) Mahkeme, adaletin düzgün işlemesi ilkesine bağlı yerleşik içtihadına göre mahkeme kararlarının dayandıkları gerekçeleri yeterli biçimde göstermesi gerektiğini; bu yükümlülüğün kapsamının kararın niteliğine göre değişebileceğini; ancak m.6/1’in her argümana ayrıntılı yanıt verilmesini gerektirmediğini belirtmiştir. İhlal örnekleri için bk. Ruiz Torija/İspanya (B.No 18390/91, 09.12.1994) ve Hiro Balani/İspanya (B.No 18064/91, 09.12.1994).
2.2. Gerekçe ile korelasyon arasındaki fark
Buradan belirleyici ayrım doğar. Gerekçe, kararın niçin verildiğini gösterir; bir muhakeme zincirinin dışa vurumudur. Makine öğrenmesi sistemi ise muhakeme yapmaz; girdi ile çıktı arasındaki istatistiksel bağıntıyı hesaplar.
Bir sistemin “benzer nitelikteki dosyaların yüzde şu kadarında şu yönde karar verilmiştir” biçimindeki çıktısı, hukuki anlamda gerekçe değildir. Bu, olguları hukuk kuralına bağlayan bir akıl yürütme değil; geçmiş kararların frekans dağılımıdır. Böyle bir çıktının karara esas alınması hâlinde Anayasa m.141/3’ün aradığı gerekçe unsuru sağlanmış olmaz.
2.3. Hâkimin bağımsızlığı ve “telkin” yasağı
Anayasa m.138/1 uyarınca hâkimler görevlerinde bağımsızdır ve vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. İkinci fıkra şu yasağı içerir: “Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.”
Burada özgün bir anayasa hukuku sorunu doğar: hâkime dosya hakkında sistematik olarak öneri sunan bir karar destek sistemi, m.138/2 anlamında tavsiye ve telkin sayılır mı?
Lafzî yorum olumsuz sonuç verir gibi görünür; hüküm “organ, makam, merci veya kişi”den söz eder ve bir yazılım bunların hiçbiri değildir. Ancak bu yorum yüzeyseldir. Yazılım kendiliğinden var olmaz; onu tedarik eden, kuran ve hâkimin önüne getiren bir idari makam vardır. Sistemin ürettiği öneri, o makamın iradesiyle hâkime ulaşmaktadır; telkinin kaynağı yazılım değil, sistemi konumlandıran makamdır.
Bu değerlendirmeyi güçlendiren bir olgu da vardır: karar vericilerin, önlerine gelen sayısal bir referans değerine farkında olmadan bağlanma eğilimi (çıpalama etkisi) yerleşik bir bulgudur. Hâkimin önüne “bu dosyada olası sonuç” biçiminde bir çıktı konulması, biçimsel olarak bağlayıcı olmasa dahi vicdani kanaatin oluşumunu yönlendirebilir.
Kanaatimizce m.138/2 şu ölçütle işletilmelidir: sistem, hâkime dosyadaki bilgiyi düzenleyerek sunuyorsa bu bir araçtır; dosyanın nasıl sonuçlanması gerektiğine dair bir değerlendirme üretiyorsa bu bir telkindir ve anayasal olarak sakıncalıdır.
3. Bilirkişilik Rejiminin Sunduğu Hazır Çerçeve
Türk hukuku, hâkimin dışarıdan gelen uzman görüşüyle ilişkisini düzenleyen olgun bir rejime sahiptir ve bu rejim yapay zekâ çıktıları için doğrudan uyarlanabilir.
HMK m.266 uyarınca mahkeme, “çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde” bilirkişinin görüşünü alır. Hüküm iki yasak koyar: “genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz” ve “hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez.”
İkinci cümle, konumuz bakımından özellikle anlamlıdır: kanun koyucu, hukuk bilgisinin dışarıdan tedarik edilmesine kapıyı kapatmıştır. Hukuku uygulamak hâkimin tekelindedir.
