Kasten Öldürme Suçunda Haksız Tahrik İndirimi ve Yargıtay Uygulamaları

Kısa Cevap
Haksız tahrik indirimi (TCK m. 29) için üç unsur birlikte aranır: mağdurdan kaynaklanan haksız bir fiil, bu fiilin failde hiddet veya şiddetli elem doğurması ve suçun bu ruhi durumun etkisi altında işlenmesi. Tahrik oluşturan fiilin doğrudan failin şahsına yönelmesi zorunlu değildir; failin etkilenmesi olağan sayılan yakınlarına yönelik haksız davranışlar da tahrik oluşturabilir. Uygulamada belirleyici olan nokta ilk haksız hareketin kimden geldiğinin tespitidir; bu belirlenemiyorsa Yargıtay tarafların karşılıklı olarak tahrik altında hareket ettiğini kabul eder. İndirim oranı tahrikin ağırlığına göre belirlenir ve gerekçelendirilmek zorundadır.
1. Giriş
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 81. maddesi kapsamında düzenlenen kasten öldürme suçu, insan hayatına karşı işlenen suçların en temel ve en ağır olanıdır. Bir kimsenin yaşam hakkının hukuka aykırı olarak sonlandırılması şeklinde tanımlanabilecek bu eylem, failin ceza sorumluluğunun derecesi bakımından çeşitli sebeplerin etkisi altında değerlendirilmeye tabi tutulmaktadır. Söz konusu ceza sorumluluğunu azaltan nedenlerin başında ise “haksız tahrik” müessesesi gelmektedir. Haksız tahrik, bir haksız fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işlenmesi halidir ve bu halde fail, işlediği suçtan dolayı daha az ceza ile cezalandırılmaktadır. Bu makalenin temel amacı, kasten öldürme suçu bağlamında haksız tahrik kurumunun hukuki niteliğini, şartlarını ve bilhassa Yargıtay içtihatlarında üçüncü kişilere yönelik haksız fiillerin tahrik oluşturup oluşturmayacağı hususunu güncel kararlar ışığında derinlemesine incelemektir.
2. Tarihçe ve Kavramsal Çerçeve
Haksız tahrik, ceza hukukunun tarihsel gelişiminde “insan doğası” ve “psikolojik zorlanma” olgularının hukuki bir zemine oturtulması ihtiyacından doğmuştur. Klasik ceza hukuku anlayışında failin serbest iradesinin haksız bir fiil neticesinde zafiyete uğraması, ceza sorumluluğunu ortadan kaldırmasa da hafifletici bir sebep olarak kabul edilmektedir. 5237 sayılı TCK’nın 29. maddesine göre: “Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir.”
Haksız tahrik hükümlerinin uygulanabilmesi için:
- Tahrik teşkil eden haksız bir fiil bulunmalıdır.
- Bu fiil failde hiddet veya şiddetli bir elem (öfke, acı, üzüntü) yaratmalıdır.
- Suç, bu ruhsal durumun etkisi altında ve tahrik edene karşı işlenmelidir.

3. Mukayeseli Tahlil ve Doktrin Tartışması
Doktrinde tartışılan en önemli konulardan biri, haksız fiilin failin bizzat şahsına yönelmesinin zorunlu olup olmadığıdır. Kimi yazarlar tahrikin doğrudan faile yönelmesi gerektiğini katı bir şekilde savunurken, modern ceza hukuku anlayışı ve Yargıtay uygulamaları, haksız fiilin failin yakınlarına, sevdiği kişilere, hatta failin durumundan etkileneceği üçüncü kişilere karşı işlenmesinin de haksız tahrik oluşturabileceğini kabul etmektedir. Zira insan psikolojisi, yalnızca kendisine yönelik değil, aidiyet ve bağ hissettiği kişilere yönelik haksız saldırılar karşısında da derin bir hiddet ve elem yaşayabilir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun müstekâr içtihatlarına göre; tahrik nedeniyle yapılacak indirimin oranı belirlenirken, haksız tahriki oluşturan hareketin işleniş şekli, yeri, niteliği, zamanı, yöresel şartlar ile tahrik eden ve edilenin durumları bütünüyle değerlendirilmelidir. Bu kapsamda, failin bir yakınına (örneğin yeğenine) yapılan saldırı da fail nezdinde haksız tahrik koşullarını oluşturur.

