Üretken Yapay Zekâ ve Fikrî Mülkiyet: Eser Sahipliği ve Eğitim Verisi

Üretken yapay zekâ ve fikrî mülkiyet, eser sahipliği ve eğitim verisi — Yapay Zekâ ve Hukuk serisi IV, Av. Şerafettin Kaya Hukuk ve Arabuluculuk Bürosu

Bu yazı, Yapay Zekâ ve Hukuk başlıklı beş bölümlük akademik serinin dördüncü bölümüdür. Önceki bölümlerde yapay zekânın hukuki statüsü, sorumluluk rejimi ve kişisel verilerle ilişkisi incelenmişti. Bu bölümde, üretken yapay zekânın fikrî mülkiyet hukuku karşısındaki konumu ele alınmaktadır.

Kısa Cevap

Bu çalışma, üretken yapay zekânın ürettiği ham çıktının FSEK’teki “hususiyet” ölçütü öznelliğe bağlı olduğu için kural olarak eser sayılamayacağını, ancak bu sonucun FSEK m.11’deki eser sahipliği karinesi karşısında ispat düzeyinde önemli ölçüde yumuşadığını gösterir. Girdi tarafında ise Türk hukukunda ticari amaçlı model eğitimini meşrulaştıran bir metin ve veri madenciliği istisnası bulunmadığı tespit edilmiştir.

Öz

Çalışma, üretken yapay zekâ ile fikrî mülkiyet ilişkisini iki ayrı soru üzerinden incelemektedir: modelin korunan eserlerle eğitilmesinin hukuka uygunluğu (girdi sorusu) ve modelin ürettiği çıktının eser sayılıp sayılamayacağı (çıktı sorusu). Çıktı bakımından, FSEK’in “hususiyet” ölçütünün özneye bağlı olduğu ve ham çıktının kural olarak eser sayılamayacağı savunulmakta; ancak bu sonucun FSEK m.11’deki eser sahipliği karinesi karşısında ispat düzeyinde önemli ölçüde yumuşadığı gösterilmektedir. Girdi bakımından ise Türk hukukunda ticari model eğitimini meşrulaştıran bir metin ve veri madenciliği istisnasının bulunmadığı tespit edilmektedir. Çalışma ayrıca, bu alandaki güçlüğün serinin diğer bölümlerinden farklı olarak ispat düzeyinde değil, kavram düzeyinde ortaya çıktığını ileri sürmektedir.

Anahtar kelimeler: üretken yapay zekâ, eser sahipliği, hususiyet, telif hakkı, metin ve veri madenciliği, eser sahipliği karinesi.

Yöntem notu. Mevzuat metinleri resmî kaynaktan tam metin olarak alınmıştır. FSEK’in istisna hükümleri, kanun metni içinde tam metin taramasıyla incelenmiştir. Yargı kararları Temmuz 2026 itibarıyla taranmıştır; ilk derece mahkemesi kararlarına yapılan atıflarda kesinleşme durumu ayrıca belirtilmiştir.

1. Giriş: İki Ayrı Soru

Üretken yapay zekâ ile fikrî mülkiyet ilişkisi, birbirinden bağımsız iki soruyu içerir ve bu ikisinin karıştırılması tartışmayı sürekli bulandırmaktadır.

Girdi sorusu: Bir modelin, telif hakkıyla korunan eserler kullanılarak eğitilmesi hukuka uygun mudur? Bu soru eser sahibinin çoğaltma hakkını ilgilendirir.

Çıktı sorusu: Modelin ürettiği metin, görsel veya müzik eser sayılır mı; sayılırsa sahibi kimdir? Bu soru eser kavramının kendisini ilgilendirir.

Konu Türk doktrininde her iki eksende de işlenmiştir (bk. ZORLUEL; ÇELİK; AKTÜRK; ALTINMAKAS; ATEŞ; DOĞAN; SULUK).

2. Çıktı Sorusu: Yapay Zekâ Ürünü Eser midir?

