Komplikasyon Yönetimi, Hekim Yetki Sınırları ve Bilirkişi İncelemesi

Kısa Cevap
Bir olumsuz sonucun “komplikasyon” sayılması hekimi kendiliğinden sorumluluktan kurtarmaz. Riskin tıp literatüründe tanımlanmış olması yalnızca ilk şarttır. Sorumluluğun doğmaması için ayrıca hastanın bu riske ilişkin usulüne uygun aydınlatılmış olması, müdahalenin tıp biliminin gerekleri ve tekniğine uygun yapılması ve komplikasyon gerçekleştikten sonra zamanında fark edilip doğru yönetilmiş olması gerekir. Bu üç halkadan biri kopuyorsa ortada komplikasyon değil malpraktis vardır. Ayrıca pratisyen hekimin, uzmanlık gerektiren bir müdahaleyi üstlenmesi başlı başına özen borcuna aykırılık oluşturabilir.
Kısa Özet
Tıp biliminde her cerrahi müdahale veya invaziv işlem (kateter takılması, endoskopi, anestezi vb.), kendi doğası gereği belirli oranlarda hayati risk barındırır. Hukuk düzeni, tıp biliminin ilerlemesi ve hastaların sağlığına kavuşması amacıyla bu riskleri “izin verilen risk” (komplikasyon) doktrini kapsamında hukuka uygun kabul eder. Ancak bir olumsuz sonucun komplikasyon olarak nitelendirilebilmesi ve hekimi sorumluluktan kurtarabilmesi için, yalnızca o riskin tıp literatüründe tanımlanmış olması yeterli değildir; müdahaleyi gerçekleştiren hekimin mesleki ehliyetinin (uzmanlık/pratisyenlik sınırının) o işleme yetmesi, müdahalenin yapıldığı ortamın (hasta odası vs. ameliyathane) tıbbi standartları karşılaması, hastaya doğru pozisyon verilmesi ve komplikasyon gerçekleştiğinde zamanında, doğru kriz yönetiminin uygulanmış olması şarttır. Aksi takdirde, tıp biliminde “komplikasyon” olarak adlandırılan bir tablo, hukuken doğrudan tıbbi kötü uygulama (malpraktis) ve “kusurlu sorumluluk” haline dönüşür. Bu çalışmada; hekimlerin mesleki yetki sınırları, pratisyen hekimlerin tıbbi müdahale ehliyeti, komplikasyon yönetiminde özen borcu ve mahkemeler ile Yargıtay’ın bilirkişi raporlarının denetiminde aradığı bilimsel metodolojik standartlar, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 20.10.2025 tarihli ve E. 2025/582, K. 2025/4981 sayılı emsal kararı ekseninde derinlemesine incelenmiştir.
1. Giriş: İzin Verilen Risk Doktrininin Sınırları
Çağdaş tıp hukuku ve borçlar hukuku dogmatiğinde, hekimin sorumluluğunun sınırlarını çizen en temel kavram “izin verilen risk”tir. İnsan organizmasının karmaşık yapısı ve tıbbi müdahalelerin doğası gereği barındırdığı tehlikeler nedeniyle hukuk sistemi, tıbbi standartlara tam olarak uyulmasına rağmen ortaya çıkan olumsuz sonuçları kural olarak hukuka aykırı saymaz.
Ancak “komplikasyon savunması”, uygulamada hekimler ve sağlık kuruluşları tarafından her türlü tıbbi hatanın ve özen eksikliğinin üzerini örtmek için kullanılan dokunulmaz bir kalkan değildir. Bir komplikasyonun varlığı, hekimin o andan itibaren pasif kalabileceği anlamına gelmez. Hukuk sistemimiz, hekimin özen borcunu üç aşamada inceler:
1. Müdahale Öncesi Özen: Doğru teşhis, doğru tedavi planı ve usulüne uygun aydınlatma.
2. Müdahale Anında Özen: İşlemin güncel tıp ilim ve fennine, sterilizasyon ve anatomik kurallara uygun şekilde, ehliyetli hekim tarafından gerçekleştirilmesi.
3. Müdahale Sonrası (Komplikasyon Yönetimi) Özen: Müdahale neticesinde bir komplikasyon geliştiğinde, bu durumun gecikmeksizin fark edilmesi ve tıp biliminin gerektirdiği acil müdahale ile kriz yönetiminin doğru uygulanması.
