Hekim-Hasta İlişkisi: Özen Borcu, Komplikasyon ve Malpraktis Ayrımı

HEKİM İLE HASTA ARASINDAKİ SÖZLEŞMESEL İLİŞKİNİN HUKUKİ NİTELİĞİ, ÖZEN BORCUNUN SINIRLARI VE KOMPLİKASYON &#82

Avukat Şerafettin KAYA

Kocaeli Barosu – Sicil No: 2219 | Avukat & Arabulucu

Bu makale serisi, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, Yargıtay 12. Ceza Dairesi ve Danıştay 10. Dairesi’nin en güncel 2024–2026 tarihli doğrulanmış emsal kararları ışığında kaleme alınmıştır.

Kısa Özet

Modern tıp biliminin ve tıbbi teknolojilerin olağanüstü gelişimi, hekimler ve sağlık kuruluşları tarafından sunulan sağlık hizmetlerinin niteliğini ve erişilebilirliğini artırırken; tıbbi müdahaleler neticesinde ortaya çıkan olumsuz sonuçlar (hastanın iyileşememesi, sakatlanması veya hayatını kaybetmesi), tıp hukuku alanında yoğun hukuki ve cezai ihtilaflara kapı aralamaktadır. Hukuk sistemimizde hekim ile hasta arasındaki ilişki, kural olarak 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 502 ve devamı maddelerinde düzenlenen “vekalet sözleşmesi” hükümlerine tabidir; ancak estetik cerrahi, diş protezi uygulamaları veya tüp bebek gibi belirli bir somut sonucun (eserin) taahhüt edildiği istisnai durumlarda ilişki “eser sözleşmesi” (TBK m. 470 vd.) niteliği kazanmaktadır. Vekalet sözleşmesinin doğası gereği hekim, hastasını iyileştirme sonucunu garanti etmemekle birlikte; mesleğinin gerektirdiği en yüksek özen borcunu (TBK m. 506/2) göstermek, tıp biliminin verilerini eksiksiz uygulamak ve en hafif kusurundan dahi sorumlu olmakla yükümlüdür. Bu noktada uygulamada ve yargı kararlarında en kritik hukuki ayrım, tıbbi standartlara uygun davranılmasına rağmen gerçekleşen ve tıp bilimi tarafından “izin verilen risk” kabul edilen komplikasyon ile hekimin bilgisizliği, dikkatsizliği veya tedbirsizliği neticesinde doğan tıbbi kötü uygulama (malpraktis) arasında kendisini göstermektedir. Ancak bu ayrımın tek başına tespiti yeterli değildir; zira Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, meydana gelen zarar tıbbi bir komplikasyon olsa dahi, hastanın bu risklere karşı önceden, yeterli ve anlaşılır şekilde bilgilendirilmemiş (aydınlatılmamış) olması veya geçerli rızasının alınmamış bulunması halinde hekim ve hastane zararın tamamından sorumlu tutulmaktadır. Bu çalışmada, hekim-hasta ilişkisinin hukuki temelleri, özen borcunun kapsamı, komplikasyon-malpraktis sınırları ve aydınlatma yükümlülüğünün tazminat sorumluluğuna etkisi, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 11.03.2026 tarihli ve E. 2025/4003, K. 2026/1334 sayılı en güncel emsal kararı ışığında derinlemesine tahlil edilmiştir.


1. Giriş: Tıp Hukukunda Sorumluluk Rejiminin Gelişimi

Tıbbi faaliyet, özü itibarıyla insan vücut bütünlüğüne yapılan ve kural olarak Türk Ceza Kanunu (TCK m. 86) ile Türk Medeni Kanunu (TMK m. 24) uyarınca hukuka aykırı kabul edilen bir müdahaledir. Bir tıbbi müdahalenin hukuka uygun sayılabilmesi için üç temel şartın kümülatif olarak gerçekleşmesi zorunludur:

  1. Müdahalenin yetkili bir sağlık meslek mensubu (hekim, diş hekimi, hemşire vb.) tarafından gerçekleştirilmesi,
  2. Müdahalenin tıbbi bir endikasyona (tedavi amacına veya meşru bir nedene) dayanması,
  3. Hastanın tıbbi müdahalenin niteliği, olası sonuçları ve riskleri hakkında aydınlatılmış ve geçerli rızasının (onamının) alınmış olması.

