Boşanma Davalarında “Kadınlar Hep mi Kazanır?” Algısı Ne Kadar Doğru?
Toplumumuzda boşanma davaları söz konusu olduğunda kulaktan kulağa yayılan ve ne yazık ki birçok kişinin peşinen inandığı bir efsane vardır: “Mahkemeler her zaman kadından yanadır, boşanmada kadınlar hep kazanır.” vatandaşlarımızı bu konuda doğru bilgilendirmek ve hukuki dili herkesin anlayabileceği bir sadelikte açıklamak istiyorum.
Peşinen belirtmek gerekir ki; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) cinsiyet ayrımcılığı yapmaz, evlilik birliği içinde eşlere eşit hak ve yükümlülükler yükler. Boşanma davalarında kimin “kazanıp” kimin “kaybedeceğini” belirleyen unsur cinsiyet değil, kusur oranı ve tarafların iddialarını delillerle ispatlayabilme gücüdür. Şimdi bu konuyu tazminat, nafaka, velayet ve mal paylaşımı boyutlarıyla ele alalım.
1. Hukukun Temel Taşı: “Kusur Oranı” Boşanma yargılamasında hâkim, tarafların evlilik birliği içindeki tutumlarını inceler; kusursuz, az kusurlu, eşit kusurlu, ağır kusurlu veya tam kusurlu şeklinde bir belirleme yapar. Kararın aleyhe veya lehe olmasının asıl ölçütü budur. Kusurun derecesi; boşanmanın olup olmayacağını, maddi ve manevi tazminat taleplerini ve nafaka düzenlemelerini doğrudan etkiler.
2. Tazminat Taleplerinde Gerçekler TMK Madde 174 uyarınca maddi ve manevi tazminat talep edebilmenin temel koşulu, tazminat isteyen tarafın kusursuz ya da diğer taraftan daha az kusurlu olmasıdır. Eğer bir kadın boşanmaya sebep olan olaylarda ağır kusurluysa (örneğin sadakat yükümlülüğünü ihlal etmiş yani zina yapmışsa, eşine şiddet uygulamış veya ağır hakaretlerde bulunmuşsa), hiçbir şekilde maddi veya manevi tazminat alamaz. Aksine, kişilik hakları saldırıya uğrayan ve daha az kusurlu olan erkek eş, ağır kusurlu kadın eşten maddi ve manevi tazminat kazanabilir.
3. Nafaka Sadece Kadına mı Verilir? Toplumdaki en büyük hukuki yanılgılardan biri de nafakanın sadece kadına tanınmış bir hak sanılmasıdır. TMK 175. maddesinde düzenlenen “yoksulluk nafakası”, kanunda cinsiyet belirtilmeksizin şu şekilde tanımlanır: “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir”. Burada dikkat edilmesi gereken kriterler, kişinin boşanma ile yoksulluğa düşecek olması ve boşanmada daha ağır kusurlu olmamasıdır. Yargıtay kararlarında da açıkça belirtildiği üzere, ağır kusurlu eş yararına (kadın dahi olsa) yoksulluk nafakası bağlanamaz. Şartların oluşması halinde erkek eşin de kadın eşten yoksulluk nafakası almasının önünde hiçbir yasal engel yoktur.
Ayrıca çocukların bakımı için verilen “iştirak nafakası”, velayet hakkı kendisine verilmeyen eş tarafından ödenir. Eğer mahkeme çocuğun velayetini babaya vermişse, mali gücü oranında çocuk için iştirak nafakası ödemekle yükümlü olan taraf bu kez kadın eş olacaktır.
4. Velayet Her Zaman Anneye mi Verilir? Halk arasındaki “çocuk küçükse her zaman anneye verilir” algısı da eksik bir bilgidir. Velayet düzenlemesinde yasalarımızın ve mahkemelerimizin esas aldığı tek bir kırmızı çizgi vardır: Çocuğun üstün yararı. Çocuğun bedensel, fikri ve ahlaki bakımdan en iyi şekilde gelişebilmesi için hangi ebeveynin ortamı daha uygunsa, velayet ona verilir.
Velayet kararı verilirken mahkeme, bünyesinde bulunan uzman pedagog, psikolog ve sosyal çalışmacılardan “Sosyal İnceleme Raporu” (SİR) talep eder. Uzmanlar tarafların evlerine gider, ebeveynlerin psikolojik ve sosyal durumlarını, çocukla kurdukları bağı ve yaşam koşullarını inceler. Eğer annenin yaşam tarzı, psikolojik durumu, bağımlılıkları veya çocuğa karşı ilgisizliği/şiddeti çocuğun gelişimine zarar verecek nitelikteyse, velayet hakkı babaya verilmektedir.
5. Mal Paylaşımı: Kanun Kimi Korur? Türkiye’de 1 Ocak 2002 tarihinden itibaren “Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi” yasal mal rejimi olarak uygulanmaktadır. Bu kurala göre, evlilik süresince elde edilen mallar (maaşlar, alınan ev veya araçlar vb.) boşanma anında kural olarak eşler arasında yarı yarıya paylaşılır. Bu sistem kadın ya da erkeği değil, evlilik birliği içindeki “ortak emeği” korur.
Burada kusur oranının mal paylaşımını etkilediği çok önemli bir istisna vardır: TMK Madde 236/2 uyarınca, eğer boşanma davası “zina (aldatma)” veya “hayata kast” nedenine dayanıyorsa, hâkim kusurlu eşin mal paylaşımındaki payını hakkaniyete uygun olarak azaltabilir veya tamamen ortadan kaldırabilir. Yani ağır kusurlu bir davranış sergileyen taraf, mal varlığı üzerindeki haklarını kaybedebilir.
Sonuç Olarak Görüldüğü üzere Türk Aile Hukuku’nda cinsiyete dayalı bir “mutlak galibiyet” söz konusu değildir. Davaları cinsiyetler değil; somut deliller, yasal iddiaların gücü, ispatlanan kusur durumu ve davanın bir uzman tarafından ne kadar doğru yönetildiği kazandırır. Kulaktan dolma bilgilerle veya internetten bulunan hazır dilekçelerle hareket etmek ciddi hak kayıplarına yol açmaktadır. Boşanma gibi hayatınızın geri kalanını derinden etkileyecek hassas bir süreçte adil bir sonuç alabilmek için uzman bir avukattan profesyonel hukuki destek almanız elzemdir.
Ofisimiz Gebze Adliyesinin yanında, ulaşımı kolay bir noktadadır. Mevlana Mah. Issıkgöl Cad. No: 99 Kat: 1 Daire: 23 41400 Gebze/Kocaeli av.serafettinkaya@gmail.com T : +90 534 545 23 32