Bu üç aşamadan herhangi birinde yapılacak en hafif ihmal, bilgi veya beceri eksikliği, olayın hukuki niteliğini “komplikasyon” olmaktan çıkarıp “malpraktis” (kusurlu eylem) haline getirir.
2. Pratisyen Hekim ile Uzman Hekimin Mesleki Yetki ve Ehliyet Sınırları
2.1. Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun (1219 s. Kanun)
1219 sayılı Kanun uyarınca Türkiye’de tıp mesleğini icra etmeye, hastalıkları teşhis ve tedavi etmeye tıp fakültesinden mezun olmuş hekimler yetkilidir. Ancak tıp biliminin alt uzmanlık dallarına ayrılmasıyla birlikte, tıbbi müdahalelerin niteliğine göre hekimler arasında “mesleki ehliyet ve yetki sınırı” ayrımı doğmuştur.
Bir tıbbi müdahalenin (örneğin cerrahi bir işlem, organ nakli sonrası takip, santral venöz kateter takılması veya çıkarılması) genel tababet bilgisine sahip bir pratisyen hekim tarafından mı yoksa o alanda ihtisas yapmış (örneğin nefroloji, kalp damar cerrahisi, anestezi ve reanimasyon veya genel cerrahi) bir uzman hekim tarafından mı yapılması gerektiği, tıp hukukunda hayati bir sorumluluk kriteridir.
2.2. Bilgi ve Beceri Eksikliğinden Kaynaklanan Sorumluluk
Türk Tabipleri Birliği Hekimlik Meslek Etiği Kuralları m. 13’te belirtildiği üzere “bilgisizlik ve deneyimsizlik”, tıbbi kötü uygulamanın (malpraktisin) en temel unsurlarından biridir. Hekim, kendi mesleki bilgi, beceri ve tecrübesini aşan, ihtisas gerektiren bir tıbbi müdahaleye (acil ve zorunlu haller müstesna olmak üzere) kalkışmamakla yükümlüdür.
Bir sağlık kuruluşunda (kamu veya özel hastanede), uzmanlık gerektiren riskli ve invaziv bir işlemin hastanenin organizasyon kusuru veya hekimin özgüveni nedeniyle bir pratisyen hekime (kat doktoruna) yaptırılması ve bu işlem sırasında hastanın zarar görmesi halinde; idare ve hastane, TBK m. 66 uyarınca “adam çalıştıranın sorumluluğu” ve organizasyon kusuru nedeniyle; müdahaleyi gerçekleştiren hekim ise kendi sınırlarını aştığı için müteselsilen ve kusurlu olarak sorumlu olur.
3. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2025/4981 Sayılı Emsal Kararının Tahlili
Makalemizin ekinde tam metnine yer verilen Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 20.10.2025 tarihli, E. 2025/582, K. 2025/4981 sayılı kararı; tıbbi müdahalelerde işlem yeri, hekim ehliyeti, hasta pozisyonu ve bilirkişi raporlarının denetimi bakımından uygulamaya yön veren tespitler içermektedir.
3.1. Somut Olayın Özeti
Davacı hasta, kronik böbrek yetmezliği nedeniyle davalı özel hastanede eşinden canlı vericili böbrek nakli ameliyatı geçirmiştir. Ameliyat başarıyla tamamlandıktan sonra, post-operatif servikte (hasta odasında) hastaya takılı bulunan kateterin (santral/juguler venöz kateter), hastanede “kat doktoru” olarak görev yapan bir pratisyen hekim tarafından çıkarılması işlemi esnasında damar içine hava kaçmış (hava embolisi gelişmiş), hasta şuurunu kaybederek uzun süre yoğun bakımda kalmış ve kalıcı iş gücü kaybına (bakıcıya muhtaç duruma) uğramıştır.
Davacı taraf; işlemin cerrahi bir müdahale olduğunu, sadece uzman hekim tarafından yapılabileceğini, kateterin hasta odasında değil ameliyathanede çıkarılması gerektiğini ve hastaya tıp biliminin gerektirdiği doğru pozisyonun (Trendelenburg/yatar pozisyon) verilmeksizin yanlış pozisyonda çekim yapıldığını iddia ederek tazminat davası açmıştır. Davalı hastane ve hekim ise; hava embolisinin tıbben bilinen bir “komplikasyon” olduğunu savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi, Adli Tıp Kurumu (ATK) raporuna dayanarak olayın “komplikasyon” olduğu gerekçesiyle davayı reddetmiştir.
3.2. Yargıtay’ın Özen Borcu ve Komplikasyon Yönetimi Vurgusu
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin ve istinafın ret kararlarını bozarak şu evrensel hukuk kurallarını hatırlatmıştır:
“Vekil (hekim), hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. (…) Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yol seçilmek gerekir.”
Yargıtay, somut olayda sadece “hava embolisi tıpta bir komplikasyondur” diyerek hekimin sorumluluktan kurtulamayacağını, olayın meydana geliş biçiminde hekimin çabasının, yaptığı iş ve işlemlerin özenli olup olmadığının denetlenmesi gerektiğini hükme bağlamıştır.
4. Tıbbi Bilirkişi Raporlarının Hukuki Denetim Metodolojisi
Kararın uygulama bakımından en dikkat çekici yönü, bilirkişi raporunun taraf itirazlarını karşılamamasının başlı başına bozma sebebi sayılmasıdır.
4.1. Genel Geçer “Komplikasyondur” Raporlarının Yetersizliği
Uygulamada malpraktis davalarında en sık karşılaşılan sorun, bilirkişilerin veya Adli Tıp Kurumu’nun dosya kapsamındaki somut iddiaları irdelemeksizin, soyut bir şekilde “uygulanan tedavi tıp kurallarına uygundur, gelişen sonuç literatürde tanımlı komplikasyondur, hekime kusur atfedilemez” şeklinde kalıplaşmış (şablon) raporlar düzenlemesidir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, incelenen kararda bu nitelikteki raporlara dayanılarak hüküm kurulmasını eksik inceleme saymış ve “taraf, Mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli” yeni bir rapor alınması gerektiğini belirtmiştir.
4.2. Kararda Karşılanmadığı Tespit Edilen İtirazlar
Daire, somut olayda davacı tarafın aşağıdaki itirazlarının bilirkişi raporlarında değerlendirilmediğini tespit etmiştir. Karar genel bir kural koymamakla birlikte, benzer uyuşmazlıklarda bu hususların gerekçeli biçimde irdelenmesini istemek yerinde olur:
- Hekimin Mesleki Ehliyet Kriteri: Hastaya uygulanan işlemin (örneğin takılan kateterin türü dikkate alınarak) bir pratisyen hekim tarafından yapılıp yapılamayacağı, bu işlemin mutlaka bir cerrah veya ilgili dal uzmanı tarafından yapılmasının zorunlu olup olmadığı.
- Müdahale Ortamı (Mekan) Kriteri: İşlemin (kateter çıkarılmasının) hasta odasında yapılmasının tıbbi standartlara uygun olup olmadığı, enfeksiyon veya emboli riskine karşı bu tür işlemlerin ameliyathanede veya müdahale odasında yapılmasının gerekip gerekmediği.
- Hasta Pozisyonu ve Teknik Kurallar Kriteri: Müdahale anında hastaya verilen pozisyonun (oturur pozisyon vs. yatar/Trendelenburg pozisyonu) genel tıbbi uygulamaya ve teknik standartlara uygun olup olmadığı, hekimin tıp biliminin zorunlu gördüğü pozisyonu uygulamada özen gösterip göstermediği.
- İtirazları Karşılama Kriteri: Taraf vekillerinin bilirkişi raporlarına yönelttiği haklı, teknik ve bilimsel itirazların tek tek karşılanmış, neden reddedildiğinin akademik gerekçelerle açıklanmış olması.
Yargıtay; mahkemece bu kriterleri irdelemeyen ATK ve bilirkişi raporlarına dayanılarak karar verilmesini “eksik inceleme” ve “bozma sebebi” saymış; üniversite öğretim üyelerinden (konusunda uzman akademik kariyere sahip heyetten) taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli yeni bir rapor alınması gerektiğini belirtmiştir.
5. Sonuç ve Değerlendirme
Tıp hukukunda komplikasyon; ancak ve ancak hekimin tıbbi standartların gerektirdiği bilgi, beceri, dikkat, özen, mekan, pozisyon ve teknik kuralları harfiyen uyguladığı durumlarda hukuki bir koruma sağlar. Pratisyen hekimlerin veya uzman hekimlerin kendi mesleki sınırlarını aşarak, riskli işlemleri uygun olmayan ortamlarda ve yanlış tekniklerle gerçekleştirmeleri neticesinde doğan olumsuz sonuçlar “komplikasyon” değil, kusurlu “malpraktis”tir.
Avukatların malpraktis davalarındaki en temel görevi; bilirkişi raporlarında yer alan soyut “komplikasyon” nitelemelerine teslim olmamak, tıbbi müdahalenin yerini, hekimin unvanını ve uzmanlık alanını, müdahale sırasındaki hasta pozisyonunu ve tıbbi reaksiyon süresini sorgulayarak raporları Yargıtay’ın denetim kriterleri çerçevesinde hukuki süzgeçten geçirmektir.
Kaynakça
- EREN, Fikret: Borçlar Hukuku Özel Hükümler, 9. Baskı, Yetkin Yayınları, Ankara 2021.
- HAKERİ, Hakan: Tıp Hukuku, 20. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2022.
- DEMİR, Mehmet: Tıp Hukukunda Hekimin Sözleşmeden Doğan Sorumluluğu, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2018.
- OZANOĞLU, Hasan: Hekimin Hastayı Aydınlatma Yükümlülüğü, AÜHFD, C. 52, S. 3, 2003.
- Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 20.10.2025 T., E. 2025/582, K. 2025/4981.
- Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 11.03.2026 T., E. 2025/4003, K. 2026/1334.
- Danıştay 10. Daire, 11.09.2024 T., E. 2020/2696, K. 2024/2889.
Ek: Doğrulanmış Yargıtay İçtihadı Tam Metni
Künye: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2025/582, K. 2025/4981, Tarih: 20.10.2025
Erişim Kaynağı: T.C. Adalet Bakanlığı Mevzuat ve İçtihat Bilgi Sistemi (documentId: 1184479400)
Karar Özeti: Böbrek nakli sonrası hasta odasında pratisyen hekim tarafından kateter çıkarılması esnasında hava embolisi gelişmesi durumunda; olayın doğrudan komplikasyon olarak nitelendirilemeyeceği, kateterin türü dikkate alınarak işlemin pratisyen hekim tarafından yapılıp yapılamayacağı, işlemin hasta odası yerine ameliyathanede yapılmasının gerekip gerekmediği ve çekim pozisyonunun tıbbi standartlara uygunluğu tartışılmadan, davacı itirazlarını karşılamayan soyut bilirkişi raporuna dayanılarak davanın reddedilemeyeceği hakkında.
T.C.
YARGITAY
3. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2025/582
KARAR NO: 2025/4981
KARAR TARİHİ: 20.10.2025
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/1373 E., 2024/1452 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 2. Tüketici Mahkemesi
SAYISI : 2023/484 E., 2024/179 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, asıl ve birleşen dosyada davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1.Asıl davada davacı vekili; davacının davalı hastanede 23.08.2014 tarihinde organ nakli bölümüne böbrek nakli için yatış yaptığını, 26.08.2014 tarihinde ise eşi ..'ın kendi böbreğinin birini davacıya verdiğini, davacının organ nakli esnasında herhangi bir sorun yaşamadığını, ancak 01.09.2014 tarihinde davacıda takılı olan kataterin davalı hastanede çalışan kat doktoru davalı pratisyen hekim ... tarafından hasta odasında çekilmesi esnasında damar içine hava kaçtığı ve takiben rahatsızlanarak şuurunu kaybettiği ve uzun süre yoğun bakımda kaldığını, akabinde 02.10.2014 tarihinde taburcu olmuş ise de teknisyen olan davacının iş gücü kaybına uğradığını, ...’nin sadece bir pratisyen hekim olup pratisyen hekimin katater çekmesinin tıbbi büyük bir hata olduğunu, ayrıca kataterin ameliyethanede çekilmesi gerekir iken bu basit tedbire dahi uyulmadan hasta odasında ve ayrıca hasta ve yatak yanlış bir pozisyonda iken çekildiğini, davacının şu an kendi hayatını tek başına idame edemeyecek duruma geldiğini, hekimin özenli davranmak zorunluluğunun bulunduğunu ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla hukuka aykırı eylem nedeniyle davacı ... için 500,00 TL geçici iş göremezlik, 500,00 TL sürekli iş görmezlik ve 500,00 TL de bakıcı tazminatı olmak üzere 1.500,00TL tazminatın olay tarihi olan 01.09.2014 tarihinden itibaren işlemiş ve işleyecek avans faiziyle birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
2.Birleşen davada davacılar vekili; davacı ...’nin .. .. .. Hastanesinde 23.08.2014 tarihinde organ nakli bölümüne böbrek nakli için yatış yaptığını, nakil sırasında herhangi bir sıkıntı yaşamadığını, ancak 01.09.2014 tarihinde davacıya takılı olan kataterin .. Hastanesinde çalışan kat doktoru diğer pratisyen hekim ... tarafından hasta odasında çekilmesi üzerine damar içine hava kaçtığını, bunu takiben davacının rahatsızlanarak şuurunu kaybettiğini ve uzun süre yoğun bakımda kaldığını, 02.10.2014 tarihinde taburcu olan davacının iş gücü kaybına uğradığını, davacının şu an kendi hayatını tek başına idame edemeyecek duruma geldiğini, davalı doktorun pratisyen hekim olup katater çekmesinin tıbbi hata olduğunu, ayrıca ameliyathanede çekilmesi gerekirken bu tedbire uymadığını, davacının bu duruma gelmesinde davalıların kusurlarının bulunduğunu, iş gücü kaybı ve bakıcı tazminatı talepli açtıkları davanın davacı ...'