HMK m.279/4 bu yasağı bilirkişinin faaliyeti yönünden tekrarlar: bilirkişi “çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz; hâkim tarafından yapılması gereken hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz.” HMK m.282 ise değerlendirme kuralını verir: “Hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir.”
Bu hükümler birlikte okunduğunda yargısal yapay zekâ için hazır bir çerçeve ortaya çıkar:
- Yapay zekâ çıktısı, olsa olsa uzman görüşü konumundadır; delil veya karar değildir.
- Hukuki nitelendirme ve değerlendirme münhasıran hâkime aittir. Bir modelin “davanın kabulü gerekir” veya “fesih haklıdır” biçimindeki çıktısı, m.279/4’ün yasakladığı türden bir hukuki nitelendirmedir.
- Hâkim çıktıyı serbestçe değerlendirir ve ona bağlı değildir; benimsiyorsa gerekçesini kendisi kurmak zorundadır.
Kanaatimizce bu, Türk hukukunun bu alanda sahip olduğu en hazır ve en az fark edilen düzenlemedir; yeni bir kanun beklemeden işletilebilir bir denetim standardı sunar. Bir sınırı da vardır: bilirkişi rejimi, görüşün kim tarafından verildiğinin bilinmesi ve bilirkişinin sorumluluk taşıması üzerine kuruludur. Bir model bakımından bu unsurlar yoktur; kıyas denetim standardı bakımından işler, sorumluluk rejimi bakımından işlemez.
4. Türkiye’deki Somut Zemin: UYAP
Yargıda yapay zekâ tartışması Türkiye bakımından soyut değildir. Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP), yargı teşkilatının tamamını kapsayan ve yıllardır büyük hacimli yargısal veri üreten bir altyapıdır. Türk doktrininde bu altyapının büyük veri ve yapay zekâ teknolojileriyle geliştirilmesi olasılığı ayrıca incelenmiştir (bk. KIYAK); idari yargı bakımından da benzer bir tartışma yürütülmektedir (bk. TUTAN).
UYAP’ın varlığı iki yönlü sonuç doğurur. Bir yandan, karar destek uygulamaları için gerekli veri zemini fiilen mevcuttur; benzer dosya eşleştirme, otomatik özetleme ve süre hesaplama gibi işlevler teknik olarak erişilebilir durumdadır. Öte yandan, bu sistemin ürettiği kayıtların kendisi temel hak ihlaline yol açabilmektedir. Serinin üçüncü bölümünde ele alınan K.B.A. başvurusu (B.No 2020/7358, 03.10.2024), UYAP kayıtlarında kişinin gerçeğe aykırı biçimde “şikâyet edilen” olarak görünmesinin ve bu kaydın silinmemesinin ihlal sayıldığı bir örnektir.
Bu örnek, yargı bilişim sistemlerine eklenecek her otomatik değerlendirme katmanının aynı riski taşıdığını göstermektedir. Kanaatimizce UYAP bünyesinde geliştirilecek karar destek uygulamalarında iki ilke esas alınmalıdır: sistemin ürettiği her çıktının kaydedilmesi ve denetlenebilir olması; ve çıktının hâkime, dosyanın sonucuna ilişkin bir değerlendirme değil, yalnızca bilgi düzenlemesi olarak sunulması.
5. Uluslararası Ölçütler
Avrupa Konseyi bünyesindeki Adaletin Etkinliği İçin Avrupa Komisyonu (CEPEJ), yargı sistemlerinde yapay zekâ kullanımına ilişkin bir Etik Şart kabul etmiştir. Şart’ın ilkeleri arasında temel hakların korunması, ayrımcılık yapmama, kalite ve güvenlik, şeffaflık ile tarafsızlık ve — özellikle önemli olarak — kullanıcı denetimi ilkesi yer alır. Son ilke, sistemin kullanıcıyı edilgen bir onaylayıcıya dönüştürmemesini gerektirir.
Avrupa Birliği’nin 2024/1689 sayılı Yapay Zekâ Tüzüğü de adalet hizmetlerinde kullanılan sistemleri yüksek riskli kategoride konumlandırmakta; insan gözetimi, şeffaflık ve kayıt tutma yükümlülükleri öngörmektedir.