4. Derin İçtihat İncelemesi: Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 2025/49 E., 2025/1760 K. Sayılı İlamı
Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 28.11.2024 tarihli kararının itiraz üzerine incelenmesine ilişkin 06.03.2025 tarihli, 2025/49 E. ve 2025/1760 K. sayılı içtihadında olay örgüsü şu şekildedir: Suça sürüklenen çocuk olan yeğen, maktul ve arkadaşları ile tartışıp yaralanmış, durumu dayısı olan sanığa haber vermiştir. Olay yerine gelen dayı (sanık), “Yeğenime hanginiz saldırdınız?” diyerek diğer sanıklarla birlikte maktul ve arkadaşlarına saldırmış, neticede kasten öldürme fiilini işlemiştir.
4.1. Haksız Fiilin Üçüncü Kişiye Yönelmesi
Kararda en çok dikkat çeken husus, sanığa doğrudan bir saldırı olmamasına rağmen, sanığın haksız tahrik indiriminden faydalanıp faydalanamayacağıdır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazında, sanığın eylemini yeğeninin maktul tarafından yaralanmasının yarattığı öfke ve elemin etkisi altında gerçekleştirdiği, dolayısıyla asgari oranda indirim yapılması gerektiği savunulmuştur.
4.2. İlk Haksız Hareket ve Oy Çokluğuyla Verilen Karar
Ancak Yargıtay 1. Ceza Dairesi, suça sürüklenen çocuk (yeğen) ile maktul arasındaki kavgada “ilk haksız hareketin kimden kaynaklandığının kesin olarak belirlenemediği” ve olaya sonradan dâhil olan sanığa yönelik maktulden kaynaklanan doğrudan haksız bir söz veya davranış bulunmadığı gerekçesiyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazını reddetmiştir.

4.3. Karşı Oy Yazısı ve Hukuki Tahlil
Kararın karşı oy yazısında ise, Ceza Genel Kurulu’nun (örneğin 04.03.2008 gün ve 2-42 sayılı kararı) uygulamalarına atıf yapılarak; haksız fiilin failin huzurunda olmasına veya bizzat failin kendisine yönelmesine gerek olmadığı, dayı-yeğen ilişkisinde yeğenin parmağının kırılacak derecede yaralanmasının dayı nezdinde hiddet yaratacağı vurgulanmıştır. Karşı oyda, suça sürüklenen çocuk (yeğen) yönünden haksız tahrik indiriminin uygulanması gerektiğinin kabul edildiği bir olayda, dayı sıfatıyla olaya katılan sanığın da maktulden kaynaklanan haksız tahrik etkisi altında hareket ettiğinin kabulü gerektiği belirtilmiştir.
Doktrin ve Yargıtay’ın yerleşik içtihatları dikkate alındığında, karşı oy yazısındaki gerekçelendirme haksız tahrik kurumunun dayandığı psikolojik etki düşüncesiyle daha uyumlu görünmektedir. Zira fail, tamamen yabancı olduğu bir kavga sebebiyle değil, yeğeninin yaralanması nedeniyle içine düştüğü elemin etkisiyle harekete geçmiştir. Buna karşılık çoğunluk görüşü, tahrikin sirayetini kabul etmek yerine, sanığa yönelen somut bir haksız davranışın varlığını aramaktadır.
5. Sonuç
Kasten öldürme suçlarında haksız tahrik müessesesi, insan psikolojisinin sınırlarını ve zaaflarını ceza hukukunun adalet terazisinde tartan önemli bir ölçüttür. Yargıtay uygulamalarında haksız tahrikin mutlaka failin bizzat şahsına yönelmesi gerekmediği, failin etkilenebileceği yakınlarına yönelik haksız saldırıların da indirim sebebi sayılabileceği kural olarak kabul edilse de; incelenen 2025 tarihli kararda Daire çoğunluğu, ilk haksız hareketin net tespit edilememesini ve olaya sonradan dahil olmayı gerekçe göstererek haksız tahrik indirimini reddetmiştir. Bu durum, ceza sorumluluğunun kişiselleştirilmesi ilkesi ve tahrikin sirayeti bağlamında doktrinde ve içtihatlarda tartışılmaya devam edecektir.