Sağlık hizmetlerinin ticarileşmesi, özel hastanelerin yaygınlaşması ve hastaların bilinç düzeyinin yükselmesiyle birlikte, tıbbi müdahalelerden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davalarında ciddi bir artış yaşanmıştır. Bu ihtilaflarda adli mercilerin ve avukatların önündeki en temel dogmatik sorun, hekimin mesleki müdahalesinde tıp biliminin ortak kurallarına (tıbbi standartlara) uyup uymadığının tespitidir. Zira tıp bilimi doğası gereği bilinmezlikler, bireysel biyolojik farklılıklar ve öngörülemez riskler barındırır. Hekimi, müdahale neticesinde ortaya çıkan her türlü olumsuz sonuçtan sorumlu tutmak tıp biliminin gelişimini durduracak ve hekimleri zor ve riskli hastaları tedavi etmekten kaçınma yönünde “çekinik tıp” (defansif tıp) uygulamalarına itecektir; diğer yandan hastaları tüm tıbbi hatalar karşısında korumasız bırakmak da Anayasa’nın 17. maddesi ile güvence altına alınan yaşam hakkı ve maddi/manevi varlığı koruma hakkının ihlali anlamını taşıyacaktır.


2. Hekim ile Hasta Arasındaki Sözleşmesel İlişkinin Niteliği

2.1. Kural: Vekalet Sözleşmesi (TBK m. 502 vd.)

Hekim (veya özel hastane) ile hasta arasındaki tedavi ilişkisi, kanunda özel olarak düzenlenmemiş olmakla birlikte, doktrinde ve Yargıtay içtihatlarında tartışmasız şekilde 6098 sayılı TBK’nın 502 ile 514. maddeleri arasında yer alan “vekalet sözleşmesi” hükümleri çerçevesinde nitelendirilmektedir.

Vekalet sözleşmesinin en belirleyici niteliği, vekilin (hekimin) belirli bir işin görülmesini taahhüt ederken, o işin belirli bir amaca (iyileşme sonucuna) ulaşmasını garanti etmemesidir. Hekim, hastasını muayene ederken, teşhis koyarken, ilaç reçete ederken veya cerrahi bir operasyon gerçekleştirirken tıp biliminin güncel verilerini en iyi şekilde kullanmayı, dikkat ve özenle hareket etmeyi üstlenir; ancak hastanın mutlak surette iyileşeceğini taahhüt edemez. Bu nedenle, hekimin sorumluluğu bir “sonuç sorumluluğu” değil, bir “özen sorumluluğu” (yükümlülüğü) olarak karşımıza çıkar.

2.2. İstisna: Eser Sözleşmesi (TBK m. 470 vd.)

Vekalet sözleşmesi kuralının en önemli istisnası, hekimin hastaya estetik ve güzelleştirme amacıyla müdahalede bulunduğu (plasti ve estetik cerrahi, saç ekimi, burun estetiği vb.), diş hekimliğinde protez veya implant imal edildiği yahut tüp bebek uygulamaları gibi taraflar arasında önceden kararlaştırılan somut, ölçülebilir ve görsel bir “sonucun” (eserin) meydana getirilmesinin taahhüt edildiği hallerdir.

Bu durumlarda ilişki, TBK m. 470 uyarınca “eser sözleşmesi” niteliği kazanır. Eser sözleşmesinde yüklenici konumunda olan hekim, sadece özenle çalışmakla kurtulamaz; taahhüt ettiği somut sonucu (eseri) ayıpsız olarak teslim etmekle yükümlüdür. Estetik ameliyat sonrasında taahhüt edilen görsel sonucun gerçekleşmemesi veya asimetri oluşması halinde, hekim tıp kurallarına uyduğunu iddia etse dahi, eser sözleşmesinin sonuç garanti eden yapısı gereği sorumluluktan kurtulamayacaktır (Yargıtay 6. HD / Kapatılan 15. HD uygulamaları).