2.1. FSEK’in eser tanımı

FSEK m.1/B-(a) eseri şöyle tanımlar: “Sahibinin hususiyetini taşıyan ve ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema eserleri olarak sayılan her nevi fikir ve sanat mahsulleri”. Aynı maddenin (b) bendi eser sahibini “eseri meydana getiren kişi” olarak tanımlar. m.8/1 kuralı yineler: “Bir eserin sahibi, onu meydana getirendir.”

Bir fikir ürününün eser sayılabilmesi için iki şart aranır: şekli şart (kanunda sayılan eser türlerinden birine girmesi) ve esaslı şart (sahibinin hususiyetini taşıması). Tartışmanın merkezi ikinci şarttadır.

2.2. Hususiyet ölçütünün içeriği

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, hususiyet ölçütünü orijinallik, banal olmama ve sahibinin fikrî çabasını yansıtma unsurlarıyla açıklamaktadır (Yargıtay 11. HD, 06.05.2010, E.2008/13143, K.2010/4979). Daire, televizyon program formatına ilişkin kararında hususiyet şartının zorunluluğunu vurgulamış (Yargıtay 11. HD, 28.06.2013, E.2011/12577, K.2013/13823); mimari proje ve yapılara ilişkin bir kararında ise hususiyet bulunmadığı takdirde korumanın doğmayacağını açıkça belirtmiştir (Yargıtay 11. HD, 04.10.2013, E.2012/611, K.2013/17506).

Hususiyet, nesnel bir kalite ölçütü değildir; eserin, onu meydana getiren kişinin zihinsel damgasını taşımasıdır. Bu kavramsal yapı, ölçütün özneye bağlı olduğunu gösterir: hususiyet, bir kimin hususiyetidir.

2.3. İnsan unsuru: yargı uygulamasından bir işaret

Türk yargısında insan unsurunu doğrudan ele alan kararlar ilk derece düzeyindedir. İstanbul 2. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nin bir kararında şu gerekçe yer almaktadır: eserin “bir insan tarafından yaratılması ve kendisini yaratan kişinin özelliklerini taşıması gerekmektedir… Bu bakımdan, insan ürünü olmayan, örneğin tabii şekilde oluşan yahut insan dışındaki canlıların eylemlerinden kaynaklanan sonuçlar, eser olarak kabul edilemezler” (İstanbul 2. FSHHM, 13.11.2020, E.2018/168, K.2020/389).

Metodolojik uyarı: Bu kararlar ilk derece mahkemesi kararlarıdır ve kesinleşmemiş olarak kayıtlıdır; Yargıtay içtihadı değildir ve emsal değeri sınırlıdır. Buna karşılık Türk mahkemelerinin eser kavramını insan merkezli okuduğunu göstermeleri bakımından kaydedilmeye değerdir.

2.4. Prompt yazarı eser sahibi olabilir mi?

Uygulamada en çok tartışılan görüş, üretken sistemi yönlendiren komutu (prompt) yazan kişinin eser sahibi sayılması gerektiğidir. Kanaatimizce bu görüş üç gerekçeyle reddedilmelidir.

a) Talimat ile ifade farkı. Telif hukuku fikri değil, fikrin ifade ediliş biçimini korur. Prompt, sonucun nasıl olmasını istediğini anlatan bir talimattır. “Bir gün batımında yalnız bir deniz feneri çiz” cümlesi, ortaya çıkan resmin hangi kompozisyona, hangi renk geçişine sahip olacağını belirlemez. Bu belirlemeleri model yapar.

b) Yönlendirme, eser sahipliği doğurmaz. Yargıtay, bir eserin meydana getirilmesinde yardım alınmış olmasının yardım eden bakımından eser sahipliği doğurmayacağını kabul etmiştir (Yargıtay 11. HD, 16.06.2015, E.2015/1518, K.2015/8319). Bu ilkenin mantıksal karşıtı da geçerlidir: eseri fiilen meydana getirmeyen, yalnızca ne yapılacağını söyleyen kişi eser sahibi olmaz. Bir mimara “bana modern bir ev tasarla” diyen iş sahibi, projenin eser sahibi değildir.

c) Aracın belirleyiciliği. Fotoğraf makinesi benzetmesi yanıltıcıdır. Fotoğrafçı çerçeveyi, ışığı, anı ve odağı seçer; bu seçimler doğrudan çıktıya yansır. Üretken modelde ise aynı promptun iki kez çalıştırılması iki farklı çıktı verir.