Karşılaştırmalı hukukta dikkat çekici bir düzenleme, hâkimlerin kimliğine bağlı olarak karar örüntülerinin analiz edilmesinin ve yayımlanmasının yasaklanmasıdır. Gerekçesi, hâkimin istatistiksel olarak profillenmesinin yargısal bağımsızlığı zedeleyeceğidir. Türk hukukunda bu konuda özel bir düzenleme bulunmamaktadır; kanaatimizce Anayasa m.138 çerçevesinde tartışılması gereken bir başlıktır.
Ceza yargılamasında kullanılan risk değerlendirme araçlarının Türkiye’de doğrudan bir karşılığı bulunmamaktadır. Buna karşılık infaz ve denetimli serbestlik uygulamalarında kullanılan risk-ihtiyaç değerlendirme araçları, otomatikleşme eğilimi güçlendiği ölçüde aynı tartışmayı gündeme getirecektir. Bu araçların çıktısının bir karar değil, hâkim veya kurulun serbestçe değerlendireceği bir görüş olarak kalması esastır.
6. Avukatlık Mesleği
6.1. Özen borcu ve disiplin rejimi
Avukatlık Kanunu m.34, avukatların yüklendikleri görevleri “özen, doğruluk ve onur içinde” yerine getirmekle ve Türkiye Barolar Birliğince belirlenen meslek kurallarına uymakla yükümlü olduklarını düzenler. Bu son ibare, Meslek Kuralları’nı doğrudan Kanun’a bağlar. Meslek Kuralları’nın mesleğe güven, sadakat ve meslek onuruna ilişkin başlangıç hükümleri ile sır saklamaya ilişkin düzenlemesi, aşağıdaki değerlendirmelerin tamamlayıcısıdır.
Disiplin karşılığı, 7571 sayılı Kanun’la (24.12.2025) yeniden düzenlenmiştir. Yeni m.134, disiplin cezasının “avukatlık onur ve unvanına, savunma hakkının kutsallığının gerektirdiği saygı ve güvene veya özen ve doğruluk yükümlülüklerine uymayan hâl ve hareketlerin tespiti üzerine” verileceğini öngörür. Yeni m.135 disiplin suçlarını tipe bağlamıştır. Yapay zekâ kullanımı bakımından ilgili bentler şunlardır:
- m.135/2-(m): “Takip ettiği işlerde özen yükümlülüğünü ihlal ederek hak kaybına sebebiyet vermek” (kınama).
- m.135/2-(b): “Avukatlık görevi veya Türkiye Barolar Birliği ya da baro organlarındaki görevleri dolayısıyla öğrendiği hususları açığa vurmak” (kınama).
- m.135/1-(l): “Dosya tutmamak veya dosya saklama yükümlülüğünü ihlal etmek” (uyarma).
6.2. Uydurulmuş içtihat sorunu
Üretken dil modellerinin bilinen kusurlarından biri, gerçekte var olmayan mahkeme kararlarını ikna edici bir künye biçimiyle üretebilmesidir. Türk doktrininde bu risk, üretken yapay zekânın hukuk uygulamasındaki kullanımı bağlamında ele alınmaktadır (bk. ULUÇ; BİLGİN).
Yapılan taramada, Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulu’nun yapay zekâ kullanımına ilişkin bir kararına rastlanmamıştır. Aynı şekilde Türk mahkemelerinde, yapay zekâ tarafından uydurulmuş içtihat atfına ilişkin bir karar da tespit edilememiştir.
Bu boşluk, davranışın yaptırımsız olduğu anlamına gelmez. Var olmayan bir karara dayanılması ve bundan müvekkilin hak kaybına uğraması hâlinde m.135/2-(m) doğrudan uygulanır. Hak kaybı doğmamışsa dahi, mesleğe güveni zedeleyecek tutum ve benzeri eylemlere ilişkin bentler ile dosya tutma yükümlülüğüne ilişkin m.135/1-(l) gündeme gelebilir; somut olayın niteliğine göre uygun bent belirlenecektir.
Disiplin sorumluluğunun yanında sözleşmesel sorumluluk da doğar. TBK m.506/2 uyarınca vekil, üstlendiği iş ve hizmetleri “vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle” yürütmekle yükümlüdür. Üçüncü fıkra ölçütü verir: “Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır.”
Bu ölçüt tartışmayı sonuçlandırır. Sorulması gereken soru, avukatın yapay zekâ kullanıp kullanmadığı değildir; basiretli bir vekilin, dilekçesine koyduğu bir karar künyesini kaynağından doğrulayıp doğrulamayacağıdır. Cevap tartışmasızdır. Ölçüt objektiftir; avukatın teknolojiyi bilmemesi veya çıktının ikna edici görünmesi savunma teşkil etmez.
Disiplin Kurulu’nun yerleşik yaklaşımı da bu yöndedir. Kurul, “iş yoğunluğu” savunmasının mesleki dikkat ve özen yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacağına karar vermiştir (E.2025/242, K.2025/324, 23.05.2025). Bir başka kararında, ücretin tam ödenmemesi nedeniyle işlem yapmama savunmasının “kamu düzeni boyutu da bulunan meslekî özen borcunu ortadan kaldırmayacağı” belirtilmiştir (E.2025/427, K.2025/508, 04.08.2025). Kurul ayrıca, süre tutum dilekçesindeki maddi hata nedeniyle kararın kesinleşmesi olayında, ihmalin sonucunun “sadece meslek etiğine değil, adil yargılanma hakkına da zarar” verdiğini vurgulamıştır (E.2025/291, K.2025/417, 11.07.2025).
Bu içtihat çizgisinden çıkan sonuç açıktır: “Yapay zekâ öyle üretti” savunması, “iş yoğunluğum vardı” savunmasından hukuken farklı değildir ve dinlenmeyecektir. Avukatın özen borcu, kullandığı araca devredilemez. Bu sonuç, serinin ikinci bölümünde ifa aracı bakımından varılan sonuçla tutarlıdır.
6.3. Sır saklama yükümlülüğü ve bulut modelleri
Avukatlık Kanunu m.36/1 mutlak bir yasak koyar: “Avukatların, kendilerine tevdi edilen veya gerek avukatlık görevi, gerekse, Türkiye Barolar Birliği ve barolar organlarındaki görevleri dolayısiyle öğrendikleri hususları açığa vurmaları yasaktır.”
Müvekkile ait bilgilerin, üçüncü bir şirketin sunucularında çalışan bir modele girilmesi bu yasak bakımından ciddi bir sorun oluşturur. Sağlayıcının girdileri model eğitiminde kullanabildiği hâllerde bilgi yalnızca aktarılmakla kalmaz; modelin parametrelerine işlenir. Bu, m.36 anlamında “açığa vurma” olarak nitelendirilmeye elverişlidir ve m.135/2-(b) uyarınca disiplin sorumluluğu doğurabilir. Meslek Kuralları’nın sır saklamaya ilişkin düzenlemesi de aynı yöndedir.
Aynı fiil KVKK bakımından da sonuç doğurur. Dava dosyalarında çoğu zaman m.6 anlamında özel nitelikli veri (sağlık, ceza mahkûmiyeti) bulunur. Bu verilerin yurt dışındaki bir sağlayıcıya aktarılması, KVKK m.9’un 7499 sayılı Kanun’la yeniden düzenlenen yurt dışına aktarım rejimine tâbidir. Avukat bu işlemde veri sorumlusu sıfatını taşır.
Kanaatimizce mesleki kullanımda asgari kurallar şunlardır: girdilerin model eğitiminde kullanılmayacağının sözleşmeyle güvence altına alınması; kimliği belirleyici bilgilerin girdiden çıkarılması; özel nitelikli verilerin hiçbir koşulda girilmemesi; ve her hâlde çıktının bağımsız olarak doğrulanması.
6.4. Meşru kullanım alanı
Burada savunulan görüş, yapay zekânın avukatlık mesleğinde kullanılmaması gerektiği değildir. Ayrım, aracın hukuki değerlendirme üretmesi ile hukukçunun işini kolaylaştırması arasındadır.
