gebze ceza avukatı
|

SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ ÜYELİĞİ SUÇU, UNSURLARI VE YARGITAY UYGULAMASI

Giriş

Türk Ceza Kanunu’nun 314. maddesinde düzenlenen “Silahlı Örgüt” suçu, devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı işlenen en ciddi suç tiplerinden biridir. Özellikle son yıllarda artan yargılamalar ve Yargıtay 16. Ceza Dairesi (yeni 3. Ceza Dairesi) ile Ceza Genel Kurulu’nun oluşturduğu yerleşik içtihatlar, bu suçun sınırlarını ve unsurlarını yeniden şekillendirmiştir.

Bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nde, “terör örgütü üyeliği” suçlamasıyla karşı karşıya kalan bireylerin hukuki durumunun, somut delillere, Yargıtay’ın belirlediği kriterlere ve kanunun lafzına uygun olarak değerlendirilmesi hayati önem taşımaktadır. Bu makalede, silahlı terör örgütü üyeliği suçunun yasal çerçevesini, maddi ve manevi unsurlarını ve özellikle etkin pişmanlık müessesesini detaylıca ele alacağız.

1. Yasal Çerçeve ve Suçun Tanımı

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 314. maddesinin 2. fıkrasına göre; silahlı örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir. Ancak bu suç, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu (TMK) kapsamına girdiğinden, TMK’nın 5. maddesi uyarınca verilecek ceza yarı oranında artırılır. Dolayısıyla, silahlı terör örgütü üyeliği suçunun temel cezası uygulamada 7 yıl 6 aydan başlayıp 15 yıla kadar çıkabilmektedir.

Terör örgütü; cebir ve şiddet kullanarak, baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasa’da belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak amacıyla kurulan suç örgütleridir.

2. Örgüt Üyeliğinin Maddi ve Manevi Unsurları

Her örgütsel temas veya ilişki “üyelik” olarak nitelendirilemez. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, bir kişinin silahlı terör örgütü üyesi olarak kabul edilebilmesi için şu unsurların bir arada bulunması gerekir:

A. Organik Bağ Kriteri Failin örgütle kurduğu ilişki; canlı, geçişken, etkin ve faili emir ve talimat almaya açık tutan bir “organik bağ” niteliğinde olmalıdır. Sadece sempati duymak, fikirlerini benimsemek veya yayınlarını okumak üyelik için yeterli değildir.

B. Eylemlerde Süreklilik, Çeşitlilik ve Yoğunluk Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarına göre; kişinin eylemlerinin örgütsel bir nitelik taşıması yetmez; bu eylemlerin süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk göstermesi şarttır. Örgüt üyesi, kendi iradesini örgütün iradesine terk eden, verilecek görevleri sorgulamaksızın yerine getirmeye hazır olan kişidir.

C. Hiyerarşik Yapıya Dahil Olma Üyelik suçunun oluşabilmesi için failin örgütün hiyerarşik yapısı içerisine dahil olması gerekir. Hiyerarşi, ast-üst ilişkisini ve emir-komuta zincirini ifade eder.

3. FETÖ/PDY Yargılamalarında Özelleşen Kriterler

Yargıtay 16. Ceza Dairesi, özellikle FETÖ/PDY yargılamalarında örgüt üyeliğini tespit ederken, örgütün kendine has “gizlilik” ve “hücre tipi” yapılanmasını dikkate alarak bazı spesifik kriterler geliştirmiştir:

  1. Örgütsel Haberleşme Araçları (ByLock vb.): Yargıtay, örgüt mensuplarının gizli iletişim için kullandığı programların (ByLock gibi) teknik verilerle tespit edilmesini, örgüt üyeliği için yeterli ve güçlü bir delil kabul etmektedir.
  2. Bank Asya Hesap Hareketleri: Sadece hesap sahibi olmak suç değildir. Ancak örgüt liderinin talimatı üzerine (özellikle 2014 yılı başındaki çağrıdan sonra) para yatırmak, katılım hesabı açmak örgütsel faaliyet ve üyelik delili sayılmaktadır.
  3. Örgütsel Toplantılar ve Sohbetler: Örgütün ideolojisinin aşılandığı, örgütsel bağlılığın artırıldığı toplantılara süreklilik arz edecek şekilde katılmak üyelik göstergesidir.
  4. Hiyerarşik Konum (Yedi Katlı Piramit): Yargıtay, örgütü 7 katmanlı bir piramit olarak tanımlamıştır. Genellikle 3. katman ve üzerindeki kişilerin (ideolojik örgütlenme tabakası ve yukarısı) örgütün nihai amacını bildiği ve üye/yönetici statüsünde olduğu kabul edilirken; 1. ve 2. katmandaki (halk ve sadık tabaka) kişilerin durumu, kast ve hata hükümleri (TCK m.30) çerçevesinde değerlendirilmelidir,.

4. “Yöneticilik” ve “Üyelik” Ayrımı

Uygulamada sıkça karıştırılan hususlardan biri de “yöneticilik” ile “üyelik” vasfıdır. Yargıtay’a göre yönetici; örgütün faaliyetlerini düzenleyen, emir ve talimat veren, inisiyatif sahibi kişidir. Örgüt içindeki her görev (örneğin ev abiliği, semt imamlığı, öğretmenlik gibi) doğrudan TCK 314/1 kapsamındaki “yöneticilik” suçunu oluşturmaz. Bu görevler genellikle TCK 314/2 kapsamındaki “üyelik” faaliyeti olarak değerlendirilir. Yöneticilik için geniş bir alanda sevk ve idare yetkisi aranır,.

5. Etkin Pişmanlık (TCK Madde 221)

Müvekkillerimiz için en kritik savunma araçlarından biri TCK 221. maddede düzenlenen etkin pişmanlıktır. Bu madde, terör örgütünün çözülmesini sağlamak amacıyla getirilmiştir.

  • Soruşturma Başlamadan Önce Teslim Olma (Cezasızlık): Kişi, hakkında bir soruşturma başlamadan veya yakalanmadan önce kendiliğinden örgütten ayrılarak teslim olur ve örgüt yapısı/faaliyetleri hakkında bilgi verirse, hakkında cezaya hükmolunmaz (TCK 221/4-1. cümle),.
  • Yakalandıktan Sonra Bilgi Verme (Ceza İndirimi): Kişi yakalandıktan sonra örgütün yapısı ve faaliyetleri hakkında faydalı bilgiler verirse, cezasında 1/3’ten 3/4’e kadar indirim yapılır (TCK 221/4-2. cümle).

Önemli Not: Etkin pişmanlıktan yararlanabilmek için verilen bilgilerin “samimi”, “elverişli” ve örgütü deşifre etmeye yönelik olması gerekir. Yargıtay, yakalandıktan sonra verilen bilgilerin örgütteki konumla uyumlu olmasını aramaktadır.

6. Sonuç ve Hukuki Değerlendirme

Silahlı terör örgütü üyeliği suçu, ağır yaptırımları ve infaz rejimindeki katı kurallar (koşullu salıverilme oranının 3/4 olması gibi) nedeniyle titizlikle yönetilmesi gereken bir süreçtir. Yargılama aşamasında; sanığın eylemlerinin sempati düzeyinde mi kaldığı, yoksa hiyerarşik yapıya dahil olup olmadığı, delillerin hukuka uygunluğu ve etkin pişmanlık şartlarının oluşup oluşmadığı, uzman bir bakış açısıyla irdelenmelidir.

Özellikle FETÖ/PDY gibi yapılarda, örgütün nihai amacını bilmeyen, sadece dini duygularla hareket eden alt tabakadaki kişilerin, TCK 30. maddesindeki “hata” hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği unutulmamalıdır.

Avukat Şerafettin Kaya Hukuk & Danışmanlık Bürosu

Similar Posts

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir