AİHM’e Başvuru Süreci: Şartlar, Süre ve Usul

AİHM'e başvuru süreci konulu kapak görseli

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuru, iç hukuktaki yargılamanın bir üst derecesi değildir. Mahkeme, Sözleşme’de güvence altına alınan hakların ihlal edilip edilmediğini denetler ve bunu sıkı kabul edilebilirlik ölçütlerine bağlar.

Kısa Cevap

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 35. maddesinin birinci fıkrasına göre Mahkeme’ye ancak iç hukuk yollarının tüketilmesinden sonra ve iç hukukta kesinleşmiş kararın verildiği tarihten itibaren dört aylık süre içinde başvurulabilir. Bu süre, 15 No.lu Protokol’le altı aydan dörde indirilmiş ve 1 Şubat 2022‘den itibaren uygulanmaya başlamıştır. Türkiye bakımından Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, tüketilmesi gereken etkili bir iç hukuk yoludur. Başvuru, Mahkeme’nin resmî başvuru formuyla ve posta yoluyla yapılır; e-posta veya faksla başvuru kabul edilmez.

İç Hukuk Yollarının Tüketilmesi

Sözleşme’nin 35. maddesinin birinci fıkrası, Mahkeme’ye başvurmadan önce ulusal makamlara ihlali giderme fırsatı verilmesini şart koşar. Bu, ikincillik (subsidiarite) ilkesinin doğrudan sonucudur.

Türkiye bakımından bu koşulun kapsamı, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolunun 23 Eylül 2012’de yürürlüğe girmesiyle değişmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Uzun/Türkiye kararında (Başvuru No. 10755/13, 30 Nisan 2013) bu yolu ayrıntılı biçimde incelemiştir.

Karar, bireysel başvuru yolunu önce erişilebilirlik yönünden değerlendirmiş ve şu tespiti yapmıştır: “Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru, olağan hukuk yolları dışında, önceden başka bir hukuk yoluna başvurmak veya başka bir talepte bulunma koşuluna bağlı değildir.” Kararda otuz günlük başvuru süresinin ilkesel olarak makul olduğu, harçların erişilebilirliği azaltmadığı ve başvuranların adli yardım alma hakkının bulunduğu belirtilmiştir.

Mahkeme, Anayasa Mahkemesinin bilgi ve belge talep etme yetkisi, içtihat çelişkilerini giderecek bir sistemin bulunması, tedbir kararı verebilmesi ve konu bakımından yetkisinin Sözleşme ile protokolleri kapsayacak biçimde genişletilmiş olması gibi unsurları da dikkate almış; sonuçta bu usulün “ilkesel olarak, insan haklarının ve temel özgürlüklerinin korunması için uygun bir mekanizma olduğu” kanaatine varmıştır.

Karar sonucu açıktır: başvuru, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulunmuştur. Bu nedenle bugün Türkiye’den yapılan başvurularda Anayasa Mahkemesine bireysel başvurunun tüketilmiş olması aranmaktadır. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru usulünün doğru işletilmesi, bu nedenle AİHM yolunun da ön koşuludur.

Dört Aylık Süre ve Geçiş Rejimi

Sözleşme’nin 35. maddesindeki süre, 15 No.lu Protokol’ün 4. maddesiyle altı aydan dört aya indirilmiştir. Protokol 1 Ağustos 2021’de yürürlüğe girmiş; yeni süre ise altı aylık geçici dönemin sonunda, 1 Şubat 2022 tarihinden itibaren uygulanmaya başlamıştır.

Geçiş döneminde hangi sürenin uygulanacağı, Yusuf Orhan/Türkiye kararında (Başvuru No. 38358/22, 6 Aralık 2022) açıklığa kavuşturulmuştur. Kararda öncelikle, 35. maddedeki sürenin “bir kamu düzeni kuralı” olduğu ve Mahkeme tarafından resen inceleneceği hatırlatılmıştır.

