Kamu ve Özel Hastanelerin Malpraktisten Doğan Hukuki ve Mali Sorumluluğu: Adam Çalıştıranın Sorumluluğu, Acil Servislerde İspat Yükü ve İdarenin Hizmet Kusuru Rejimi (Danıştay 10. Daire 2024/2889 K. Emsal Kararı İncelemesi)
Avukat Şerafettin KAYA
Kocaeli Barosu – Sicil No: 2219 | Tıp Hukuku, Malpraktis ve İdari Yargı Danışmanlığı
Yazar: Avukat Şerafettin KAYA
Kurum: Kocaeli Barosu – Sicil No: 2219 – Avukatlık ve Hukuk Danışmanlığı
İletişim & Web: www.serafettinkaya.av.tr
Kısa Cevap
Hastanenin sorumluluk rejimi ve görevli yargı kolu, kuruluşun kamu mu özel mi olduğuna göre değişir. Özel hastane hastayla arasındaki hastaneye kabul sözleşmesi ve çalıştırdığı hekim bakımından adam çalıştıranın sorumluluğu (TBK m. 66) uyarınca adli yargıda sorumludur. Kamu hastanesinde ise sorumluluk, idarenin nesnel ve anonim sorumluluğunu ifade eden hizmet kusuru temelinde idari yargıda, tam yargı davasıyla aranır. Acil servis uyuşmazlıklarında belirleyici olan nokta kayıt düzenidir: tıbbi kayıtların eksik tutulması veya bulunamaması hâlinde ispat yükü fiilen idarenin aleyhine döner.
Kısa Özet
Tıbbi müdahalelerden kaynaklanan zarar ve tazminat taleplerinde sorumluluk rejimi, sağlık hizmetinin sunulduğu kurumun hukuki statüsüne (kamu hastanesi veya özel hastane olmasına) göre köklü bir usul ve esas ayrımına tabidir. Özel hastanelerde tedavi gören hastalar ile hastane işletmesi arasındaki ilişki, Türk Borçlar Kanunu (TBK m. 502 vd. ile m. 66) uyarınca özel hukuk hükümlerine tabi olup; hastane işleticisi, bünyesinde çalıştırdığı hekimlerin ve sağlık personelinin tıbbi kusurlarından dolayı “adam çalıştıran sıfatıyla” kusursuz olarak müteselsilen sorumludur. Buna karşılık, Sağlık Bakanlığı’na bağlı devlet hastaneleri ile üniversite hastanelerinde (kamu sağlık kurumlarında) sunulan tedavi hizmetleri bir “kamu hizmeti” niteliğinde olup; hekimin tıbbi teşhis, muayene ve tedavi hatasından doğan zararlar, Anayasa’nın 129/5. maddesi ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK m. 2/1-b) uyarınca doğrudan hekim aleyhine adli yargıda değil, “hizmet kusuru” ilkesi gereğince doğrudan idareye (Sağlık Bakanlığı veya ilgili Üniversite Rektörlüğü aleyhine) idari yargıda tam yargı davası yoluyla yöneltilmek zorundadır. Özellikle acil servislere yapılan başvurularda, hastanın stabilizasyonu sağlanmadan veya gerekli tanısal tetkikler (örneğin Beyin Bilgisayarlı Tomografisi – BBT, konsültasyonlar vb.) yapılmadan taburcu edilmesi hallerinde Danıştay, hastanenin kayıt tutma ve ispat yükümlülüğünü ön plana çıkarmakta; tıbbi kayıtların eksik, tutarsız veya imha edilmiş olmasını doğrudan idarenin ağır hizmet kusuru saymaktadır. Bu çalışmada; kamu ve özel sağlık kurumlarında ayrışan sorumluluk rejimleri, adam çalıştıranın sorumluluğu ile hizmet kusuru doktrinleri, acil tıbbi müdahalelerde ispat yükünün dağılımı ve Danıştay 10. Dairesi’nin 11.09.2024 tarihli, E. 2020/2696, K. 2024/2889 sayılı en güncel emsal içtihadı derinlemesine incelenmiştir.
1. Giriş: Sağlık Hizmetlerinde Düalist (İkili) Sorumluluk Rejimi
Türkiye’de sağlık hizmetleri, kamu hastaneleri (Sağlık Bakanlığı hastaneleri ve devlet üniversiteleri tıp fakülteleri) ile özel sektör tarafından işletilen özel hastaneler ve vakıf üniversiteleri tıp fakülteleri eliyle yürütülmektedir. Bir hastanın tıbbi uygulama hatası (malpraktis) nedeniyle zarara uğraması halinde açacağı tazminat davasının görevli yargı kolu, husumet yöneltilecek davalı ve uygulanacak maddi hukuk kuralları, sağlık kurumunun statüsüne göre tam bir ikili (düalist) yapı sergiler.
Bu ayrımın doğru tespit edilmesi, davacı vekilleri açısından “görevsizlik” veya “husumet yokluğu” nedeniyle davanın reddedilmesi gibi usulü hak kayıplarının önlenmesi için hayati önem taşır:
1. Özel Hastaneler: Özel hukuk tüzel kişisidir. Uyuşmazlık adli yargıda (Tüketici Mahkemelerinde veya Asliye Hukuk Mahkemelerinde), Türk Borçlar Kanunu hükümlerine göre görülür. Davalı; özel hastane işleticisi şirket ve (ihtiyari olarak) müdahaleyi yapan hekimdir.
2. Kamu Hastaneleri: Kamu tüzel kişisidir. Sunulan faaliyet idari kamu hizmetidir. Uyuşmazlık idari yargıda (İdare Mahkemelerinde), idare hukuku (hizmet kusuru) ilkelerine göre “tam yargı davası” olarak görülür. Davalı; doğrudan doğruya ilgili kamu idaresidir (Sağlık Bakanlığı veya Üniversite Rektörlüğü). Anayasa m. 129/5 uyarınca kamu görevlisi hekime doğrudan dava açılamaz.
2. Özel Hastanelerin Hukuki ve Mali Sorumluluğu
2.1. Sözleşmesel Sorumluluk (Hastane Kabul Sözleşmesi)
Bir hasta özel hastaneye başvurduğu andan itibaren, hasta ile hastane işleticisi şirket arasında “Hastane Kabul Sözleşmesi” (Hastaneye Kabul ve Tedavi Sözleşmesi) kurulmuş olur. Bu sözleşme; hastanenin sadece otelcilik (yatak, yemek, temizlik) ve organizasyon hizmeti sunmayıp, aynı zamanda tıbbi tedaviyi de üstlendiği “tam hastane kabul sözleşmesi” niteliğinde olabileceği gibi, hekimin dışarıdan geldiği “bölünmüş hastane kabul sözleşmesi” şeklinde de ortaya çıkabilir.
Tam hastane kabul sözleşmesinde özel hastane, tıpkı bağımsız bir hekim gibi TBK m. 506 uyarınca vekalet sözleşmesinin özen borcuna tabidir. Hastane yönetimi, hastanın tedavisinin en yüksek tıbbi standartlarda gerçekleştirilmesi için gerekli her türlü tıbbi cihazı, steril ameliyathaneyi, yetkin sağlık personelini ve organizasyonu eksiksiz sağlamakla yükümlüdür.
2.2. Adam Çalıştıranın Sorumluluğu (TBK m. 66 ve m. 116)
Özel hastaneler, tıbbi müdahaleleri kendi bünyelerindeki istihdam ettikleri hekimler, hemşireler, anestezi teknisyenleri ve diğer sağlık çalışanları vasıtasıyla gerçekleştirirler. Hekim veya sağlık personelinin tıbbi müdahale sırasında (teşhis, ameliyat, enjeksiyon vb.) gösterdiği kusurdan (malpraktisten) dolayı hastane işleticisi şirket, iki hukuki temelde sorumludur:
– Haksız Fiil Temelinde: TBK m. 66 uyarınca “adam çalıştıranın kusursuz sorumluluğu”. Hastane, çalıştırdığı hekimin seçiminde, talimat vermede ve gözetimde gerekli özeni gösterdiğini (kurtuluş kanıtını) ispat edemediği sürece zarardan sorumludur (ki tıbbi hatalarda kurtuluş kanıtı getirmek pratikte imkansızdır).
– Sözleşme Temelinde: TBK m. 116 uyarınca “yardımcı kişilerin fiillerinden sorumluluk”. Hastane, hastaya karşı üstlendiği tedavi borcunu yardımcı kişi konumundaki hekim eliyle ifa ederken, hekimin kusurlu davranışı hastanenin sözleşmeye aykırılığı sayılır.