Bu değerlendirme mutlak değildir. Kullanıcının çıktı üzerinde sonradan yaptığı seçim, düzenleme ve birleştirme işlemleri yeterli düzeye ulaşırsa, ortaya çıkan bütün bakımından hususiyet doğabilir. Nitekim FSEK m.1/B-(d) derleme eseri “bir düşünce yaratıcılığı sonucu olan” eser olarak tanımlamakta; Yargıtay da veri tabanı ve derlemelerde bu ölçütü aramaktadır (Yargıtay 11. HD, 07.03.2014, E.2012/15328, K.2014/4362).

2.5. Ara sonuç ve kapsamı

Buradan çıkan sonuç şudur: üretken yapay zekânın ham çıktısı, kural olarak eser değildir ve telif korumasından yararlanmaz. Bu bir boşluk değil; FSEK’in kavramsal yapısının tutarlı sonucudur.

Sonucun kapsamı iki yönden sınırlıdır ve bu sınırlar önemsiz değildir. Birincisi, yukarıda belirtildiği üzere kullanıcının çıktı üzerindeki sonraki yaratıcı müdahalesi koruma doğurabilir; korumasızlık yalnızca ham çıktı bakımındandır. İkincisi, aşağıda 3.4’te görüleceği gibi çıktının eser sayılmaması, onun serbestçe kullanılabileceği anlamına da gelmez: çıktı, eğitim verisindeki korunan bir eseri yeniden üretiyorsa kullanımı ihlal oluşturabilir. Dolayısıyla “eser değildir” ile “serbestçe kullanılabilir” aynı şey değildir.

2.6. Karinenin etkisi: FSEK m.11

Yukarıdaki sonuç maddi hukuk düzeyinde geçerlidir. Ancak uygulamada belirleyici olan, FSEK m.11’deki karinedir:

“Yayımlanmış eser nüshalarında veya bir güzel sanat eserinin aslında, o eserin sahibi olarak adını veya bunun yerine tanınmış müstear adını kullanan kimse, aksi sabit oluncaya kadar o eserin sahibi sayılır.”

Bu hüküm, yapay zekâ tartışmasında çoğu zaman göz ardı edilmektedir; oysa pratik sonucu büyüktür. Bir yapay zekâ çıktısını yayımlayan ve üzerine adını koyan kişi, karineden yararlanır. Bu kişinin eser sahibi olmadığını iddia eden taraf, çıktının hususiyet taşımadığını — yani bir insan yaratımı olmadığını — ispat etmek zorundadır. Böyle bir ispat, üretim sürecine erişimi bulunmayan üçüncü kişi bakımından son derece güçtür.

Buradan iki sonuç çıkar. Birincisi, “yapay zekâ çıktısı korumasızdır” tespiti teoride doğru olmakla birlikte, uygulamada karine nedeniyle tersine işleyebilir: adını koyan kişi fiilen korunuyormuş gibi bir konuma yerleşir. İkincisi ve serinin genel tezi bakımından daha ilginç olanı şudur: burada ispat güçlüğü, diğer bölümlerin aksine hak sahibi aleyhine değil, lehine işlemektedir. Bu, serinin tezinin bir istisnasını oluşturur ve aşağıda 5. başlıkta ayrıca değerlendirilmektedir.