Ek: İncelenen Yargıtay Kararı Tam Metni
Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 2025/49 E., 2025/1760 K., 06.03.2025
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ: Ceza Dairesi
SAYISI: 2023/1456 E., 2023/1434 K.
SUÇ: Kasten öldürme
HÜKÜM: İstinaf başvurularının esastan reddi kararı
İTİRAZNAME GÖRÜŞÜ: Bozma
İTİRAZA KONU KARAR: Temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükmün onanması
İTİRAZ EDEN: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
Yargıtay 1. Ceza Dairesinin, 28.11.2024 tarihli ve 2024/1174 Esas, 2024/7881 Karar sayılı kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 10.01.2025 tarihli ve KD-2024/1808 sayılı itirazı üzerine yapılan inceleme neticesinde;
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun’un) 308/1. maddesine göre yapılan lehe itiraz başvurusu üzerine dava dosyası, aynı Kanun’un 308/2. maddesi gereği Dairemize gönderilmekle, gereği düşünüldü:
I. İTİRAZ SEBEPLERİ
Sanık …’in eylemini yeğeni olan suça sürüklenen çocuk …’ın maktul tarafından yaralanmasının yarattığı öfke ve elemin etkisi altında gerçekleştirdiği anlaşıldığından lehine 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 29/1. maddesi uyarınca, haksız tahrik oluşturan eylemin ulaştığı boyuta göre asgari oranda haksız tahrik indirimi yapılması gerektiğinden bahisle temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükmün onanmasına ilişkin ilamın kaldırılmasına ve hükmün bozulmasına karar verilmesi talebine ilişkindir.
II. GEREKÇE
Somut olayda, suça sürüklenen çocuk … ve arkadaşları ile maktul ve arkadaşları arasında ilk haksız hareketin kimden kaynaklandığı kesin olarak belirlenemeyecek şekilde tartışma ve kavganın yaşandığı, suça sürüklenen çocuk …’ın durumu dayısı sanık …’i arayarak bildirmesi üzerine sanık …’in olay yerine yanında arkadaşı sanık …’le geldiği, olay yerinden ayrılmakta olan maktul ve arkadaşlarını durduran sanık …’in “Yeğenime hanginiz saldırdınız?” diyerek …, … ve …’la birlikte maktul ve yanındakilere saldırdıkları gözetildiğinde, olaya sonradan dahil olan sanık …’e yönelik maktulden kaynaklanan haksız söz ve davranış bulunmadığı anlaşıldığından, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.
III. KARAR
1. Gerekçe bölümünde belirtilen nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı İTİRAZININ oy çokluğuyla REDDİNE,
2. 5271 sayılı Kanun’un 308/3. maddesi uyarınca Yargıtay 1. Ceza Dairesinin, 28.11.2024 tarihli ve 2024/1174 Esas, 2024/7881 Karar sayılı temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükmün onanmasına ilişkin karar ile ilgili itirazı incelemek üzere dava dosyasının, Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
06.03.2025 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Birinci Kitap, İkinci Kısımda, “Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler” başlıklı İkinci Bölümde yer alan “haksız tahrik” 29. maddede; “Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir” şeklinde, ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak hüküm altına alınmıştır.
Ceza Genel Kurulunun çeşitli kararlarında tartışmasız olarak benimsendiği üzere, tahrik nedeniyle yapılacak indirimin oranı belirlenirken, haksız tahriki oluşturan hareketin işleniş şekli, yeri, niteliği, zamanı, yöresel şartlar ve tahrik eden ile edilenin durumları göz önüne alınıp değerlendirilmelidir. Yargıtay haksız tahrik indirimine ilişkin oran belirlenirken olaya ve taraflara ilişkin tüm koşulların gözetilmesi gerektiğini belirtmekle birlikte, Mahkemenin tahrik nedeniyle uyguladığı indirim oranının somut olaya uygun olup olmadığını denetlemektedir.