Mahkeme, 15 No.lu Protokol’ün 8. maddesinin üçüncü fıkrasındaki “verilen” ifadesinin olağan anlamına dayanarak şu sonuca varmıştır: “Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası anlamında iç hukukta kesinleşmiş kararın 1 Şubat 2022 tarihinden önce verildiği belirtilen başvurular hakkında, söz konusu kararın ilgiliye tebliğ edilme tarihi ne olursa olsun … uygulanması gereken sürenin altı aylık süre olduğu anlaşılmaktadır. Dört aylık süre, iç hukukta kesinleşmiş kararın 31 Ocak 2022 tarihinden sonra verildiği ifade edilen başvurular hakkında uygulanmalıdır.”

Sürenin başlangıcı ise ayrı bir meseledir. Mahkeme’nin yerleşik içtihadına göre süre, kesinleşmiş kararın verildiği tarihte değil, tebliğ edildiği tarihte (iç hukukta tebliğ öngörülmüşse) ya da kararın internette yayımlandığı tarihte işlemeye başlar. Somut olayda Anayasa Mahkemesi kararının 25 Şubat 2022’de tebliğ edilmesi üzerine sürenin ertesi gün başladığı ve 25 Ağustos 2022’de dolduğu kabul edilmiştir.

AİHM başvurusunda uygulanacak sürenin belirlenmesi
AİHM başvurusunda uygulanacak sürenin belirlenmesi.

Yargıtay Ne Diyor? Sürenin Başlangıcı ve Etkisiz Hukuk Yolları

Süre kuralının en çok tartışılan yönü, hangi tarihten itibaren işlemeye başladığıdır. Mehmet Şaşkın ve diğerleri/Türkiye kararı (Başvuru No. 3934/17, 15 Kasım 2022) bu konuda öğreticidir.

Kararda sürenin amacı şöyle açıklanmıştır: “Bu süre, hukuki güvenliğin temin edilmesini ve Sözleşme bakımından sorunları ileri süren davaların makul bir süre içinde incelenmesinin sağlanmasını amaçlamaktadır.”

Kararda, hukuk yolu bulunmaması veya mevcut yolların etkin olmaması hâlinde sürenin “genel olarak ihtilaf konusu eylemlerin gerçekleştiği tarihte” başlayacağı; ancak başvuranın görünüşte mevcut bir yolu kullanıp sonradan bu yolun etkisiz olduğunu öğrenmesi hâlinde, sürenin bu durumu ilk defa öğrendiği veya öğrenmesi gereken tarihten itibaren işleyeceği belirtilmiştir.

Somut olayda 1992’de kaybolan yakınları için 2016 yılında yapılan başvuru, sürenin geçtiği gerekçesiyle reddedilmiştir. Kararda ayrıca, 5233 sayılı Kanun’a dayanan tazminat yolunun somut olayda etkin olmadığı ve bu nedenle “altı aylık sürenin başlangıç noktasının ertelenmesine yol açacak nitelikte, tüketilmesi gereken mevcut bir hukuk yolu” sayılamayacağı belirtilmiştir.

Buradan çıkan pratik sonuç şudur: etkili olmayan bir yola başvurmak süreyi uzatmaz. Bu nedenle hangi yolun etkili sayıldığı, başvurudan önce dikkatle değerlendirilmelidir.

Başvurunun Şekli ve İçeriği

Başvuru, Mahkeme’nin internet sitesinde yayımlanan resmî başvuru formu doldurularak yapılır. Form eksiksiz doldurulmalı ve imzalanmalıdır; e-posta veya faksla gönderilen başvurular geçerli sayılmaz. Başvuru, Strazburg’daki Mahkeme’ye posta yoluyla gönderilir.