3. Girdi Sorusu: Eğitim Verisi ve Telif

3.1. Eğitim bir çoğaltma mıdır?

Model eğitimi, korunan eserlerin bir veri kümesine kopyalanmasını, ön işlemden geçirilmesini ve model parametrelerinin bu veriyle güncellenmesini içerir. FSEK m.22/1 şu hükmü taşır: “Bir eserin aslını veya kopyalarını, herhangi bir şekil veya yöntemle, tamamen veya kısmen, doğrudan veya dolaylı, geçici veya sürekli olarak çoğaltma hakkı münhasıran eser sahibine aittir.”

Üç ikili nitelendirme de model eğitimi bakımından önem taşır. “Herhangi bir şekil veya yöntemle” ibaresi, teknik yöntemin yeniliğini savunma olmaktan çıkarır. “Tamamen veya kısmen” ibaresi, eserin bütününün kopyalanmadığı savunmasını karşılar. En önemlisi “geçici veya sürekli” ibaresidir: eğitim tamamlandıktan sonra nüshanın silinmiş olması, gerçekleşmiş çoğaltmayı hukuka uygun hâle getirmez.

3.2. FSEK’te metin ve veri madenciliği istisnası yoktur

FSEK metni içinde yapılan tam metin taramasında “veri madenciliği” veya eşdeğer bir ibareye rastlanmamıştır. İstisna hükümleri tek tek incelendiğinde de model eğitimini kapsayan bir düzenleme bulunmamaktadır.

m.38 – şahsi kullanım. Hüküm, eserlerin “kâr amacı güdülmeksizin şahsen kullanmaya mahsus” çoğaltılmasına izin verir; bu çoğaltmanın “hak sahibinin meşru menfaatlerine haklı bir sebep olmadan zarar veremeyeceği ya da eserden normal yararlanmaya aykırı olamayacağı” kaydını taşır. Ticari model eğitimi tanım gereği kâr amacı taşır ve şahsi kullanım değildir.

m.35 – iktibas serbestisi. Alenileşmiş bir eserin bazı cümle ve fıkralarının müstakil bir ilim ve edebiyat eserine alınmasına, “maksadın haklı göstereceği bir nispet dahilinde” izin verir ve “iktibasın belli olacak şekilde yapılması lazımdır” kuralını koyar. Model eğitiminde eserin bütünü kullanılmakta, kaynak gösterilmemekte ve iktibas belli olmamaktadır.

m.33 ve m.34 – eğitim-öğretim amaçlı serbestîler. Bu hükümler yayımlanmış eserlerin eğitim ve öğretim amacıyla temsili ile seçme ve toplama eserler oluşturulmasına ilişkindir; bir modelin eğitilmesini kapsamaz.

m.80/son – bilimsel araştırma serbestisi. Hüküm, kamu düzeni, eğitim-öğretim, bilimsel araştırma veya haber amacıyla ve kazanç amacı güdülmeksizin yapılan kullanımlara ilişkindir. Kâr amacı gütmeyen akademik model eğitimi bakımından tartışılabilir; ancak ticari eğitimi kapsamadığı açıktır.

Yazılıma özgü serbestîler. m.38’in devamındaki fıkralar hata düzeltme, yedek kopya, gözlemleme-tetkik-sınama ve araişlerlik amaçlı dekompilasyona izin verir; bunlar bilgisayar programının kendisine ilişkin işlemlerdir.

Sonuç şudur: Türk hukukunda, korunan eserlerin ticari model eğitiminde kullanılmasını meşrulaştıran açık bir istisna hükmü yoktur. Bu, Avrupa Birliği hukukundan önemli bir ayrılıktır; Birlik hukukunda Dijital Tek Pazarda Telif Hakkı Direktifi metin ve veri madenciliği için istisnalar öngörmüş, ticari nitelikli madencilik bakımından hak sahibine kullanımı saklı tutma imkânı tanımıştır. Türk kanun koyucusu böyle bir düzenleme yapmamıştır. Bu boşluk Türk doktrininde de tespit edilmekte ve düzenleme ihtiyacı dile getirilmektedir (bk. ATEŞ; SULUK).

3.3. Veri tabanı koruması

Eğitim verisi bir veri tabanı olarak derlenmişse FSEK m.6/11 gündeme gelir. Hüküm, “belli bir maksada göre ve hususi bir plan dahilinde verilerin ve materyallerin seçilip derlenmesi sonucu ortaya çıkan” veri tabanlarını işlenme eser sayar; ancak korumanın “veri tabanı içinde bulunan veri ve materyalin korunması için genişletilemeyeceğini” belirtir. Hususiyet taşımayan veri tabanları bakımından FSEK Ek m.8, sui generis nitelikte on beş yıllık bir koruma öngörmektedir; Yargıtay bu korumayı uygulamaktadır (Yargıtay 11. HD, 13.04.2022, E.2020/5940, K.2022/2992). Bu hüküm, büyük ölçekli veri kazıma faaliyetlerine karşı ek bir dayanak sunar.

3.4. Çıktının ihlal oluşturması: ezberleme sorunu

Eğitimden ayrı bir sorun, modelin çıktısının bir eseri yeniden üretmesidir. Büyük modellerin, eğitim verisinde sık tekrarlanan içerikleri parametrelerinde tutabildiği ve uygun bir komutla bunları yeniden üretebildiği bilinmektedir.

Böyle bir durumda çıktı, FSEK m.22 anlamında çoğaltma veya m.6 anlamında işlenme oluşturabilir. İşleme hakkı m.21 uyarınca münhasıran eser sahibine aittir: “Bir eserden, onu işlemek suretiyle faydalanma hakkı munhasıran eser sahibine aittir.” m.6’nın son fıkrası ise yalnızca “istifade edilen eserin sahibinin haklarına zarar getirmemek şartıyla oluşturulan ve işleyenin hususiyetini taşıyan” işlenmeleri eser sayar. Yapay zekâ çıktısı bakımından bu fıkranın iki unsuru da sorunludur: hususiyet yoktur ve asıl eser sahibinin izni alınmamıştır. Dolayısıyla ezberlenmiş içerik üreten çıktı, izinsiz işlenme veya çoğaltma olarak değerlendirilebilecektir.

Sorumluluğun kime ait olacağı, serinin ikinci bölümündeki tartışmaya bağlanır. Kanaatimizce çıktının yayılmasından kullanıcı, modelin ezberleme riskini gidermemesinden ise geliştirici sorumludur; somut olayda müteselsil sorumluluk gündeme gelebilir.

3.5. Güncel yargı uygulamasının yönü

Yapılan taramada, yapay zekâ ile üretilmiş içeriğin eser niteliği veya eğitim verisinin telif hukuku karşısındaki durumu hakkında bir Yargıtay kararına rastlanmamıştır. Buna karşılık derece mahkemeleri ve bölge adliye mahkemeleri düzeyinde yapay zekâ konulu güncel kararların ortaya çıkmaya başladığı; ancak bunların telif ekseninde değil, kişilik hakkı ve kişisel veri ekseninde geliştiği gözlenmektedir. Yapay zekâ ile işlenen görüntü ve ses kayıtlarına ilişkin uyuşmazlıklar bu çerçevede görülmektedir.

Bu yönelimin bir nedeni, kişilik hakkının ihlalinde ispat konusunun daha somut olmasıdır: mağdur, kendi görüntüsünün izinsiz kullanıldığını göstermekle yetinir. Ayrıca bu tür fiiller ceza hukuku bakımından da karşılık bulabilir; görüntü veya seslerin ifşası TCK hükümleri kapsamında değerlendirilebilir ve 5651 sayılı Kanun uyarınca erişimin engellenmesi yoluna başvurulabilir. Telif korumasının yukarıda anlatılan kavramsal engeller nedeniyle işletilememesi, uygulamanın bu alanlara yönelmesini açıklamaktadır.

4. Patent Hukuku Boyutu

4.1. Yazılım ve patentlenebilirlik

6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu m.82/1 uyarınca “teknolojinin her alanındaki buluşlara yeni olması, buluş basamağı içermesi ve sanayiye uygulanabilir olması şartıyla patent verilir.” İkinci fıkra; keşifleri, bilimsel teorileri, matematiksel yöntemleri, zihnî faaliyetleri, iş faaliyetlerine ilişkin plan ve kuralları, bilgisayar programlarını, estetik nitelikli mahsulleri ve bilginin sunumunu buluş sayılmayanlar arasında sayar. Ancak hüküm, yalnızca “bu konu veya faaliyetlerin kendisi”nin patentlenebilirlik dışında kaldığını belirtir. Bu as such sınırı, teknik bir soruna teknik çözüm getiren yazılım temelli buluşların patentlenebilmesine imkân tanır.

4.2. Buluş basamağı ölçütünün aşınması

SMK m.83/4, buluş basamağını “ilgili olduğu teknik alandaki uzmana göre aşikâr olmayan” olma ölçütüyle tanımlar. Bu ölçüt kurgusal bir “alanında uzman kişi” varsayımına dayanır. Yapay zekâ destekli araştırma yaygınlaştıkça, alanındaki uzmanın rutin olarak üretken modellerle çalıştığı bir ortamda “aşikâr olan”ın kapsamı genişler; bu da buluş basamağı eşiğinin fiilen yükselmesi ve patentlenebilirliğin daralması sonucunu doğurabilir. Kanaatimizce bu, yapay zekânın patent hukukuna en derin fakat en az tartışılan etkisidir.

4.3. Buluşu yapan kim olabilir?

SMK m.109/1 uyarınca “patent isteme hakkı, buluşu yapana veya onun haleflerine ait olup bu hakkın başkalarına devri mümkündür.” m.90/5 buluşu yapanın başvuruda belirtilmesini, m.90/6 ise adının belirtilmesini isteme hakkını düzenler.

Bir tespit: SMK metninde, buluşu yapanın gerçek kişi olması gerektiğine dair açık bir hüküm bulunmamaktadır. Bununla birlikte buluşu yapanın isminin gizli tutulmasını isteyebilmesi, adının belirtilmesini isteme hakkına sahip olması ve hakkın haleflerine geçmesi, kanunun kişi merkezli bir kurguya dayandığını zımnen ortaya koymaktadır. Karşılaştırmalı hukukta da yapay zekânın buluş sahibi olarak gösterildiği başvurular çeşitli ülkelerde reddedilmiştir. Kanaatimizce Türk hukukunda da aynı sonuca varılmalıdır; ancak dayanağın zımni bir kurgu olması, açık düzenleme ihtiyacını göstermektedir.

5. Değerlendirme: Bu Bölüm Serinin Tezinin Neresinde?

Serinin diğer bölümlerinde savunulan tez, mevcut hükümlerin ispat düzeyinde işlevsizleştiğidir. Fikrî mülkiyet bakımından bu teşhis olduğu gibi geçerli değildir ve bunun açıkça belirtilmesi gerekir.

Çıktı tarafında yaşanan, bir çöküş değildir. FSEK, eseri bir insanın zihinsel damgası olarak kurgulamıştır; üretken yapay zekâ çıktısının bu tanıma girmemesi, sistemin tutarlı ve doğru sonucudur. Burada hukuk işlevsizleşmemekte, kendi mantığını sürdürmektedir. Sorun hukukun değil, korunma beklentisinin gerçekçi olmamasıdır.

Girdi tarafında ise eksik olan kavram değil, istisna hükmüdür. Türk kanun koyucusu metin ve veri madenciliği konusunda henüz bir tercih ortaya koymamıştır; bu sessizlik fiilen hak sahipleri lehine, fakat herkes için belirsiz bir ortam yaratmaktadır.

Nihayet, FSEK m.11’deki karine bakımından ispat güçlüğü tersine işlemektedir: burada bilgi asimetrisinden yararlanan, çıktıyı yayımlayan kişidir. Dolayısıyla bu bölüm, serinin genel tezini doğrulamaktan çok sınırlandırmaktadır. İşlevsizleşme her hukuk alanında aynı biçim ve derinlikte gerçekleşmemektedir; bu tespit, tezin kendisini daha savunulabilir kılmaktadır.