Bu çerçevede; özel hastanede çalışan bir hekimin malpraktisi neticesinde zarar gören hasta, zararının tazmini için hem hekime hem de hastane şirketine müştereken ve müteselsilen (TBK m. 61) başvuru hakkına sahiptir.
3. Kamu Hastanelerinde İdarenin Hizmet Kusuru Rejimi
3.1. Anayasal ve Yasal Çerçeve (Anayasa m. 129/5 – İYUK m. 2)
Anayasa’nın 129/5. maddesi çok net bir güvence getirmiştir: “Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir.”
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 13. maddesi de bu ilkeyi teyit eder. Bu nedenle; devlet hastanesinde, şehir hastanesinde (kamu tarafında) veya devlet üniversitesi tıp fakültesinde görevli bir kamu hekiminin, teşhis veya tedavi sırasındaki tıbbi hatası (ne kadar ağır kusurlu olursa olsun) nedeniyle hekimin şahsına karşı adli yargıda tazminat davası açılamaz. Açıldığı takdirde mahkemece “husumet yokluğu” (pasif husumet ehliyetsizliği) nedeniyle dava usulden reddedilir. Zarar gören hasta, zararını ancak İYUK m. 2/1-b ile 13. maddeleri uyarınca ön idari başvuru şartını tüketerek İdare Mahkemesinde İdareye karşı Tam Yargı Davası açarak talep edebilir. (İdarenin, tazminatı ödedikten sonra kusurlu hekime rücu etmesi ise idare ile kamu görevlisi arasındaki iç ilişkiye tabidir).
3.2. Hizmet Kusuru Doktrini: Nesnel ve Anonim Sorumluluk
İdare hukukunda hizmet kusuru; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetinin “kuruluşunda, işleyişinde veya düzenlenişindeki bozukluk, aksaklık veya boşluk” olarak tanımlanır. Hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşir.
Danıştay’ın yerleşik içtihatlarında vurgulandığı üzere sağlık hizmeti, riskli ve teknik bir kamu hizmetidir. Bu hizmet sunulurken:
– Hekimin yanlış teşhis koyması,
– Ameliyat sırasında tıbbi standartlardan sapılması,
– Hastanede enfeksiyon (hastane mikrobu) kapılması,
– Acil serviste hastanın yeterince tetkik edilmeden gönderilmesi,
– Cihaz eksikliği veya ambulansın geç gelmesi,
birer “hizmet kusuru” niteliğindedir. Hizmet kusuru, özel hukuktaki şahsi kusurdan farklı olarak nesnel ve anonim bir karaktere sahiptir; yani hastanede hatayı yapan hekimin kimliğinin tespit edilememesi veya hekimin şahsi kastının bulunmaması, idarenin hizmet kusurunu ve tazminat yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.
4. Acil Servislerde İspat Yükü ve Danıştay 10. Daire’nin 2024/2889 Sayılı Emsal Kararının Tahlili
Makalemizin ekinde tam metni sunulan Danıştay 10. Dairesi’nin 11.09.2024 tarihli, E. 2020/2696, K. 2024/2889 sayılı kararı; özellikle acil sağlık hizmetlerinde tıbbi kayıtların tutulması, ispat yükünün dağılımı ve taburcu işlemlerine dair emsal nitelikte ilkeler belirlemiştir.
4.1. Somut Olayın Özeti
Davacıların murisi (yakını), evinde baygınlık geçirmesi üzerine ilçe devlet hastanesi acil servisine götürülmüştür. Acil servis nöbetçi hekimi, hastaya “akut üst solunum yolu enfeksiyonu” ön tanısı koyarak kas gevşetici ve ağrı kesici enjeksiyonlar uygulamış, nörolojik bir defisit saptamadığını belirterek hastayı taburcu etmiştir. Ancak hasta ertesi gece evinde fenalaşarak tekrar acile getirilmiş, bu kez çekilen beyin tomografisinde (BBT) beyin kanaması (subaraknoid kanama – SAK) geçirdiği anlaşılmış, yoğun bakıma sevk edilmiş ancak kurtarılamayarak vefat etmiştir.
Davacılar; hastanın acil servise ilk başvurusunda bayılma, morarma ve şuur bulanıklığı şikayetleriyle getirildiğini, ancak hekimin beyin tomografisi çekmeden ve nöroloji/beyin cerrahisi konsültasyonu istemeden hastayı yanlış teşhisle eve gönderdiğini iddia ederek idare aleyhine tam yargı davası açmıştır. İdare Mahkemesi ve Bölge İdare Mahkemesi; Adli Tıp Kurumu’nun “hekimin ifadesi doğru kabul edilirse yapılan işlemler uygundur” şeklindeki şartlı raporuna dayanarak davayı reddetmiştir.
4.2. Danıştay’ın Çığır Açan Gerekçesi: İspat Yükü İdarede ve Kayıt İmhası Hizmet Kusurudur!
Danıştay 10. Dairesi, yerel mahkemenin ve istinafın ret kararlarını kesin olarak bozarak idare hukukunda ispat rejimine dair muazzam bir içtihat geliştirmiştir:
- Hekim ve Hasta İfadelerindeki Çelişki: Hekim hastanın sadece “baş ağrısı ve halsizlik” ile geldiğini savunurken, hasta yakınları “bayılma ve şuur bulanıklığı” olduğunu beyan etmiştir. ATK raporu ise “hekim doğru söylüyorsa kusursuz, hasta yakınları doğru söylüyorsa hekim kusurludur” tespitini yapmıştır.
- Tıbbi Kayıt Tutma ve İspat Yükümlülüğü: Danıştay; hastanenin 08.03.2015 tarihli hasta muayene kağıdını incelediğinde, hastanın şikayetlerine ilişkin hiçbir kaydın bulunmadığını ve çelişkileri giderecek tıbbi kayıtların imha edilmiş/mevcut olmadığını tespit etmiştir.
- İspat Yükünün İdareye Çevrilmesi: Danıştay 10. Dairesi; kamu hastanelerinde tıbbi kayıtları eksiksiz tutma yükümlülüğünün idareye ait olduğunu belirterek şu altın kuralı koymuştur:
“…Olayda davacının hastaneye hangi şikayetle başvurduğu hususunda davalı idareye ait ispat yükümlülüğünün yerine getirilemediği anlaşılmaktadır. Bu durumda, davacılar yakınının başvurduğu acil serviste Beyin Bilgisayarlı Tomografisi (BBT) çekilmeden ve şikayetlerine uygun tetkik ve tedavi uygulanmadan, nöroloji ya da nöroşirürji uzmanı konsültasyonu yapılmadan ve stabilizasyonu sağlanmadan taburcu edilerek evine gönderilmesinin, uygulanan tedavi yöntemi ve aşamalarda gerekli özen ve titizliğin gösterilmemesinin hizmet kusuru oluşturduğu sonucuna varılmıştır.”
Danıştay, ceza mahkemesinde hekim hakkında verilen mahkumiyet kararını ve ATK 8. İhtisas Kurulu’nun kusur tespitini de dikkate alarak, idarenin hizmet kusuru nedeniyle hem maddi hem de manevi tazminatla sorumlu olduğuna hükmetmiştir.
5. Sonuç ve Değerlendirme
Tıp hukukunda malpraktis kaynaklı sorumluluk, özel sağlık sektöründe “adam çalıştıranın kusursuz sorumluluğu” ve sözleşmeye aykırılık temellerinde adli yargıda; kamu sağlık kuruluşlarında ise idarenin nesnel ve anonim sorumluluğunu ifade eden “hizmet kusuru” doktrini temelinde idari yargıda hayat bulmaktadır.
Danıştay 10. Dairesi’nin emsal içtihadı göstermiştir ki; özellikle acil sağlık hizmetlerinde idarenin en temel yükümlülüklerinden biri, hastanın şikayetlerini, vital bulgularını ve uygulanan tıbbi işlemleri eksiksiz ve denetime elverişli şekilde kayıt altına almaktır. Tıbbi kayıtların eksik tutulması, silinmesi veya imha edilmesi halinde; hastanın hastaneye hangi şikayetle başvurduğunu ispat yükü idare üzerinde kalır. İdare bu yükümlülüğü yerine getiremezse, hastanın iddiaları doğru kabul edilerek “hizmet kusuru” gerçekleşmiş sayılır.
Kaynakça
- GÖZÜBÜYÜK, A. Şeref / TAN, Turgut: İdare Hukuku, Cilt II: İdari Yargılama Hukuku, Turhan Kitabevi, Ankara 2021.
- HAKERİ, Hakan: Tıp Hukuku, 20. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2022.
- EREN, Fikret: Borçlar Hukuku Özel Hükümler, 9. Baskı, Yetkin Yayınları, Ankara 2021.
- SANCAKDAR, Oğuz / DOĞAN, Cüneyt: Tıp Hukukunda İdarenin Sorumluluğu ve Tam Yargı Davaları, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2019.
- Danıştay 10. Daire, 11.09.2024 T., E. 2020/2696, K. 2024/2889.
- Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 20.10.2025 T., E. 2025/582, K. 2025/4981.
Ek: Doğrulanmış Danıştay İçtihadı Tam Metni
Künye: Danıştay 10. Daire, E. 2020/2696, K. 2024/2889, Tarih: 11.09.2024
Erişim Kaynağı: T.C. Adalet Bakanlığı Mevzuat ve İçtihat Bilgi Sistemi (documentId: 1107341600)
Karar Özeti: Acil servise bayılma ve şuur bulanıklığı şikayetiyle getirilen hastanın beyin tomografisi çekilmeden, uzman konsültasyonu yapılmadan ve stabilizasyonu sağlanmadan taburcu edilmesi neticesinde vefat etmesinde idarenin hizmet kusuru bulunduğu; tıbbi kayıtlarda hastanın şikayetlerinin yazılı olmaması ve kayıtların çelişkili/imha edilmiş olması durumunda ispat yükünün idarede olduğu, idare bu yükü yerine getiremezse hizmet kusurunun varlığının kabul edileceği hakkında.
T.C.
DANIŞTAY
ONUNCU DAİRE
ESAS NO : 2020/2696
KARAR NO : 2024/2889
KARAR TARİHİ: 11.09.2024
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- ...
2- ...
3- Kendi adına asaleten ...,
... ve ...'a velayeten ...
VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı
VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından, yakınları ...'ın evinde baygınlık geçirmesi sonrasında başvurduğu Ceyhan İlçe Devlet Hastanesi acil servisinde yanlış teşhis ve tedavi uygulandığından bahisle vefat etmesinde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu iddiasıyla eş ... için 300.000,00 TL manevi, 250,00 TL maddi, çocuklar ..., ... ve ... için ayrı ayrı 200.000,00 TL manevi, 150,00 TL maddi, anne ... ve baba ... için ayrı ayrı 100.000,00 TL manevi, 150,00 TL maddi olmak üzere toplam 1.000,00 TL maddi (destekten yoksun kalma tazminatı) ve 1.100.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden (08/03/2015) itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararla; olayda, Adli Tıp Kurumundan alınan raporda davacıların murisinin ölümünün patolojik beyin kanaması ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana gelmiş olduğu, müteveffanın ilk başvurusunda muayene ve tedavisini yapan doktor ve ikinci başvuruda takip ve tedavisinde görev alan hekimler ile davalı idareye atfı kabil kusur bulunmadığı yönünde yapılan değerlendirmeden, davalı idarenin davacı hakkında yapılan tıbbi takip ve tedavide hizmet kusuru oluşturan eylemi bulunmadığı sonucuna varıldığından davacının maddi ve manevi tazminat isteminin reddi gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu ... İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve davacılar tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, Mahkemece hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunun 13/09/2017 tarihli raporunun hüküm kurmaya ve denetime elverişli olmadığı, ceza yargılamasında doktor hakkında mahkumiyet kararı verildiği, Danıştay içtihatları gereğince Mahkemece yaşanılan olayın davacılar nezdinde müteveffanın tedavisinin gerektiği gibi yürütülmediği yönünde şüphe, endişe ve üzüntüye yol açtığı görüldüğünden, üzüntülerinin bir nebze hafifletilebilmesi amacıyla manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği, idarenin ve çalışanlarının tıbbi açıdan somut durumun gerektirdiği önlemleri zamanında eksiksiz biçimde alması gerektiği, uygun tedavi yöntemini de belirleyip uygulamasının en temel görevlerinden olduğu, temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI: Davalı idare tarafından, davacıların temyiz istemlerinin reddine karar verilmesi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ: ...