Mağdurun haksız bir fiili sonucunda hiddet veya şiddetli elem etkisinde kalan failin, tahrik edene karşı bir suç işlediğinde kusurunun azaldığı, iradesinde bir zayıflama meydana geldiği, suç işlemekten kendini alıkoyma yeteneğinin ve ceza sorumluluğunun azaldığı kabul edilmiştir.
Haksız tahriki oluşturan ve faili öfke veya şiddetli elem etkisi altında bırakan haksız fiilin, failin huzurunda veya ona yönelik olarak gerçekleştirilmesi şart olmayıp, faile yönelik olarak gerçekleştirilebileceği gibi, yakınlarına, tanıdıklarına, sevdiği kişilere veya tanımamakla birlikte durumundan etkileneceği üçüncü kişilere karşı da gerçekleştirilmesi mümkündür. Böylece failden başkasına yöneltilen haksız bir fiilin de faili öfke veya elem durumuna sokabileceği kabul edilmiştir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 04.03.2008 gün ve 2-42 sayılı kararında; haksız tahrik nedeniyle indirim yapılabilmesi için, haksız hareketin bizzat maktulden gelmesi ve bizzat sanığa ya da etkileneceği bir yakınına yönelmesi gerektiğine işaret edilmiştir.
Dairemizce olayın başlangıcına ilişkin taraf anlatımlarının farklılık arz ettiği ve suça sürüklenen çocuğun parmağında kırık meydana gelebilecek şekilde yaralandığı gözetildiğinde 5237 sayılı Kanun’un 29/1. maddesi uyarınca suça sürüklenen çocuğun cezasında asgari oranda haksız tahrik indirimi yapılması gerektiğinin gözetilmemesi hukuka aykırı bulunması nedeniyle hakkındaki mahkumiyet hükmünün bozulmasına göre; suça sürüklenen çocuğun dayısı olan sanık hakkında da dayı-yeğen ilişkisi sebebiyle maktulden kaynaklanan haksız tahrik etkisi altında suça katıldığı anlaşılmakla, Yargıtay Ceza Daireleri ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun uygulamaları dahilinde dayı-yeğen ilişkisi durumunda haksız tahrik indirimi kabul edildiği için bu olayda da sanık hakkında haksız tahrik indirimi yapılması gerektiğinden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne karar verilmesi görüşündeyim.
İlgili yazılar
- Kasten Öldürmeye Teşebbüste Haksız Tahrik İndirimi — teşebbüs hâlinde indirimin uygulanması, karşılıklı çatışmada asgari oran ve tahrikin mağdurdan sadır olması şartı
- İnfaz Hukuku Rehberi: İnfaz Nedir? Tekerrür ve Mükerrirlik Uygulamaları
- Ceza Davalarında Zamanaşımı: Dava ve Ceza Zamanaşımı Süreleri
Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır ve hukuki görüş yerine geçmez. Her uyuşmazlık kendi somut koşulları içinde değerlendirilir; buradaki açıklamalardan hareketle işlem yapılmadan önce dosyanın incelenmesi gerekir.
Yararlanılan Mevzuat ve İçtihat
- 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.29
- 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.81
- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.308
Sık Sorulan Sorular (SSS)
Haksız tahrik indirimi hangi şartlarda uygulanır?
TCK m.29 üç unsur arar; biri eksikse indirim uygulanmaz. İlk haksız hareketin kime ait olduğunun tespiti, indirimin uygulanıp uygulanmayacağını belirleyen ilk halkadır.
İndirim oranı nasıl belirlenir?
Oran tahrikin ağırlığına göre belirlenir ve mahkeme bunu gerekçelendirmek zorundadır.
Saldırı sanığa değil başkasına yönelmişse indirim olur mu?
Haksız fiilin üçüncü kişiye yönelmesi hâlinde de indirim gündeme gelebilir; belirleyici olan somut olayda tahrik ilişkisinin kurulup kurulmadığıdır.
İlgili İçerikler
Yayın tarihi: 15.08.2026 · Son güncelleme: 15.08.2026
Hazırlayan: Av. Şerafettin Kaya · Gebze / Kocaeli · +90 534 545 23 32 · www.serafettinkaya.av.tr