Formda başvuranın kimlik bilgileri, varsa temsilcisine ilişkin bilgiler ve yetki belgesi, şikâyet edilen devlet, olayların özeti, Sözleşme’nin hangi maddelerinin ihlal edildiği iddiası ve kabul edilebilirlik koşullarının karşılandığını gösteren açıklamalar yer alır. Kararların ve dilekçelerin örnekleri de eklenmelidir.

Başvurunun Sözleşme’ye taraf devletlerin resmî dillerinden birinde, bu arada Türkçe olarak yapılması mümkündür. Ancak yargılamanın ilerleyen aşamalarında, Hükümetin görüşlerinin bildirilmesinden sonra, kural olarak Mahkeme’nin resmî dillerinden biri (İngilizce veya Fransızca) kullanılır.

Mahkeme önündeki yargılama kural olarak yazılıdır ve harca tabi değildir. Koşulları varsa adli yardım talep edilebilir. Başvurunun yapılmış olması, iç hukuktaki kararların icrasını kendiliğinden durdurmaz.

Kabul Edilebilirlik Ölçütleri

Süre ve iç hukuk yollarının tüketilmesi dışında, Sözleşme’nin 35. maddesi başka kabul edilemezlik sebepleri de öngörür.

Başvuru isimsiz olamaz; Mahkeme’nin daha önce incelediği bir konuyla esas itibarıyla aynı olan veya başka bir uluslararası soruşturma merciine sunulmuş ve yeni olgu içermeyen başvurular reddedilir.

Sözleşme hükümleriyle bağdaşmayan (kişi, konu, yer veya zaman bakımından yetki dışı kalan), açıkça dayanaktan yoksun veya başvuru hakkının kötüye kullanılması niteliğindeki başvurular da kabul edilemez bulunur.

Yusuf Orhan kararında bu ölçütlerin uygulanışı görülmektedir. Kararda, Sözleşme’nin 5. maddesinin hükümlüye “ne af yasasından yararlanma ne de önceden şartlı ya da kesin tahliye edilme hakkını güvence altına” almadığı belirtilerek şikâyet konu bakımından kabul edilemez bulunmuş; ayrımcılık iddiaları ise yeterince desteklenmediği için reddedilmiştir.

Bu nedenle başvuru dilekçesinde, yalnızca iç hukuktaki kararın hatalı olduğunu ileri sürmek yeterli değildir; Sözleşme’nin hangi maddesinin, hangi olgularla ihlal edildiğinin ve bu hakkın Sözleşme kapsamında güvence altına alındığının ortaya konulması gerekir.

AİHM başvurusunun kabul edilebilirlik koşulları
AİHM başvurusunda aranan kabul edilebilirlik koşulları.

Başvurudan Sonra Ne Olur?

Başvuru kaydedildikten sonra Mahkeme önce kabul edilebilirlik incelemesi yapar. Açıkça kabul edilemez görülen başvurular tek hâkim tarafından reddedilir ve bu karar kesindir; ayrıca gerekçelendirilmez.

Başvuru bu aşamayı geçerse Hükümete bildirilir ve taraflardan yazılı görüşleri istenir. Bu aşamada dostane çözüm görüşmeleri de yürütülebilir. Mahkeme, ihlal tespit ederse Sözleşme’nin 41. maddesi uyarınca adil tazmine hükmedebilir.

Daire kararlarına karşı, kararın tebliğinden itibaren üç ay içinde Büyük Daire’ye gönderme talebinde bulunulabilir; ancak bu talep yalnızca istisnai hâllerde kabul edilir. Kesinleşen kararların icrası Bakanlar Komitesi tarafından denetlenir.

Türk hukukunda ihlal kararının iç hukuktaki sonucu yeniden yargılamadır: Ceza Muhakemesi Kanunu ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ihlal kararı vermesi hâlinde yargılamanın yenilenmesini bir sebep olarak düzenlemektedir. Ceza yargılamasında bu yol, kesinleşmiş bir hükmün yeniden ele alınmasını sağladığından, iddianameyle çizilen çerçevenin ve hükmün dayandığı delillerin yeniden değerlendirilmesi sonucunu doğurur. İhlalin özgürlükten yoksun bırakmaya ilişkin olduğu hâllerde ise tutuklamaya ilişkin güvencelerin ihlal edilip edilmediği ayrıca tartışılır.