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Dosyanın incelenmesinden; evde baygınlık geçirmesi üzerine davacılar murisi ...'ın 08/03/2015 tarihinde saat 19.38 civarında Ceyhan Devlet Hastanesi acil servisine müracaat ettiği, nöbetçi hekim tarafından akut üst solunum yolu enfeksiyonu ön tanısı ile muayanesinin yapıldığı, damaryolu açıldığı, tıbbi belgelere göre, IV enjeksiyon, Eqizolin IM/IV 1000 mg, Deksalgin 50 mg/2 ml enjektabl çözelti, Beheptal amp uygulandığı, müşahade sonrası taburcu edildiği, 09/03/2015 tarihinde gece evde fenalaşması üzerine bulantı, kusma ve bilinç değişikliği şikayetleriyle aynı hastane acil servisine tekrar başvurduğu, çekilen beyin tomografisinde subaraknoid kanama tespit edilmesi üzerine, beyin cerrahi uzmanına konsülte edilerek yoğun bakımı olan birime sevkinin uygun olduğunun bildirilmesi üzerine il içi uygun birim bulunamaması nedeniyle Tarsus Özel Medical Park Hastanesine ambulans ile sevk edildiği, burada yoğun bakımda devam eden takibi sırasında 16/03/2015 tarihinde vefat ettiği, davacılar tarafından, yanlış teşhis ve tedavi nedeniyle yakınlarının hayatını kaybetmesinde davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle davalı idareye zararın tazmini talebiyle başvuruda bulunulduğu, söz konusu talebin zımnen reddi üzerine maddi ve manevi tazminat istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
İdare Mahkemesince, olayda idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 1. Adli Tıp İhtisas Kurulunca hazırlanan ... tarih ve ... karar sayılı raporda; "Tıbbi belgelerde ve adli dosyada kayıtlı bilgiler birlikte değerlendirildiğinde; kişinin ölümünün patolojik beyin kanaması ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana gelmiş olduğu, tıbbi belgalarında kayıtlı verilere göre kişinin 08/03/2015 tarihinde Ceyhan İlçe Devlet Hastanesine saat:19.38’de yapılan başvurusunda kayıtlı belgelerde, akut üst solunum yolu enfeksiyonu ön tanısı ile muayene yapıldığı, damaryolu açılması, IV enjeksiyon, Eqizolin IM/IV 1000 mg, Deksalgin 50 mg/2 ml enjektabl çözelti, Beheptal amp uygulandığının kayıtlı bulunduğu, kişiye yapılan muayene ile ilgili bulguların kayıtlı olmadığı dikkate alındığında; kişinin muayenesini yapan hekimin yaptığı muayenede nörolojik defisit saptamadığı, şikayetlerine yönelik semptomatik tedavi uyguladıktan sonra kişinin rahatlayarak ve yürüyerek acil servisten ayrıldığı ifadesinin kabulü halinde; ilk başvurusunda klinik tablosunda bulantı, kusma olmayışı, nörolojik defisit bulunmayışı nedeni ile yapılan işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu, nörolojik defisit ve klinik bulguları oluşmamış hastada beyin tomografisi istenmesinin tıbben gerekliliği bulunmadığı, aynı Hastane ... tarih ve 04.02 kayıtlı belgelerde ise bulantı kusma ve bilinç değişikliği şikayetleri ve klinik durumu ile yapılan başvuru sonrası çekilen beyin BT’de SAK tespit edilmesi üzerine damaryolu açılarak diazem, epitoin, furomid, Neofleks 0,5 dekstoz 500 ml IV uygulandığı, beyin cerrahi uzmanına konsülte edilerek yoğun bakımı olan birime sevkinin uygun olduğunun bildirilmesi üzerine yoğun bakım ünitesinde yer aranması için 112 başvurusu yapıldığı, il içi uygun birim bulunamaması nedeni ile Tarsus Medical Park Hastanesine ambulans ile sevk edildiği dikkate alındığında; kişinin ilk başvurusunda muayene ve tedavisini yapan Dr. ... ve ikinci başvurunda takip ve tedavisinde görev alan hekimler ile daval idareye atfı kabil kusur bulunmadığı oy birliği ile mütalaa olunur" yolunda görüş bildirilmiştir.