3. Hekimin Özen Borcunun Sınırları ve “En Hafif Kusur” Kuralı

3.1. Özen Borcunun Hukuki Kapsamı (TBK m. 506/2)

TBK m. 506/2 hükmü uyarınca; “Vekil, üstlendiği iş ve hizmetleri, vekalet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.” Vekilin (hekimin) özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihatlarında ve özellikle makalemizin ekinde tam metni sunulan E. 2025/4003, K. 2026/1334 sayılı kararında vurgulandığı üzere:

“Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur (TBK m. 506). O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir.”

3.2. Asgari Tereddüt ve Araştırma Yükümlülüğü

Hekimin özen borcu, sadece tedavi anıyla sınırlı değildir. Müdahalenin tüm aşamalarında (teşhis, ameliyat öncesi hazırlık, operasyon ve post-operatif bakım) titiz bir ihtimam ve dikkat gösterilmesi zorunludur. Hekim, asgari düzeyde dahi olsa bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak laboratuvar, görüntüleme veya konsültasyon araştırmalarını yapmak, koruyucu tedbirleri almak ve çeşitli tedavi yöntemleri arasında seçim yaparken hastayı en az risk altına sokacak emin yolu tercih etmekle yükümlüdür. Aksi takdirde vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılarak kusurlu kabul edilir.


4. Komplikasyon ile Malpraktis Ayrımı: Tıp Hukukunun Temel Taşı

4.1. Komplikasyon (İzin Verilen Risk) Kavramı ve Hukuki Sonucu

Komplikasyon; tıbbi standartlara, güncel tıp ilim ve fenninin kurallarına tam olarak uyulmasına, gerekli tüm ihtimam ve özenin gösterilmesine rağmen, müdahalenin doğası gereği ortaya çıkabilecek olan, önceden tamamen öngörülemeyen veya öngörülse dahi engellenemeyen olumsuz sonuçlar ve istenmeyen durumlardır.

Örneğin; bir böbrek ameliyatı esnasında anatomik varyasyon nedeniyle bir damarın kanaması, penisilin enjeksiyonu sonrasında daha önce alerji öyküsü olmayan hastada anafilaktik şok gelişmesi veya cerrahi müdahale sonrası yara yerinde enfeksiyon oluşması, tıp kurallarına uyulduğu sürece birer komplikasyon (izin verilen risk) kabul edilir. Hukuki Sonuç: Komplikasyon halinde hekimin mesleki bir kusuru bulunmadığından, kural olarak cezai ve hukuki (tazminat) sorumluluğu doğmaz.

4.2. Malpraktis (Tıbbi Kötü Uygulama) Kavramı ve Hukuki Sonucu

Malpraktis (Tıbbi Kötü Uygulama); Türk Tabipleri Birliği Hekimlik Meslek Etiği Kuralları’nın 13. maddesinde “bilgisizlik, deneyimsizlik ya da ilgisizlik nedeniyle bir hastanın zarar görmesi, hekimliğin kötü uygulaması” olarak tanımlanmıştır.

Hekim; tıp biliminin kabul ettiği standart tanıma ve tedavi yöntemlerini uygulamazsa, uzmanlık alanının gerektirdiği mesleki bilgi ve beceriden yoksun davranırsa, sterilizasyon kurallarına uymazsa, hastanın ameliyat sonrasında vital bulgularını (tansiyon, nabız, kanama takibi vb.) izlemezse yahut yanlış ilaç/doz uygularsa ortada bir komplikasyondan değil, doğrudan malpraktisten (kusurlu sorumluluktan) söz edilir. Hukuki Sonuç: Malpraktis varlığında hekim, hastanın uğradığı tüm maddi ve manevi zararları tazminle yükümlü olduğu gibi; somut olayın ağırlığına göre TCK m. 85 veya 89 uyarınca taksirle ölüme yahut yaralamaya neden olma suçundan ceza mahkemenlerinde yargılanır.


5. Aydınlatma Yükümlülüğünün Komplikasyon ve Malpraktis Rejimindeki Yeri

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2026 yılında verdiği emsal kararlar, komplikasyon savunmasının ardına sığınılmasını engellemek amacıyla “aydınlatma yükümlülüğü” ile tazminat sorumluluğu arasında kopmaz bir hukuki bağ kurmuştur.