ın sağlığına kavuşması için eşine böbreğini verdiğini, ancak davalıların kusurları nedeniyle davacı ...'ın hayatını devam ettiremeyecek duruma geldiğini, bu durumun davacı, eşi ve çocuğunu üzdüğünü ileri sürerek; davacı ... için 100.000,00 TL, eş .. için 75.000,00 TL, çocuk .. .. için 25.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Asıl davada davalı ...Ş. vekili; görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemeleri olduğunu, davacının operasyonundan sonraki süreçte komplikasyonların meydana gelebileceğini, davalı doktorun eğitim ve mesleki tecrübesinin yeterli bilgi ve birikime sahip olduğunu, davacının maddi tazminat talebinin reddini gerektiğini, faiz talebinin haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
2.Asıl davada davalı ... vekili; görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemeleri olduğunu, davacının iddialarının asılsız ve faiz talebinin haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
3.Birleşen davada davalı ...Ş. vekili; görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemeleri olduğunu, hastanın böbrek nakli gibi büyük bir operasyon geçirdiğini, komplikasyon oluşturma ihtimali olan pek çok ilaç kullandığını ve solunum sıkıntısı yaşadığının hasta dosyasında mevcut olduğu, bu nedenle davanın açılmasının dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, talep edilen tazminat miktarının fahiş olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
4.Birleşen davada davalı ... vekili; ileri sürülen iddiaların haksız ve mesnetsiz olduğunu, .. çekilmesi sonra hastanın inme geçirmesinin ancak kateter ucunda pıhtı oluşmuşsa ve beraberinde hastanın kalp boşlukları arasında geçiş varsa gerçekleşebileceğini, söz konusu hastada dökümante edilmiş bu tür bir kalp deliği olmadığının dosyadaki belgelerle sabit olduğunu, davalının hiçbir kusurunun bulunmadığını, davacıda böbrek yetmezliği olduğundan çok ağır bir ameliyat olan böbrek nakli operasyonunu geçirdiğini, bu bağlamda tazminat talebinin yersiz ve talep edilen miktarın fahiş olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacı ...'ın, kronik böbrek yetmezliği sebebiyle eşi davacı ...’dan kendisine böbrek nakli yapılması nedeniyle 26.08.2014 tarihinde ameliyat edildiği, 01.09.2014 tarihinde davacı ...’de hava embolisi geliştiği, olaya, mevzuata, hukuka ve denetime uygun cihetiyle mahkemece de itibar edilen Adli Tıp Kurumu ve 20.12.2017 tarihli bilirkişi raporlarına göre gerçekleştirilen ameliyatın tıp biliminin ilke ve kurallarına uygun olduğu gerekçesiyle asıl dava ve birleşen davanın reddine karar verilmiş, karara karşı süresi içinde asıl ve birleşen dosyada davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde asıl ve birleşen dosyada davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Asıl ve birleşen dosyada davacılar vekili; mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporlarının ve kararın kabulünün mümkün olmadığını, adli tıp raporuna itiraz edildiğini, yeniden rapor alınması için dosyanın üniversite öğretim üyerinden oluşan heyete tevdi edildiğini ancak heyetin adli tıp raporunu tekrar ettiğini, haklı itirazlarının irdelenmediğini hangi gerekçe ile itirazların dikkate alınmadığının açıklanmadığını, olayda davacıda gelişen hava embolisi her ne kadar bilirkişi raporlarında komplikasyon olarak nitelendirilse de mevcut durumun komplikasyon kabul edilebilmesi için gerekli tüm dikkat ve özenin gösterilmiş olması meydana gelen sonucun bilgi ve beceri eksikliği sonucu olmaması gerektiğini, davacıda meydana gelen hava embolisinin tedavi sırasında gerçekleşen olağan bir komplikasyon olmadığını, meydana gelen durumun komplikasyon değil malpraktis olduğunu, kateter işleminin cerrahi bir işlem olup bu işlemi cerrahi eğitim almış bir uzman doktorun yapabileceğini, olayda gerekli dikkat ve özenin gösterilmediğini, kateter çekme işleminin pratisyen hekim tarafından davacı oturur pozisyondayken gerçekleştirildiğini, pratisyen hekimin tıp biliminin zorunlu gördüğü pozisyonu uygulamasına girişmediğini, komplikasyonlar hakkında davacının yazılı onayının alınmadığını, doktorun kusurlu olduğunu, bilimsel görüşlere göre rapor düzenlenmediğini ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık; asıl davada tıbbi kötü uygulama nedeniyle maddi, birleşen dava da ise manevi tazminat istemine ilişkindir.
Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur (TBK 506). O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yol seçilmek gerekir. Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Gereken özen görevini göstermeyen vekil, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Aynı hususlar adam çalıştıran sıfatı ile doktorun görev yaptığı sağlık kuruluşları için de geçerlidir.
Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporlarında davacı ...'ye takılan kataterin türü de dikkate alınarak bu kataterin çıkarılması işleminin pratisyen hekim tarafından yapılamayacağı, kataterin çıkarılması işleminin ameliyathanede değil odada yapılmasının doğru olmadığı, kataterin çıkarılma pozisyonun genel tıbbi uygulamaya uygun olmadığı yönündeki davacıların itirazların değerlendirilmediği görülmüştür. Mahkemece anılan raporlar doğrultusunda davanın reddine karar verilmiş ise de alınan bilirkişi raporlarının davacıların itirazlarını karşılar nitelikte olmadığı anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca Mahkemece, davacıların bilirkişi raporlarına yaptıkları itirazları, davacıların tüm iddialarını da değerlendirilip hekime ve hastaneye kusur atfedilip edilmeyeceği tartışılmak üzere üniversite öğretim üyelerinden oluşturulacak, konusunda uzman, akademik kariyere sahip yeni bir bilirkişi kurulundan nedenlerini açıklayıcı, taraf, Mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli bir rapor alınmak suretiyle hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
O halde Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
VI. KARAR
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
20.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Hukuki Bilgilendirme
Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya vekâlet ilişkisi doğurmaz. Her uyuşmazlık kendi somut koşullarında değerlendirilmelidir. Bir olumsuz sonucun komplikasyon mu yoksa tıbbi kötü uygulama mı oluşturduğu, müdahalenin niteliğine ve dosyadaki tıbbi belgelere göre değiştiğinden, değerlendirmenin dosya üzerinden yapılması gerekir.
Sık Sorulan Sorular (SSS)
Bir sonucun “komplikasyon” olması hekimi sorumluluktan kurtarır mı?
Kendiliğinden kurtarmaz. Riskin tıp literatüründe tanımlanmış olması yalnızca ilk şarttır. Ayrıca hastanın bu riske ilişkin usulüne uygun aydınlatılmış olması, müdahalenin tıp biliminin gerekleri ve tekniğine uygun yapılması ve komplikasyon gerçekleştikten sonra zamanında fark edilip doğru yönetilmiş olması gerekir.
Komplikasyon ile malpraktis ayrımı nasıl yapılır?
Yukarıdaki üç halkadan biri kopuyorsa ortada komplikasyon değil malpraktis vardır. Bu nedenle inceleme, riskin varlığıyla değil onam belgesinin içeriği, uygulanan teknik ve komplikasyon sonrası yönetim üzerinden yürütülür.
Pratisyen hekimin uzmanlık gerektiren müdahaleyi üstlenmesi sorun yaratır mı?
Evet. Uzmanlık gerektiren bir müdahalenin pratisyen hekim tarafından üstlenilmesi, sonuç olumsuz çıktığında başlı başına özen borcuna aykırılık olarak değerlendirilebilir.
Yararlanılan Mevzuat ve İçtihat
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.66
- Yargıtay 3. HD, E.2025/582, K.2025/4981, T. 20.10.2025
- Yargıtay 3. HD, E.2025/4003, K.2026/1334
- Danıştay 10. D., E.2020/2696, K.2024/2889, T. 11.09.2024
Yayın tarihi: 01.08.2026 · Son güncelleme: 01.08.2026
Hazırlayan: Av. Şerafettin Kaya · Gebze / Kocaeli · www.serafettinkaya.av.tr