Öneriler: (i) FSEK’e, hak sahibine saklı tutma imkânı tanıyan dengeli bir metin ve veri madenciliği istisnası eklenmelidir. (ii) Yapay zekâ çıktısının korunması isteniyorsa, bunun yolu eser kavramını zorlamak değil; sınırlı süreli, sui generis bir koruma öngörmektir — nitekim FSEK Ek m.8 bu tekniğin Türk hukukunda mevcut olduğunu göstermektedir. (iii) Yapay zekâ ile üretilmiş içeriğin işaretlenmesi zorunluluğu getirilmelidir; bu hem tüketicinin korunması hem de m.11 karinesinin yarattığı belirsizliğin giderilmesi bakımından gereklidir. (iv) SMK’da buluşu yapanın gerçek kişi olması gerektiği açıkça düzenlenmelidir.

Sık Sorulan Sorular (SSS)

Yapay zekâya ürettirdiğim görselin telif hakkı bana ait olur mu?

Kural olarak hayır; FSEK bir ürünün eser sayılabilmesi için sahibinin hususiyetini taşımasını arar ve komut vermek çıktının biçimsel ifadesini belirlemez. Ancak çıktı üzerinde yaptığınız sonraki düzenleme ve seçim işlemleri yeterli yaratıcı düzeye ulaşırsa koruma doğabilir. Ayrıca FSEK m.11 uyarınca yayımlanan nüshada adını kullanan kişi, aksi ispat edilinceye kadar eser sahibi sayılır.

Yapay zekâ çıktısını ticari olarak kullanabilir miyim?

Eser sayılmayan bir çıktının kullanımı telif hukuku bakımından kural olarak serbesttir. Ancak iki risk vardır: çıktı, eğitim verisindeki korunan bir eseri yeniden üretiyorsa ihlal oluşturabilir; ayrıca kullandığınız hizmetin sözleşme koşulları kullanımı sınırlandırabilir.

Eserlerimin yapay zekâ eğitiminde kullanılmasını engelleyebilir miyim?

Türk hukukunda model eğitimini serbest bırakan açık bir istisna hükmü bulunmadığından, FSEK m.22’deki çoğaltma hakkına dayanarak talepte bulunmanız hukuken mümkündür. Bu alanda henüz yerleşmiş bir Yargıtay içtihadı bulunmamaktadır.

Yapay zekâ buluş sahibi olarak gösterilebilir mi?

SMK’da buluşu yapanın gerçek kişi olması gerektiğine dair açık bir hüküm yoktur; ancak kanunun kurgusu kişi merkezlidir. Karşılaştırmalı hukukta bu tür başvurular çeşitli ülkelerde reddedilmiştir.

Sonuç

Fikrî mülkiyet, serinin en dikkatli okunması gereken alanıdır; çünkü buradaki güçlük diğer bölümlerdekiyle aynı türden değildir. FSEK’in insan merkezli eser kurgusu tutarlıdır ve terk edilmesi için bir sebep de yoktur. Bu tutarlılığın bedeli, üretken yapay zekâ çıktısının hukuken sahipsiz kalmasıdır — ancak m.11’deki karine, bu sahipsizliği uygulamada büyük ölçüde perdelemektedir.

Girdi tarafında ise tablo tersine dönmekte; eksik olan kavram değil, kanun koyucunun tercihidir. Türkiye, metin ve veri madenciliği konusunda henüz bir tercih ortaya koymamıştır ve bu belirsizlik ne hak sahiplerini korumakta ne geliştiricilere güvence vermektedir.

Serinin beşinci ve son bölümünde, yapay zekânın yargı hizmetlerinde ve avukatlık mesleğinde kullanımı; adil yargılanma hakkı, gerekçeli karar hakkı ve meslek etiği çerçevesinde ele alınarak seri tamamlanacaktır.