Metin düzenleme, biçimlendirme, uzun belgelerin ilk taraması, çeviri, terminoloji tutarlılığının denetlenmesi ve taslak yapı oluşturma gibi kullanımlar, çıktının hukukçu tarafından denetlenmesi kaydıyla meslek kurallarıyla bağdaşır. Buna karşılık içtihat üretilmesi, hukuki nitelendirme yapılması veya strateji belirlenmesi, denetlenmeden benimsendiği ölçüde özen borcunun ihlalidir.
Mevcut Meslek Kuralları bu sonuçları taşıyacak genişliktedir; dolayısıyla acil bir kural boşluğu bulunmamaktadır. Buna karşılık Türkiye Barolar Birliği’nin, sır saklama ile bulut hizmetleri ilişkisi ve çıktı doğrulama yükümlülüğü bakımından somutlaştırıcı bir rehber ilke belirlemesi yerinde olacaktır. Disiplin içtihadının bulunmaması, sorunun yokluğunu değil; henüz gündeme gelmemiş olmasını gösterir.
7. Serinin Genel Değerlendirmesi
Beş bölüm boyunca tek bir tez sınandı: Türk hukukunun yapay zekâ karşısındaki sorunu bir düzenleme boşluğu değil, mevcut kurumların bu teknolojinin özerklik, opaklık ve öngörülemezlik özellikleri karşısında işlevini yitirmesidir. Bölümlerden çıkan sonuçlar bu tezi büyük ölçüde doğrulamakta; ancak işlevsizleşmenin her alanda aynı biçim ve derinlikte gerçekleşmediğini de göstermektedir:
- Statü bakımından sorun kavramsaldır ve çözülmüştür: yapay zekâ hukuk süjesi değildir; “özerk araç”tır.
- Sorumluluk bakımından tablo karmaşıktır. 7223 sayılı Kanun m.6 kusur ispatını tümüyle kaldırmakta, sorumsuzluk kayıtlarını geçersiz saymaktadır. Ancak yerine geçen uygunsuzluk ve nedensellik ispatı, opak sistemlerde aynı ölçüde güçtür. Çöküş kalkmamış, yer değiştirmiştir.
- Kişisel veri bakımından çöküş hakkın içeriği düzeyindedir: KVKK m.11/1-(g) mevcut ve yorumlanmıştır, fakat açıklama hakkı ve insan denetimi içermediğinden uyuşmazlık üretememektedir. Buna karşılık ispat yükünün yer değiştirmesi tekniği İş Kanunu m.5/son’da zaten mevcuttur — yani Türk hukuku çözümü bir alanda üretmiş, genelleştirmemiştir.
- Fikrî mülkiyet bakımından tez kısmen geçerlidir. Çıktının eser sayılmaması bir çöküş değil, FSEK’in tutarlı sonucudur; üstelik m.11’deki karine nedeniyle ispat güçlüğü burada hak sahibi lehine işlemektedir. Bu bölüm tezin istisnasıdır.
- Yargılama bakımından çöküş anayasal düzeydedir: gerekçe zorunluluğu ile algoritmik opaklık bağdaşmaz.
Bu tablo, düzenleme faaliyetinin yönünü gösterir. Türkiye’nin ihtiyacı, yapay zekâyı baştan sona yeniden tanımlayan bir çerçeve kanundan çok; mevcut kurumların ispat rejimini, şeffaflık yükümlülüklerini ve gerekçe standartlarını bu teknolojiye uyarlayan hedefli müdahalelerdir. İspat yükünün bilgiye sahip tarafa kaydırılması, kayıt tutma zorunluluğu, açıklama hakkının tanınması, “uygunsuzluk” ölçütünün somutlaştırılması ve metin-veri madenciliği istisnasının düzenlenmesi bu müdahalelerin başında gelir.
Sıkça Sorulan Sorular
Türkiye’de mahkemeler karar verirken yapay zekâ kullanıyor mu?