5.1. Aydınlatma Yükümlülüğünün Kapsamı ve İspat Yükü

Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 15 ile 20. maddeleri uyarınca hekim; hastanın sağlık durumunu, konulan teşhisi, uygulanacak tedavi yöntemini, bu tedavinin olası faydalarını ve muhtemel risklerini, alternatif tedavi seçeneklerini ve tedaviyi reddetmenin sonuçlarını hastaya anlayacağı bir dille aktarmak ve onun özgür iradesiyle rızasını (onamını) almak zorundadır.

İspat hukukunun altın kuralı (TMK m. 6 / HMK m. 190) gereğince, hastanın usulüne uygun şekilde aydınlatıldığını ve rızasının alındığını ispat yükü tamamen hekime ve hastaneye aittir. Hastanın sadece basılı bir matbu fona imza atması (özellikle içerik boşlukları doldurulmamış genel onam formları), Yargıtay tarafından geçerli bir aydınlatma olarak kabul edilmemektedir.

5.2. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin “Üçlü Sorumluluk Kriteri”

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin E. 2025/4003, K. 2026/1334 sayılı içtihadında tıp hukukuna yön veren şu üç ilke kesin olarak hükme bağlanmıştır:

  1. Tam Sorumsuzluk Hali (Hukuka Uygunluk): Hastanenin/hekimin aydınlatma yükümlülüğünü eksiksiz yerine getirmesi, hastanın geçerli rızasının alınması ve tıbbi standartlara uygun davranılması halinde meydana gelen olumsuz sonuçtan (komplikasyondan) hekim sorumlu tutulamaz.
  2. Aydınlatma Eksikliğinde Komplikasyon Sorumluluğu: Hekim tıbbi standartlara tamamen uygun davranmış olsa ve meydana gelen sonuç teknik olarak bir “komplikasyon” niteliği taşısa dahi; eğer hastaya aydınlatma yükümlülüğü yerine getirilmemiş veya hastanın rızası alınmamışsa, hekim ve hastane meydana gelen zarardan sorumlu tutulur. Zira hasta, riski önceden bilseydi belki de o ameliyatı olmayacak veya riskli tedaviyi reddedecekti.
  3. Malpraktis Halinde Aydınlatmanın Etkisizliği: Ortada bir malpraktis (tıbbi kusur/ihmal) bulunması halinde ise; hastaya aydınlatma yükümlülüğü mükemmel şekilde yerine getirilmiş ve hastanın en geniş rızası alınmış olsa dahi hekim sorumluluktan kurtulamayacaktır. Hiçbir hasta, hekimin kusurlu veya tedbirsiz davranmasına rıza gösteremez (TMK m. 23/24).

6. Sonuç ve Değerlendirme

Tıbbi müdahalelerden doğan uyuşmazlıklarda hekimin sorumluluğu, vekalet sözleşmesinin özen borcu temelinde şekillenmekte olup; hekim mesleğinin gerektirdiği en hafif kusurdan dahi sorumlu tutulmaktadır. Uygulamada ve yargılamalarda hekimler ile sağlık kuruluşlarının malpraktis iddialarına karşı en temel savunması olan “komplikasyon” meşruiyeti, ancak ve ancak iki şartın birlikte varlığı halinde kabul görmektedir: (1) Müdahalenin güncel tıp ilim ve fenninin standartlarına tam uygun gerçekleştirilmiş olması, (2) Hastanın bu komplikasyon riski hakkında müdahale öncesinde usulünce aydınlatılarak yazılı rızasının alınmış bulunması.

Avukatlar tarafından yürütülecek malpraktis yargılamalarında; sadece tıbbi hatanın varlığına odaklanılmamalı, hastane dosyası ve hasta muayene/müdahale formları incelenerek “aydınlatılmış onam” belgelerinin geçerliliği, hastanın operasyona dair spesifik riskler konusunda bilgilendirilip bilgilendirilmediği ve ispat yükünün hekim/hastane üzerinde olduğu hususu daima ön planda tutulmalıdır.