Konu hakkında, ... Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında kişinin ölümünde Ceyhan Devlet Hastanesinde görevli Dr. ...'ın sorumluluğunun bulunup bulunmadığı hususunda Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 1. Adli Tıp İhtisas Kurulunca düzenlenen ... tarih ve ... karar sayılı bilirkişi raporunda ise, "kişinin ölümünün travmatik olmayan (patolojk kökenli) beyin kanaması ve gelişen komplikasyonları sonucu meydana geldiği, kişinin 08/03/2015 tarihinde muayenesine yapan pratisyen hekim Dr. ...'ın ifadesinde; 'hastanın baş ağrısı ve halsizlik şikayeti ile geldiğini, yapılan muayenesinde nörolojik defısit olmadığını, tansiyon ve nabzının normal olduğunu, gözlem altında tuttuğunu ve vital bulgularının normal olması üzerine taburcu ettiğini' beyan ettiği, hasta yakınlarının ifadesinde ise kişinin bayılma, morarma, şuurunda hafif kapalılık şikayetleriyle hastaneye götürüldüğünü ifade ettikleri, hekimin ifadesinin doğru olarak kabülü halinde yapılan işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu cihetle; pratisyen hekim Dr. ...’a kusur atfedilemeyeceği, hasta yakınlarının ifadesinin doğru olduğu kabülü halinde ise, hekimin BBT çektirerek nöroloji ya da nörorşirürji uzmanı konsültasyonu istememesi nedeniyle pratisyen hekim Dr. ...’ın kusurlu olacağı, ancak ifadeler arasında çelişkiler bulunması ve tıbbi kayıtların imha edilmesi nedeniyle olayın adli tahkikatla aydınlatılmasının uygun olacağı" yönünde değerlendirme yapılmıştır.
... İdare Mahkemesince, Mahkemelerince alınan ve yukarıda özetine yer verilen Adli Tıp Kurumunun ... tarih ve ... karar sayılı bilirkişi raporu uyarınca davalı idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle dava reddedilmiştir. Temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi kararıyla da davacıların istinaf başvurularının reddine karar verilmiştir.
Öte yandan, olayla ilgili olarak acil serviste görevli doktor ... hakkında taksirle ölüme neden olma suçundan ceza davası açılmış, yapılan yargılama kapsamında düzenlenen ve istinaf aşamasında davacılar vekili tarafından dosyaya sunulan Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 8. Adli Tıp İhtisas Kurulunun ... tarih ve ... karar sayılı raporunda, "Kişinin 08/03/2015 tarihinde muayenesini yapan pratisyen hekim Dr. ...’ın ifadesinde; hastanın baş ağrısı ve halsizlik şikayeti ile geldiğini, yapılan muayanesinde nörolojik defisit olmadığını, tansiyon ve nabzının normal olduğunu, gözlem altında tuttuğunu ve vital bulgularının normal olması üzerine taburcu ettiğini beyan ettiği, hasta yakınlarının ifadesinde ise kişinin bayılma, morarma, şuurunda hafif kapalılık şikayetleriyle hastaneye götürüldüğünü ifade ettikleri, hekimin ifadesinin doğru olarak kabülü halinde yapılan işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu cihetle; pratisyen hekim Dr. ...’a kusur atfedilemeyeceği, hasta yakınlarının ifadesinin doğru olduğu kabülü halinde ise; hekimin BBT çektirerek nöroloji ya da nörorşirürji uzmanı konsültasyonu istememesi nedeniyle pratisyen hekim Dr. ...’ın kusurlu olacağı, müteveffa yakınlarının beyanına itibar edildiği takdirde pratisyen hekim Dr. ...’ın hastaya BBT çektirerek nöroloji ya da nörorşirürji uzmanı konsültasyonu istememesi nedeniyle kusurlu olduğu, hekimin kusurlu eylemi ile kişinin ölümü arasında illiyet bağı bulunduğu ancak kişiye zamanında BBT çektirerek nöroloji ya da nörorşirürji uzmanı konsültasyonu istemiş olması ve hastalığının doğru tanısının konulması halinde de kişinin kurtulmasının kesin olmadığı" görüşüne yer verilmiştir.