Kaynakça

Doktrin

  • AKTÜRK, Emrah: “Telif Hakkının Yapay Zekâ Ürünleri Açısından Değerlendirilmesi”, Çukurova Üniversitesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, 2024, s. 192-235. DOI: 10.59399/cuhad.1450690
  • ALTINMAKAS, Umut: “Üretken Yapay Zekâ Tarafından Üretilen Fikri Ürünlerde Yapay Zekânın Eser Sahipliği ve Telif Hakkı”, Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2025, s. 457-480. DOI: 10.54699/andhd.1574273
  • ATEŞ, Mustafa: “Fikir ve Sanat Mahsullerinin Yapay Zekânın Eğitiminde Kullanılmasının Telif Hakları Bağlamında Değerlendirilmesi”, Ticaret ve Fikri Mülkiyet Hukuku Dergisi, 2025, s. 241-272. DOI: 10.55027/tfm.1773763
  • ÇELİK, Muhammet: “Yapay Zekâ Ürünlerinin ve Sahiplik İkileminin Fikri Mülkiyet Hukuku Kapsamında Değerlendirilmesi”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2022, s. 581-620.
  • DOĞAN, Esma Muheyne: “Üretken Yapay Zekâ Modellerinin Eğitiminde Kullanılan İçeriklerin Telif Hakkı İhlali: ABD’deki Güncel Davalar Işığında Karşılaştırmalı Bir İnceleme”, Ticaret ve Fikri Mülkiyet Hukuku Dergisi, 2025, s. 91-110. DOI: 10.55027/tfm.1637308
  • SULUK, Cahit: “Dijitalleşmenin ve Özellikle Yapay Zekanın Çıkardığı Telif Sorunları ve Çare Arayışları”, Yıldırım Beyazıt Hukuk Dergisi, 2025, s. 951-970. DOI: 10.33432/ybuhukuk.1708190
  • ZORLUEL, Mustafa: “Yapay Zekâ ve Telif Hakkı”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, 2019, s. 305-356.

Mevzuat: 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu · 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu.

Yargı kararları: Yargıtay 11. HD, 06.05.2010, E.2008/13143, K.2010/4979 · Yargıtay 11. HD, 28.06.2013, E.2011/12577, K.2013/13823 · Yargıtay 11. HD, 04.10.2013, E.2012/611, K.2013/17506 · Yargıtay 11. HD, 07.03.2014, E.2012/15328, K.2014/4362 · Yargıtay 11. HD, 16.06.2015, E.2015/1518, K.2015/8319 · Yargıtay 11. HD, 13.04.2022, E.2020/5940, K.2022/2992 · İstanbul 2. FSHHM, 13.11.2020, E.2018/168, K.2020/389 (kesinleşmemiştir).


Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır ve hukuki görüş niteliği taşımaz. Her uyuşmazlığın kendine özgü koşulları vardır; somut olayınız için mutlaka bir avukata danışınız.

Yararlanılan Mevzuat ve İçtihat

  • 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu m.1
  • 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu m.6
  • 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu m.8
  • 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu m.11
  • 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu m.22
  • 6769 sayılı Kanun m.82
  • Yargıtay 11. HD, E.2008/13143, K.2010/4979, T. 06.05.2010
  • Yargıtay 11. HD, E.2011/12577, K.2013/13823, T. 28.06.2013
  • Yargıtay 11. HD, E.2012/611, K.2013/17506, T. 04.10.2013
  • Yargıtay 11. HD, E.2015/1518, K.2015/8319, T. 16.06.2015
  • Yargıtay 11. HD, E.2012/15328, K.2014/4362, T. 07.03.2014
  • Yargıtay 11. HD, E.2020/5940, K.2022/2992, T. 13.04.2022

Yayın tarihi: 30.07.2026 · Son güncelleme: 30.07.2026

Hazırlayan: Av. Şerafettin Kaya · Gebze / Kocaeli · +90 534 545 23 32 · www.serafettinkaya.av.tr

Bu yazıyı paylaş

WhatsApp LinkedIn X

Aynı kategoriden diğer yazılar

WhatsApp Randevu Ara