Yargısal kararın yapay zekâ tarafından verilmesine cevaz veren bir düzenleme bulunmamaktadır. Anayasa m.141/3’teki gerekçe zorunluluğu ve m.138’deki bağımsızlık güvencesi, kararın hâkim tarafından verilmesini ve gerekçelendirilmesini zorunlu kılar. UYAP bünyesindeki bilişim altyapısı ise yargısal iş süreçlerini destekleyen bir sistemdir.
Avukatın yapay zekâ ile hazırladığı dilekçede uydurma bir karara yer vermesi ne sonuç doğurur?
Bu konuda henüz TBB Disiplin Kurulu kararı bulunmamaktadır. Ancak Avukatlık Kanunu m.34 ile 7571 sayılı Kanun’la yeniden düzenlenen m.135 uyarınca özen yükümlülüğünün ihlali söz konusu olabilir; müvekkil hak kaybına uğramışsa m.135/2-(m) doğrudan uygulanır. Ayrıca TBK m.506 uyarınca tazminat sorumluluğu doğar.
Avukat müvekkil bilgilerini yapay zekâ uygulamalarına girebilir mi?
Avukatlık Kanunu m.36’daki sır saklama yasağı ve KVKK yükümlülükleri karşısında bu son derece riskli bir işlemdir. Girdilerin model eğitiminde kullanılmayacağı güvence altına alınmadıkça ve veriler kimliksizleştirilmedikçe yapılmaması; özel nitelikli verilerin hiçbir koşulda girilmemesi gerekir.
Yapay zekâ hâkimlerin yerini alabilir mi?
Mevcut anayasal çerçevede alamaz. Yargı yetkisi Anayasa m.9 uyarınca bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır; m.141/3 her kararın gerekçeli yazılmasını zorunlu kılar. İstatistiksel bir tahmin, hukuki gerekçe yerine geçmez.
Sonuç
Yargılama, sonucundan çok gerekçesiyle meşrudur. Bir kararın doğru olması yetmez; taraflara niçin öyle karar verildiğinin anlatılabilmesi gerekir. Yapay zekâ sistemlerinin bugünkü hâliyle yapamadığı tam olarak budur. Bu nedenle teknolojinin yargıdaki yeri karar vermek değil; hâkimin ve avukatın işini kolaylaştırmaktır. Türk hukuku bu sınırı çizecek araçlara — HMK’nın bilirkişilik rejimine ve Anayasa m.138 ile m.141’e — zaten sahiptir.
Avukatlık mesleği bakımından ölçüt sadedir ve yenilik gerektirmez: özen borcu araca devredilemez. Disiplin Kurulu’nun “iş yoğunluğu” savunmasını reddeden yerleşik yaklaşımı, yapay zekâ savunması bakımından da aynen geçerlidir. Araç değişmiştir; sorumluluğun sahibi değişmemiştir.
Seri burada tamamlanmaktadır. Beş bölümde varılan ortak sonuç şudur: Türk hukuku yapay zekâ karşısında sessiz değildir; elindeki araçların bir kısmı körelmiş, bir kısmı ise henüz fark edilmemiştir. Hukukçuya düşen, boşluk olmadığı hâlde boşluk aramak değil; mevcut kurumların hangi noktada ve neden işlemediğini kesin biçimde teşhis etmek ve düzenleme talebini bu teşhise dayandırmaktır.