Adı geçen hekim hakkında, yukarıda yer verilen Adli Tıp Kurumu raporuna dayanılarak ... Asliye Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile görevi ihmal suçundan dolayı on bir ay hapis cezası verildiği ve verilen cezanın para cezasına çevrilerek neticede 11.000,00 TL adli para cezasına mahkum edildiği; yapılan itiraz üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi ... Ceza Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla da ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak yine ihmal suretiyle görevi kötüye kullanma suçu sübut bulduğundan hekimin beş ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği görülmüştür. Anılan kararın 05/11/2020 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, yani zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetine yönelik tam yargı davalarında, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminata hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Uyuşmazlık konusu olayda, dosya içerisindeki bilirkişi raporları, ifade tutanakları ve tıbbi belgelerden davacılar yakınının 08/03/2015 tarihinde Ceyhan Devlet Hastanesi acil servisinde muayenesini yapan doktorun ifadesinde, hastanın baş ağrısı ve halsizlik şikayeti ile geldiğini, yapılan muayanesinde nörolojik defisit olmadığını, tansiyon ve nabzının normal olduğunu, gözlem altında tuttuğunu ve vital bulgularının normal olması üzerine taburcu ettiğini beyan ettiği, davacıların ifadesinde ise yakınlarının bayılma, morarma, şuurunda hafif kapalılık şikayetleriyle hastaneye götürüldüğünü ifade ettikleri, dava konusu olayla ilgili olarak ceza yargılamasında alınan Adli Tıp Kurumu raporlarında hekimin ifadesinin doğru olarak kabülü halinde yapılan işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu, hasta yakınlarının ifadesinin doğru olduğunun kabülü halinde ise hekimin BBT çektirerek nöroloji ya da nörorşirürji uzmanı konsültasyonu istememesi nedeniyle kusurlu olacağının belirtildiği anlaşılmaktadır.
Dosyada yer alan 08/03/2015 tarihli hasta muayene kağıdı incelendiğinde ise davacılar yakınının şikayetlerine ilişkin bir kaydın olmadığının görüldüğü, davacılar ile hekimin ifadeleri arasında çelişkiler bulunduğu, söz konusu çelişkileri giderecek tıbbi kayıtların da bulunmadığı, böylece olayda davacının hastaneye hangi şikayetle başvurduğu hususunda davalı idareye ait ispat yükümlülüğünün yerine getirilemediği anlaşılmaktadır.
Bu durumda, davacılar yakınının, 08/03/2015 tarihinde başvurduğu Ceyhan Devlet Hastanesi acil servisinde BBT çekilmeden ve şikayetlerine uygun tetkik ve tedavi uygulanmadan, nöroloji yada nöroşirürji uzmanı konsültasyonu yapılmadan ve stabilizasyonu sağlanmadan taburcu edilerek evine gönderilmesinin, uygulanan tedavi yöntemi ve aşamalarda gerekli özen ve titizliğin gösterilmemesinin hizmet kusuru oluşturduğu sonucuna varılmıştır. Nitekim Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 8. Adli Tıp İhtisas Kurulunun ... tarih ve ... karar sayılı raporu ile davacılar yakınına yapılan müdahale ile ilgili olarak hekimin eyleminde kusurlu olduğunun, kişinin ölümü ile hekimin bu kusurlu davranışı arasında illiyet bağı bulunduğunun tespit olunduğu ve netice itibarıyla her ne kadar hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş ise de, ceza yargılamasında, hekimin eyleminin kusurlu bulunduğu görülmektedir.
Hal böyle olunca, dosya kapsamında meydana gelen zararın davalı idarenin hizmet kusurundan kaynaklandığı açık olup davacıların tazminat taleplerinin değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bu itibarla, davacıların maddi ve manevi tazminat istemlerinin reddine yönelik İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurularının reddine ilişkin Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacıların temyiz istemlerinin KABULÜNE,
2. Davanın reddine ilişkin ... İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 11/09/2024 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
Hukuki Danışmanlık ve Malpraktis Uyuşmazlıkları
Tıbbi kötü uygulama (malpraktis) iddialarından doğan maddi/manevi tazminat davaları, Sağlık Bakanlığı ve devlet üniversitelerine karşı açılacak tam yargı (hizmet kusuru) davaları ile Mesleki Sorumluluk Kurulu soruşturma izni ve ceza yargılaması süreçlerinde uzman avukat desteği büyük önem taşımaktadır.
Avukat Şerafettin KAYA (Kocaeli Barosu – Sicil: 2219)
www.serafettinkaya.av.tr
İlgili faaliyet alanı: Tazminat Hukuku · Bu konuda hukuki değerlendirme ihtiyacınız varsa iletişim bilgilerine Randevu ve Danışma sayfasından ulaşabilirsiniz.