Kaynakça

  • EREN, Fikret: Borçlar Hukuku Özel Hükümler, 9. Baskı, Yetkin Yayınları, Ankara 2021.
  • ZEVKLİLER, Aydın / GÖKYAYLA, Emre: Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri, 22. Baskı, Turhan Kitabevi, Ankara 2022.
  • HAKERİ, Hakan: Tıp Hukuku, 20. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2022.
  • AŞÇIOĞLU, Çetin: Tıbbi Yardım ve Müdahalelerden Doğan Hukuki Sorumluluk, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2015.
  • Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 11.03.2026 T., E. 2025/4003, K. 2026/1334.
  • Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 20.10.2025 T., E. 2025/582, K. 2025/4981.
  • Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 29.09.2025 T., E. 2025/1481, K. 2025/6806.
  • Danıştay 10. Daire, 11.09.2024 T., E. 2020/2696, K. 2024/2889.

Ek: Doğrulanmış Yargıtay İçtihadı Tam Metni

Künye: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2025/4003, K. 2026/1334, Tarih: 11.03.2026
Erişim Kaynağı: T.C. Adalet Bakanlığı Mevzuat ve İçtihat Bilgi Sistemi (documentId: 1217238500)
Karar Özeti: Hekim ve hastane ile hasta arasındaki ilişkinin vekalet sözleşmesi niteliğinde olduğu, vekilin en hafif kusurundan dahi sorumlu bulunduğu; tıbbi müdahale neticesinde meydana gelen zararın komplikasyon sonucu olması halinde dahi aydınlatma yükümlülüğü yerine getirilmemişse hekimin sorumlu tutulacağı, malpraktis (tıbbi kötü uygulama) varlığında ise aydınlatma yapılmış olsa bile sorumluluğun ortadan kalkmayacağı hakkında.

T.C.
YARGITAY
3. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2025/4003
KARAR NO: 2026/1334
KARAR TARİHİ: 11.03.2026

MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi  
SAYISI : 2022/3221 E., 2025/822 K.  
İLK DERECE MAHKEMESİ : ... Asliye Hukuk (Tüketici) Mahkemesi  
SAYISI : 2016/... E., 2021/625 K.  

Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:  
I. DAVA  
Davacılar vekili; müvekkili ...'in 2-3 yıl önce bacak ağrılarından dolayı ... Devlet Hastanesi'ne gittiğini ve yapılan tetkikler sonucu kendisine iltihaplı kas ve eklem romatizması tanısı konulduğunu, ancak daha sonra ...'ün küçük bir il olması ve tedavi imkanlarının kısıtlı olması nedeniyle müvekkilinin başka illerde başka hastanelere gittiğini, en son davalı hastanede diğer tüm teşhis ve bulgular yok sayılarak sorunun kalçada değil sağ dizinde olduğunu söylediğini, bunun üzerine müvekkilinin hiçbir sorunu olmayan dizinden 05.04.2016 tarihinde davalıya ait ... Hospital Hastanesi'nde diz eklemi kıkırdağının ilerleyici ve dejeneratif bir hastalığı olan gonartroz ameliyatı olduğunu, müvekkilinin geçirdiği bu operasyon sonucunda yürüme fonksiyonunu büyük ölçüde kaybettiğini, ayrıca kalça kemiğinden ameliyat olması gerekirken olmadığı için ağrılarının giderek arttığını ve bu şiddetli ağrılardan dolayı geceleri bile uyuyamaz hale geldiğini, müvekkillerinin bu durumdan derin bir elem ve ızdırap duyduğunu ve bu yüzden kendisinin en temel ihtiyaçlarını bile karşılayamaz duruma geldiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile davacı ... için 50.000,00 TL, davacı ... için 100.000,00 TL olmak üzere toplam 150.000,00 TL manevi tazminatın ve davacı ... için 10.000,00 TL maddi tazminatın davalıdan alınarak davacılara ödenmesine karar verilmesini istemiştir.  
II. CEVAP  
Davalı vekili; yetki itirazında bulunarak davacıyı muayene eden ve ameliyatı gerçekleştiren hekimlerin davalı olarak gösterilmediğini, davanın ... A.Ş.’ye ihbar edilmesi gerektiğini, dava dilekçesinde tıbbi belge sunulmadığını, sadece şifahi beyanlara dayanıldığını, davacının iltihaplı romatizma hastalığı bulunduğunu, buna bağlı olarak davacının sistemik hastalıklara da sahip olduğunu, davacıya dava dışı hekimler tarafından konulan tanı sonrasında yapılan diz ameliyatının aciliyeti olduğunu ve doğru bir yaklaşımla yapıldığını, ortada müvekkiline atfedilebilecek bir kusur bulunmadığını savunarak davanın reddini dilemiştir.  
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI  
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; somut olayda yargılama sürecinde aldırılan Adli Tıp Kurumu raporu ve öğretim üyelerinden teşkil olunan bilirkişi heyetince düzenlenen bilirkişi raporları ile sair dosya kapsamı bir bütün halinde incelendiğinde, hastanenin/hekimin aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmesi, hastanın rızasının alınması ve tıbbi standartlara uygun davranılması halinde meydana gelen zarardan sorumlu tutulmayacağı, aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmemesi veya hastanın rızasının alınmaması halinde meydana gelen zarar komplikasyon sonucu olsa dahi sorumlu tutulacağı, malpraktis (tıbbi kötü uygulama) bulunması halinde ise aydınlatma yükümlülüğü yerine getirilmiş ve hastanın rızası alınmış olsa dahi meydana gelen zarardan sorumlu tutulacağı anlaşılmakta olup, vaki olay yönünden hekimin/hastanenin tıbbi standartlara uygun davrandığı, aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirdiği, hastanın rızasının usulünce alındığı, bu sebeple davalı hastanenin meydana gelen sonuçtan sorumlu tutulması için gerekli şartların oluşmadığı, dosya kapsamında mevcut raporların denetime elverişli ve somut olayın çözümünün gerektirdiği teknik bilgileri içerdiği ve birbirleri ile uyumlu olduğu gerekçesiyle davacılar tarafından açılan davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.  
IV. İSTİNAF  
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; yargılama sırasında akademisyen bilirkişilerden oluşan bilirkişi kurulundan alınan rapor ile ameliyatı yapan hekim ve davalı hastanenin kusurlu olup olmadığının tespiti için ... Adli Tıp Kurumundan alınan 15.06.2020 tarihli uzmanlık raporunun birbiriyle uyumlu olup, davacı hastaya yapılan ameliyatın güncel tıp ilim ve fennine uygun olarak yapılan bir hukuka uygun tıbbi müdahale olduğu, dava dışı hekim ve davalı hastanenin yapılan tedavi ve ameliyatta herhangi bir kusurunun bulunmadığı anlaşıldığından İlk Derece Mahkemesince davacıların maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karar, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.  
TEMYİZ  
B. Değerlendirme ve Gerekçe  
Uyuşmazlık, hasta ile tedavi veren kurum arasındaki vekalet sözleşmesine dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.  
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle yargılama aşamasında alınan ve birbirini doğrulayan ATK ve ... hocalarından alınan bilirkişi raporlarındaki tespitlere göre temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın onanmasına karar verilmiştir.  
VI. KARAR  
Açıklanan sebeplerle;  
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370/1 maddesi uyarınca ONANMASINA,  
Fazla alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz eden davacılara iadesine,  
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,  
11.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Malpraktis Uyuşmazlıklarında Usul Çerçevesi

Tıbbi kötü uygulama (malpraktis) iddialarından doğan maddi/manevi tazminat davaları, Sağlık Bakanlığı ve devlet üniversitelerine karşı açılacak tam yargı (hizmet kusuru) davaları ile Mesleki Sorumluluk Kurulu soruşturma izni ve ceza yargılaması süreçlerinde, belgelerle birlikte hukuki değerlendirme yapılması önem taşır.

Sık Sorulan Sorular (SSS)

Hekim ile hasta arasındaki ilişkinin hukuki niteliği nedir?

Kural olarak 6098 sayılı TBK m.502 ve devamındaki vekâlet sözleşmesi hükümlerine tabidir. Estetik cerrahi, diş protezi veya tüp bebek gibi belirli bir sonucun taahhüt edildiği uygulamalarda ise ilişki eser sözleşmesi olarak değerlendirilir; bu ayrım sorumluluğun kapsamını doğrudan etkiler.