Kaynakça
Doktrin
- ALTIN, Omca: “Avrupa Birliği Yapay Zekâ Yasası Kapsamında Yargı Sisteminde Yapay Zekâ Uygulamalarının Kullanımına Yönelik Getirilen Düzenlemeler ve Etkinliği”, Uluslararası Yönetim İktisat ve İşletme Dergisi, 2025, s. 1190-1212. DOI: 10.17130/ijmeb.1673077
- BİLGİN, Hikmet: “Hukuk Alanındaki Hizmetlerde Kullanılan Teknolojik Olanaklar (Legaltech) ve Avukatlık Mesleğine Olası Etkileri”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2024, s. 1019-1067. DOI: 10.33629/auhfd.1475078
- BORA, Özlem: “Yapay Zekâ Programları Yolu İle Arabuluculuğun Mümkün Olup Olmayacağının Değerlendirilmesi”, Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2025, s. 1329-1349. DOI: 10.60002/ebyuhfd.1664878
- KIYAK, Emre: “Büyük Veri ve Yapay Zekâ Teknolojileri ile Adım Adım Zeki UYAP (Ulusal Yargı Ağı Projesi) Ekosistemine Doğru”, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2020, s. 79-121. DOI: 10.33717/deuhfd.704837
- TUTAN, Ercan: “Yapay Zekânın İdari Yargıda Kullanılması”, Bilişim Hukuku Dergisi, 2024, s. 410-507. DOI: 10.55009/bilisimhukukudergisi.1500382
- ULUÇ, İnan: “Hukuk Uygulamasında Üretken Yapay Zekâ: Kullanımı ve Düzenlenmesi”, Ankara Barosu Dergisi, 2025, s. 601-654. DOI: 10.30915/abd.1668618
- YILMAZ, Oğuz Gökhan: “Yargı Uygulamasında Yapay Zekâ Kullanımı – Yapay Zekâ Hâkim Cübbesini Giyebilecek mi?”, Adalet Dergisi, 2021, s. 379-415.
Mevzuat: 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası · 1136 sayılı Avukatlık Kanunu (7571 sayılı Kanun ile değişik hâliyle) · 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu · 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu · 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu · Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları.
Yargı ve disiplin kararları: AYM, Cem Yılmaz Tekçe, B.No 2022/52838, 10.12.2025 · AYM, Sencer Başat ve diğerleri [GK], B.No 2013/7800, 18.06.2014 · AYM, Gökhan Ayhan, B.No 2015/3041, 19.04.2018 · AYM, Feyzullah Gültekin, B.No 2014/13069, 21.02.2019 · AYM, Hakan Yapalıal, B.No 2020/36445, 12.06.2024 · AYM, K.B.A., B.No 2020/7358, 03.10.2024 · AİHM, García Ruiz/İspanya [BD], B.No 30544/96, 21.01.1999 · AİHM, Ruiz Torija/İspanya, B.No 18390/91, 09.12.1994 · AİHM, Hiro Balani/İspanya, B.No 18064/91, 09.12.1994 · TBB Disiplin Kurulu, E.2025/242, K.2025/324, 23.05.2025 · TBB Disiplin Kurulu, E.2025/291, K.2025/417, 11.07.2025 · TBB Disiplin Kurulu, E.2025/427, K.2025/508, 04.08.2025.
Uluslararası belgeler: CEPEJ, Yargı Sistemlerinde Yapay Zekâ Kullanımına İlişkin Avrupa Etik Şartı · (AB) 2024/1689 sayılı Yapay Zekâ Tüzüğü.
Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır ve hukuki görüş niteliği taşımaz. Her uyuşmazlığın kendine özgü koşulları vardır; somut olayınız için mutlaka bir avukata danışınız.
Yararlanılan Mevzuat ve İçtihat
- Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.9
- Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.36
- Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.138
- Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.141
- 4857 sayılı İş Kanunu m.5
- 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu m.11
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.506
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.266
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.279
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.282
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.297
- 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu m.9
- 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu m.11
- 7223 sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu m.6
- 7571 sayılı Kanun m.135
- TBB Disiplin Kurulu, E.2025/242, K.2025/324, T. 23.05.2025
- TBB Disiplin Kurulu, E.2025/291, K.2025/417, T. 11.07.2025
- TBB Disiplin Kurulu, E.2025/427, K.2025/508, T. 04.08.2025
Yayın tarihi: 30.07.2026 · Son güncelleme: 30.07.2026
Hazırlayan: Av. Şerafettin Kaya · Gebze / Kocaeli · +90 534 545 23 32 · www.serafettinkaya.av.tr
Bu konuda hukuki değerlendirme ihtiyacınız varsa iletişim bilgilerine Randevu ve Danışma sayfasından ulaşabilirsiniz.