AİHM başvurusundan sonraki aşamalar
AİHM başvurusunun kaydından karara kadar izlediği aşamalar.

Sık Sorulan Sorular

AİHM’e başvurmak için avukat tutmak zorunlu mu? Başvuru aşamasında zorunlu değildir; başvuran kendisi de başvurabilir. Ancak başvuru Hükümete bildirildikten sonra, kural olarak temsil aranır.

Süre kaç ay ve ne zaman başlar? İç hukukta kesinleşmiş karar 31 Ocak 2022’den sonra verilmişse dört ay, öncesinde verilmişse altı aydır. Süre, kararın tebliğ edildiği veya öğrenilebildiği tarihten itibaren işler.

Anayasa Mahkemesine başvurmadan doğrudan AİHM’e gidebilir miyim? Kural olarak hayır. AİHM, Uzun/Türkiye kararıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruyu tüketilmesi gereken etkili bir yol olarak kabul etmiştir; tüketilmeden yapılan başvurular kabul edilemez bulunur.

Başvuru Türkçe yapılabilir mi? Evet. Başvuru, taraf devletlerin resmî dillerinden biriyle, bu arada Türkçe olarak yapılabilir. Yargılamanın ilerleyen aşamalarında ise Mahkeme’nin resmî dilleri kullanılır.

AİHM kararı iç hukuktaki kararı kendiliğinden ortadan kaldırır mı? Hayır. İhlal kararı, iç hukuktaki hükmü doğrudan iptal etmez; koşulları varsa yargılamanın yenilenmesi yoluna başvurulmasını ve adil tazmin ödenmesini gerektirir.

Sonuç

AİHM başvurularının önemli bir bölümü esasa girilmeden, kabul edilebilirlik aşamasında sonuçlanmaktadır. Bu nedenle başvuru hazırlanırken üç nokta belirleyicidir: doğru iç hukuk yolunun tüketilmiş olması, sürenin doğru hesaplanması ve şikâyetin Sözleşme’nin hangi maddesi kapsamında ileri sürüldüğünün açıkça ortaya konulması. Bu üç eşiği geçmeyen bir başvuru, esası ne kadar güçlü olursa olsun incelenmez.

Dayanak Mevzuat ve Kararlar

  • Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 34 (Bireysel başvuru)
  • Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 35 (Kabul edilebilirlik koşulları)
  • Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 41 (Adil tazmin)
  • Sözleşme’ye Ek 15 No.lu Protokol m. 4 ve m. 8/3
  • AİHM, Uzun/Türkiye, Başvuru No. 10755/13, 30.04.2013
  • AİHM, Yusuf Orhan/Türkiye, Başvuru No. 38358/22, 06.12.2022
  • AİHM, Mehmet Şaşkın ve diğerleri/Türkiye, Başvuru No. 3934/17, 15.11.2022

Hukuki Bilgilendirme

Bu yazı genel bilgilendirme amaçlı olarak hazırlanmıştır; hukuki görüş veya vekâlet ilişkisi doğurmaz. Kabul edilebilirlik koşulları ve süreler her başvurunun kendi seyrine göre değerlendirildiğinden, dosya incelenmeden işlem tesis edilmemelidir. Her uyuşmazlık kendi somut koşullarında değerlendirilir.

Yayın tarihi: 20.08.2026 · Son güncelleme: 20.08.2026 Hazırlayan: Av. Şerafettin Kaya · Gebze / Kocaeli · 0534 545 23 32 · www.serafettinkaya.av.tr

Bu yazıyı paylaş

WhatsApp LinkedIn X

Aynı kategoriden diğer yazılar

WhatsApp Randevu Ara