Hekim hangi derecedeki kusurundan sorumludur?

Vekâlet ilişkisinde hekim en hafif kusurundan dahi sorumludur. Hekim iyileşme sonucunu değil, tıp biliminin gereklerine uygun ve özenli davranmayı taahhüt eder.

Komplikasyon aydınlatma yapılmışsa sorumluluğu tamamen kaldırır mı?

Kaldırmaz. Aydınlatma yapılmış olsa bile ortada tıbbi kötü uygulama (malpraktis) varsa sorumluluk devam eder; aydınlatılmış onam yalnızca öngörülebilir komplikasyon riskini kapsar.

Avukat Şerafettin KAYA (Kocaeli Barosu – Sicil: 2219)
www.serafettinkaya.av.tr

Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Her uyuşmazlık kendi somut koşullarına göre değerlendirilir. Bu makale, Tıp Hukuku ve Malpraktis Külliyatı’nın bir parçasıdır.

Yararlanılan Mevzuat ve İçtihat

  • Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.17
  • 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.6
  • 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.23
  • 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.24
  • 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.85
  • 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.86
  • 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.470
  • 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.502
  • 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.506
  • 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.514
  • 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.190
  • Yargıtay 3. HD, E.2025/4003, K.2026/1334, T. 11.03.2026
  • Yargıtay 3. HD, E.2025/582, K.2025/4981
  • Yargıtay 12. CD, E.2025/1481, K.2025/6806
  • Danıştay 10. D., E.2020/2696, K.2024/2889, T. 11.09.2024

Yayın tarihi: 31.07.2026 · Son güncelleme: 16.08.2026

Hazırlayan: Av. Şerafettin Kaya · Gebze / Kocaeli · +90 534 545 23 32 · www.serafettinkaya.av.tr

Bu yazıyı paylaş

WhatsApp LinkedIn X

Aynı kategoriden diğer yazılar

Tazminat Hukuku

Sağlık Kurulu Raporuna İtiraz Nasıl Yapılır? Süre ve Usul

Sağlık kurulu raporuna itiraz nasıl yapılır, süresi kaç gündür, hakem hastane ne demektir? Engellilik raporu ve SGK maluliyet…

23.08.2026 Yazıyı oku ›
Tazminat Hukuku

Hekimin Aydınlatma Yükümlülüğü Nedir? Onam Formu Yeterli mi?

Hekimin aydınlatma yükümlülüğü nedir, onam formu tek başına yeterli mi ve ispat yükü kimdedir? Yargıtay kararlarıyla kapsam, şekil…

22.08.2026 Yazıyı oku ›
Tazminat Hukuku

Hatalı Estetik Ameliyat Nedeniyle Tazminat Davası

Hatalı estetik ameliyatta tazminat: estetik müdahale neden eser sözleşmesidir, hangi zararlar istenir ve süre nedir? Yargıtay kararıyla ayrıntılı…

21.08.2026 Yazıyı oku ›
Tazminat Hukuku

Tıp Hukuku ve Malpraktis Külliyatı: Sorumluluk Rejimleri

Malpraktiste görev: kamu→idari yargı hizmet kusuru, özel→adli yargı. Vekâlet ilişkisi, en hafif kusurdan sorumluluk, aydınlatma ve kayıt denetimi.

04.08.2026 Yazıyı oku ›
Tazminat Hukuku

Hekimlerin Cezai Sorumluluğu ve Soruşturma İzni Rejimi

Hekim hakkında ceza soruşturması Mesleki Sorumluluk Kurulu iznine bağlı. İzin yoksa soruşturma hukuka aykırı; taksir ve nedensellik ölçütleri.

03.08.2026 Yazıyı oku ›
Tazminat Hukuku

Hastanelerin Malpraktis Sorumluluğu: İspat Yükü ve Hizmet Kusuru

Özel hastane adli yargıda sözleşme ve adam çalıştıranın sorumluluğu, kamu hastanesi idari yargıda hizmet kusuru esasına göre sorumludur.

02.08.2026 Yazıyı oku ›
WhatsApp Randevu Ara